sınır ötesi harekat ve anti-emperyalistler

türk ordusu sınırı aşarak terör batağına girmiş bulunuyor. evel eskiden beridir genelde kürt, özelde pkk ve terör sorunu olarak tanımlamalar devlet erkanı tarafından kriminal veya askeri operasyonal bir durum olarak ele alınıyordu. şimdilerde bu tanımlama açıktan savaş olarak görülmeye başlandı. kürt sorunu karşısında "duyarlı" olan kimi çevreler tamamen susturuldu ve bastırıldı. hazırlık aşamasında türk tarafı elinden geleni yapmış ve hazırlanmıştı aynı şekilde bastırılmak istenen kuvvetler de...
bu harekat türk tarafının da hiç ummadığı ama küçük bir olasılık olarak elbette hesabettiği sonuçlar doğuracaktır. bunları önceden tam olarak kestirmek mümkün olmasa da yakın gelecek için olasılık hesabı köxüz yazarları tarafından yapılmaktadır. bu olasılıklardan ikisi aşağıda yapılacaktır. peki şu tutarlı anti-emperyalistlerimiz ne yapacaktır, gündem tam da onların gündemidir. yakın süreçte kürtler askeri anlamda daralma yaşayabilir ama her rezaletin bir fazileti vardır. bu daralma geniş coğrafya (belki de ortadoğu'dan fazla) içinde ittifaklar nezdinde (bölgedeki tüm anti-emperyalistler, kürtler, müslümanlar ve dahi tüm halk/ulus ezilenleri) sadece bireysel/kolektif yapılarda değil, siyasi yapılarda da bir genişlemeye yol açacaktır.
ortadoğu kadim uygarlıklardan beri bir cehennemdir. bu cehennem iki büyük din tarafından toparlanmış ve bir yeryüzü barış cenneti olarak kendi rönesansını yaşamıştır. bu harekat böylesi bir rönesansın üçüncüsünü gündeme getirebilir ve büyük ihtimal de bu konu politik teoride tartışılacaktır. üçüncüsünün gerekliliği bölgenin ulus/devletlere bölünmesi sebebiyle bir türlü sonu gelmeyen dini veya etnik boğazlaşmalardır. bu cehennem de ancak bu putların kırılması ile mümkündür.
harekat abd desteğiyle yapıldığından bu harekata ilk tepkiler de direkt olarak abd'ye karşı duruşlarda kendini göstermiştir. kuzey kürdistan'da zaten bu bilinç fiili olarak da gözlemlenmiş ve bilince çıkarılmıştır. hatırlanırsa abd bölgede bir üs kiralayacak yer dahi bulamadan türkiye'yi atlamak zorunda kalmıştı. pkk'ye destek veren yoksul kadın ve gençlik otomatik olarak abd'ye karşı refleks sahibi olmuşlardır. bu çok önemli bir kazanımdır. bu kazanım şimdilerde değişik ittifakları da etrafında toplayabilecektir.
abd veya avrupa emperyalizmi bölgede bu ulusal boğazlaşmalar sayesinde vardırlar, bu savaşlar olmasa kapitalizm de kendi bunalımları ile başedemeyecek, genişleme imkanı bulamayacak ve yıkılacaktı. aslında çok basit görünen hedef; eğer bölge yoksulları, emekçileri, işçi kadın ve gençleri arasında bilince çıkamıyorsa bunun nedeni öncülerinin politik yetmezliğindedir. ya da meşhur bir ifade ile mevcut bunalım öncülerin bunalımıdır aslında. bu harekat öncülerin bunalımları üzerinde olumlu bir etkide bulunur mu, bilinmez ama biraz da olsa sorgulamalar olacaktır.
bölgede varolan öncüler kendilerini anti-emperyalist olarak ifade etmekte ya da böylesi amaçları olan örgütleri desteklemektedirler. bölgede en etkin güç olan abd emperyalizmine karşıdırlar, en azından lafzi olarak bu böyledir. şimdi ise tutarlı anti-emperyalist olmak icabeder, sınav zamanıdır böylesi büyük harekat veya hareketlenmeler. karşı devrimin şu çok küçük cephesinde bile tutarlı devrimci tavır gösteremeyenler; büyük bir evrensel savaşta (hele hele toplumsal devrimlerde) asla tutarlı olamayacaklardır.
abd emperyalizmi gop ile kendi programına uygun olarak hareket etmektedir. abd'nin bu planı uygulamada değişik konaklar gerektirdiğini ve bunların zorluk derecelerini de hesaplamaktadır. dünyanın en genç kapitalist ulusu elbette ki yaşlı avrupaya göre daha dinamik olmasından dolayı imparatorluk hesabı yapan ve bu hesabı fiili uygulamaya döken tek emperyalist güçtür. bu gücü tümden devirmek çok zor fakat aynı zamanda çok kolaydır da...
abd nin hatırı sayılır bir kapitalist birikimi vardır fakat o asıl olarak politik ve askeri gücüyle kendini varetmektedir. ortadoğu hesaplarında ab'yi de yanına almakta ve hatta uzak dünyanın emperyalistlerini de arkasına alabilmektedir. düzenli bir orduya sahip olanlar dahi abd ile bu alanda çarpışamamaktadırlar. öyleyse savaş alanı abd'nin veya bölgedeki herhangi bir devletin seçtiği alanda değil, bizzat demokrasi güçlerinin seçtiği alanlarda olacaktır. ama geniş satıhta savaşçı pireleri çoğaltmak pekala mümkündür.
gerilla savaşı aynı zamanda pireler savaşıdır. darbeler küçük ama etkisi bütün bedende genel bir devinimdir. gerilla sadece silahlı kuvvet demektir ama niye bunun militan düzeyde silahsızı olmasın ki? "savaş bir sanat olarak ele alınmalıdır" bu devrimcilerce bilinen meşhur bir sözdür. bu sanatta ise şu taktik vardır: düşmanın fiziki olarak en zayıf yerine kuvvetleri yığmak ve düşmanın teorik olarak en kuvvetli yerinden vurmaktır.
bizim antiemperyalistlerimiz ise evvel eski cenazelerde oyun havası, düğünlerde de ağıt havası çalan çalgıcılar gibidirler. her defasında dinleyiciler tarafından iyi bir kötek yerler ama yine de bildikleri havalardan vazgeçmezler. bu durum umutsuzluğa da işarettir. ama görev umutsuzluktan umut üretmektir.
abd türkiye'yi de bizzat abd'nin kışkırttığı terör batağına çekilmek istemektedir. türkiye ise bu batağa şimdilik girmek istememekte ama bir deneme yapmak istemektedir. eğer koşullar daha müspet gelirse bölgede abd'nin bir jandarması olmaya aday olacaktır, bunu da harekat sonunda görebilecektir. kuvvetli bir ihtimal olarak tc'nin bu bataktan uzak durmaya çalışacağını kestirebiliriz.
tc'nin ne kadar ilerleyeceği (ortadoğu içlerine) dünya arenasındaki dengelerle ilgili olmakla birlikte tc'nin kendine has duruşu bölgede hamaset türünde bir hamilik olmaktan öte gitmemiştir. fakat özal dönemi bir girişkenlik tespit edilmiş ama bizzat bu girişkenlik siyasi kuvvetler (genelkurmay) tarafından önlenmiştir. yani türk genelkurmayı eğer bölgede derinlemesine bir hamilik veya kalıcı kuvvet olma yoluna gitseydi en azından bu alanda ihtiyaç duyacağı politika ve teoriye bir program düzeyinde sahip olması icabederdi. şimdilik böylesi bir program yok. her ulusun bağımsız olması ve teröre karşı olması dışında bir dış politikaya sahip olmayan tc genelkurmayı böylesi bir programı da yaratamaz zaten. küçük bir olasılık olarak genişleme olasılığı da hesap edilmelidir elbette: o da bizzat genelkurmay'ın işlediği "üst kimlik olarak türklük" ise sadece mhp içinde bir kişi (mehmet gül) tarafından savunulmuştu, ve şimdilerde bu türden üst kimlik tartışmaları devlet sınıfları içinde yapılmamaktadır, şimdilik rafa kaldırılmıştır. hatta mehmet gül'ün şimdilerde bir esamesi yoktur, eskiden sık sık tv'lere konuk olurdu. ancak dediğimiz gibi eğer tc bölgedeki meşruiyetini ab nezdinde de sağlarsa o zaman ileri gidecek zindeliğe de sahiptir.
harekatın dar (kuzey ırak) veya geniş (ırak'ın tümü ve sonra ortadoğu) ölçekli olması programımızın asgari mahiyetini değiştirmemektedir. o da dar ve geri ulusculuğa karşı geniş ve demokratik ulusculuktur. bu da ancak bölgedeki ulusların etni veya dini tanımları reddederek coğrafyaya (ortadoğu halklarına) dayanan ortadoğu demokratik cumhuriyeti veya cumhuriyetleri konfedarasyonudur. mücadelenin her konağı farklı konukları da ağırlayacaktır elbette.
bu harekatın en önemli konuğu türkiyeli anti-emperyalistlerdir. ama onlar konuk olacaklar mıdır, henüz bunu dahi bilmiyoruz. türkiye'nin anti-emperyalistleri tutarlı değillerdir. onlar gerçekten anti-amerikancı olsalar dahi abd'nin bölgedeki politikalarının farkına varırlardır. şunu biliyorlar: abd bölgeyi bölüp parçalamak ve imparatorluk kurmak istiyor? evet bu doğrudur ama bu işi sadece silahla değil bir programla yapıyor. silah sadece politikanın bir devamıdır. abd bölgedeki her türlü etniyi, dili, dini kısaca cemaatleri ulusallık mertebesine çıkararak, yani onların gerici ulusal tanıma dayanarak "ulusların kendi kaderlerini ayrı devlet kurmaya kadar tanıyarak" yapmaktadır. bu ilke tam da anti-emperyalistlerin söylediği şeydir. abd her zaman self determinasyonu tanıyarak politik bir nüfuz etmede kullanmıştır. tutarlı anti-emperyalist olmak için abd'nin yaptığını yapmamak, onun tersini yapmak gerekmektedir.
"abd'nin askeri olmayacağız" ifadesi tam da genelkurmay politikasıdır. ne yazık ki türkiye'deki devrimciler bu yanlışa düşmüşlerdir. aslında harekata bu anlamda bir destek vermişlerdir. çünkü o zamanlar toplanan güçler bu slogan yerine "tc kürdistan'dan elini çek" şeklinde bir parolaya sahip olmalıydılar. yani ezen ulus devrimcileri olarak bizler büyük bir günah işledik ve bu günahın sonucu olarak harekat gerçekleştirilmektedir.
türkiyeli devrimciler ve anti-emperyalistler (hülasa ezen ulus devrimcileri/demokratları) bu günahlarını temize çekecek bir eşiktedirler. bu eşikten aşmak için şu an fiili olarak anti-emperyalist olanların safına geçmek gerekmektedir. tc abd'nin askeri olup olmamaya bu harekatla birlikte ve asıl olarak sonuçlarını görerek bir yol izleyecektir. ama şimdilerde abd ile kurduğu ittifak ile bölgede kalıcı ve asıl bir güç olmaya adaylıktır da... o halde ab-d emperyalizmine karşı olmak demek onların ittifaklarını da bozguna uğratmak demektir. o bakımdan tutarlı devrimciler asıl olarak kendi egemenlerine karşı olmalı ve türklüğü reddederek kürtlerle birlikte bölgede en gelişmiş beyinler olarak öncülüğünü; bölgede üçüncü bir rönesans gerçekleştirerek kanıtlamalıdırlar.