AKP giderse...
Böylesi bir durumda nasıl bir alternatifle karşı karşıya kalırız?
Diyelim ki, AKP önümüzdeki genel seçimlerde tek başına hükümet olabilecek oyu alamadı. Bu ciddi bir olasılık olarak karşımızda duruyor aslında. 'Kürt sorunu'nda ciddi bir adım atmayarak, kendi önceli hükümetlerin akıbetine uğraması hiç de şaşırtıcı bir durum olmayacak.
Peki ama bizim gördüğümüzü AKP görmüyor mu?
Kendi sonunu hazırlamak pahasına, ülkenin en önemli demokratik meselesinde ciddi bir reform yapmadığı takdirde, kendisi de hükümet olamayacak. Ve, hükümetten düştüğü andan itibaren, tüm kadroları devletin askeri bürokratik yapısı tarafından kötü bir şekilde tasfiye edilecek.
Kuşkusuz AKP bunun farkında.
O zaman niçin davranamıyor?
AKP'nin temsil ettiği sınıf çıkarı buna engeldir. Yeni burjuvazi, kendi iktidarını da tehdit edecek bir sınıfsal gücün, devrimci demokrasinin önünü açacak adımı atamaz. Bu burjuvazi için varolup olmama sorunudur. Diri bir özgürlük hareketi, AKP için sınıfsal bir korkudur. Bu hareket kendi için bir tehdit olmaktan çıkarılmadığı sürece, çatıştığı asker ve sivil devlet bürokrasisi ile her zaman uzlaşmalara girecektir.
Fakat burjuvazinin bir diğer sınıfsal çıkarı, devletten asker ve sivil vesayeti kaldırmaktır. Kendisini de haraca bağlamış bu ağır yükü sermaye sınıfının kaldırması ve devlet iktidarını tek başına alabilmesi de siyasal demokrasiyi geliştirmesiyle olanaklı.
Sermaye sınıfının bu iki çelişkili çıkarı üzerinden cambazlık yapmak AKP'ye kalmış durumda.
Devlette asker ve sivil bürokrasisinin egemenliğini bir yandan kırmak ama diğer yandan özgürlük hareketine karşı onunla işbirliği yapmak.
Zor bir iş. Ergenekon davasına rağmen zor.
Denebilir ki, özgürlük hareketi de siyasal demokrasiyi istediği halde, sermaye kesimi neden özgürlük hareketini, kendi çıkarları pahasına ezmek istiyor? Diğer bir deyişle, sermaye kesimi, iktidarı en iyimser tahminle asker ve sivil bürokrasiyle paylaşmak pahasına -kaptırmak olasılığı da var kuşkusuz- neden kendi gibi siyasal demokrasi isteyen bir hareketi ezmek istiyor?
Çünkü özgürlük hareketi, yoksulları, ezilmişleri, işçileri, işsizleri; toplumun aşağı sınıflarını temsil ediyor. Siyasal demokrasi mücadelesinde kullandığı dil devrimci bir dil. Her iki sınıf da demokrasi mücadelesi kulvarındalar ve bu alanda bir önderlik çatışması içindeler.
Liberal demokrasi sermaye kesiminin dili, devrimci demokrasi ise alt sınıfların dili.
Sermaye kendi siyasal ve toplumsal çıkarlarına uygun tarz ve zamanlama ile siyasal iktidarda alan açmaya uğraşırken, kendisine en büyük tehdit özgürlük hareketinden geliyor. Çünkü alt sınıflar, kendilerinin çıkarına olacak demokratik bir rejimi, hiç de sermaye kesiminin ağır, devletle uzlaşmalı, ileri geri giden adımları ile bağdaştıramıyorlar. Ve onların köklü demokratik istemleri, sermaye kesimini asker ve sivil vesayetten daha çok korkutuyor.
Bir anda gerçekleşmiş bir 'eşit vatandaşlık' kabusu sadece asker ve sivil bürokrasinin değil, sermayenin de uykularını kaçırıyor.
AKP hükümetini de bu çelişki götürecek.
Bir siyasal partinin temsil ettiği sınıfın çıkarları dışında temelden bir değişik politika uygulayabilmesi mümkün değildir. Kısa vadede yer yer sapmalar olsa da, bu sapmalar temsil edilen sınıfın genel çıkarları doğrultusunun dışına çıkamaz.
AKP hükümeti de, bu çelişkiyi çözebilecek tek yolu umutsuzca deniyor. Özgürlük hareketinin tasfiye edilmesi. Partilerini kapatıyor, çocuklarını hapsediyor, politikacılarını tutukluyor. Az zamanı kaldı AKP'nin. Seçimler kapıda. Bir tür çırpınma.
AKP'nin özgürlük hareketine saldırması, sermayenin yoksul kesimlere, alt sınıflara saldırmasıdır.
Alt sınıfların, sermaye sınıfı tarafından siyasal demokrasi mücadelesinden saf dışı edilmesi çabasıdır. Bunun politik ifadesi ise siyasal liberalizmin, devrimci demokrasiyi politikadan dışlamaya çalışmasıdır.
Buradaki bir başarısızlık AKP'yi götürecektir. Şimdiye kadar olan gelişmeler gösteriyor ki, AKP, devrimci demokrasiyi bir türlü tasfiye edemiyor.
Seçimler, siyasal demokrasi mücadelesinde iki sınıfın ve iki tarzın kapışması olacak.
AKP'nin, olası tek başına hükümet olamama durumu karşısında, sermaye devrimci demokrasiye karşı askeri ve sivil bürokrasiye ve onun Türk milliyetçisi partilerine yaslanacak. Bu aynı zamanda sermayenin geriletmeye çalıştığı asker sivil vesayetine teslim olması anlamı taşırken; devrimci demokrasiye karşı imha ve inkar politikasının en azgın biçimde sürdürülmesi demek.
Bunun önüne geçilmesinin tek yolu, devrimci demokrasinin güçlendirilmesidir. Bunun siyasal anlamı, BDP'nin güçlendirilmesidir.
Sosyalizmin safı bellidir. Devrimci demokrasiye güç vermek; alt sınıfların, yoksulların, ezilenlerin demokrasisini güçlendirmek. Onu, içinde tutulmaya çalışılan 'etnik' kabuktan kurtulması için, 'Türkiyelileştirmek'. Bunu gerçekleştirmek için ortak örgütlenmeyi BDP çatısı altında gerçekleştirmek. Sosyalizmin önünde duran görev budur ve.
Bu devrimci demokrasinin Fırat'ın batısına taşınması çabasıdır.
Ve sosyalizmin buna ihtiyacı var.
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun

burjuvazinin sosyal faşist alternatifine karşı bdp var
köhnemiş cumhuriyet çözülüyor. bu çözülmenin yeni devrimlere hamile kalmasından korkan her türden anti sosyalist ,sağ revizyonist,maocu revizyonistler sosyal faşizmin tam kucağına oturup kendileri ergonokoncu sosyal faşistlerin babası oldular.
bazı arkadaşlar da farkında olmadan bu revizyonistlerin şeriat korkusu ile kazdığı kuyuya düşüyorlar. aslında korkulan şeriat korkusu değil şeriatçıların yaratacağı krizin arkasında sosyalist devrim gelme korkusu. egemen güçler bu korkuya karşı şeriat gelecek maskesi ile her zaman olduğu gibi sahte solcular ile engel olmaya çalışıyor. burjuvazinin devrimci demokrat hareketi bastırmak için eskiden oldugu gibi sol görünümlü burjuva partilerini kullanması yeni değil. bu tuzağı 74 de, 77 de,görmüştük zaten.
proleter sosyalstlerin savunduğu yegane şey işçilerin sosyalist ikdarıdır. biz sosyalistler köhnemiş faşist cumhuriyetin sallanmasından ve yıkılmasından zerre üzüntü duymuyır ve bu durumu sosyalist ikdirara gidecek yolda nasıl değerlendiriiz deye kafa patlatıyoruz. bu nedenle ben abimin bdp de birleşelim görüşüne tamamen katılıyorum. ve herkesi bu görüş çağırıyorum.doğrultusunda bdp ye sahip çıkmaya
önemli not: türküm, alevi değilim. anlayana