Adaletin sefaleti
‘Adaletsiz rejimi, adaletle yıkınız’.
Gandhi
Düşünce ve basın özgürlüğünü engellemeye çalışanların yaptıkları ilk iş; nesnel nitelikli söz özgürlüğünü ortadan kaldırarak özgür düşüncelerin topluma yansıtılmasını önlemektir. Böylece sadece kendi söylediklerini yargılamaya, sorgulamaya meydan vermeden kabul görmesini sağlamaktır.
Türkiye’de müthiş bir bilgi kirlenmesi var. Yoğun bir yalan ve yanlış haber kuşatması var. Kitleler çarpıtılmış bilgilerle manipüle ediliyor. Diğer bir yöntem, gerçeklerin gizlenmesi yani sansürlemedir.
Bu kalıp ve şablonları kırarak halka gerçeği yansıtmaya çalışan kimi yayın organları ya kapatılıyor ya da yöneticilerine akıl almaz cezalar biçiliyor. Hele de sözkonusu Kürtçe yayın yapan bir gazeteyse ceza katmerleşiyor.
Kürtçe yayın yapan günlük ‘Azadiya Welat’ gazetesinin eski Sorumlu Yazıişleri Müdürü Vedat Kurşun hakkında, gazetenin çeşitli tarihlerinde çıkan sayılarında ‘terör örgütünün propagandasını yapmak’ ve ‘terör örgütü üyeliği’ suçlamasıyla 525 yıl hapis cezası istendi. Kurşun, 105 kez ‘örgüt propagandası yapmak’la suçlanıyor. Vedat Kurşun’un tutuklanmasının ardından, gazetenin Yazıişleri Müdürü ve imtiyaz sahibi görevine gelen Ozan Kılınç ise geçen hafta, gazetesinin 12 ayrı sayısında yer alan yazı, fotoğraf ve haberler nedeniyle, ‘Örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek’ ve ‘terör örgütünün propagandasını yapmak’ suçlamalarıyla 21 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
İnsana pes dedirten bu olaylar devletin zihniyetini ve hukuk anlayışını bir kez daha ortaya koydu. Basın özgürlüğünü demokrasiyle eşdeğerde değerlendirmek gerekir. Çünkü basın, kamuoyu görevi yapıyordur. Basın halkın sesidir, basın özgürlüğü halkın özgürlüğü demektir, demokratik toplumların olmazsa olmazlarından biridir. Bir hukuk devletinde basının bağımsızlığı, demokrasinin de temeli olarak algılanır.
***
Bu ülke hiçbir döneminde bir hukuk devleti olmadı. Adalet ilkesine bağlı bir yapı göstermedi. Basın ve düşünce özgürlüğü önündeki yasal-siyasal uygulama ve engellerin boyutları (verilen tüm demokratikleşme sözlerine rağmen) her geçen gün daha da büyüyor.
Türkiye, Uluslararası Sınır tanımayan Gazeteciler (RSF) Örgütü’nün yayımladığı Dünya Basın Özgürlüğü sıralamasında geçen yıl 20 sıra birden gerileyerek 175 ülke içerisinde 122. sırada yer aldı.
Tutuklu Gazeteciler Dayanışma platformu; Türkiye’nin dünya basın özgürlüğü sıralamada 22. sıraya gerilediği bilgisini vererek birçok gazeteci, yazar, aydın, sanatçı ve insan hakları savunucusunun yargılanıyor olduğu gerçeği göz önüne alındığında, basın özgürlüğü, söz ve eylem özgürlüğü konusunda koşulların giderek kötüleştiğini belirtmişti.
Kürtlerle ilgili siyasi, ekonomik, kültürel ve toplumsal konulardaki birçok haber, halka ya ulaşmamış ya da çarpıtılarak ulaşmıştır.
Dezenformasyon dizboyu. Yalanlara, iftiralara, çarpıtmalara dayalı Türk medyası habercilik etiği açısından düşünüldüğünde yalana, yanlışa dayalı utanılacak bir arşive sahiptir. O noktada şairin dediği gibi herşey yalana dairdir artık;
“Antenler yalan söylüyorsa,
yalan söylüyorsa rotatifler,
kitaplar yalan söylüyorsa,
duvarda afiş,
sütunda ilan yalan söylüyorsa,
yalan söylüyorsa umutsuz günlerin gecelerinde ayışığı,
söz yalan söylüyorsa,
renk yalan söylüyorsa,
ses yalan söylüyorsa,
ellerinizden geçinen ve ellerinizden başka her şey
herkes yalan söylüyorsa,
elleriniz balçık gibi itaatli,
elleriniz karanlık gibi kör,
elleriniz çoban köpekleri gibi aptal olsun,
elleriniz isyan etmesin diyedir.
Ve zaten bu kadar az misafir kaldığımız
bu ölümlü, bu yaşanası dünyada
bu bezirgân saltanatı,
bu zulüm bitmesin diyedir”
***
Anayasalarda ‘hukuk devleti’ deyimi devletin nitelikleri arasında yer alsa da pratikte uygulanmadı. Devletin resmi görüşü dışına taşan her türlü farklı düşünceye karşı yapılan hukuksuzluğa karşı çıkılmadı. Yaşanan son olaylardan hareketle yargının bağımsızlığını yitirdiği ve siyasallaştığını söyleyenler; gözaltında kayıplar, faili meçhuller, köy boşaltmalar, toplu mezarlar, işkenceler gibi acıların uzun yıllardır yaşandığı Fırat’ın ötesini hiç görmediler. Burdaki hukuksuzluğa karşı ya kör ve sağır oldular ya da medyanın yalanına çanak tuttular. Bir tekerlemeyle ifade edersek; “Hak yemek adet olmuş, hak yiyenler mert olmuş, bu adalet çemberinde herkes buna alet olmuş”.
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
