İktidarı Öldürmek

Geçenlerde ünlü yayınevi Penguin’in 75. Yılı kutlandı. Bu güne kadar yayınlanan yazarlar arasında en çok beğenilen yazarlar ve eserleri ile ilk sırayı Bin Dokuz Yüz Seksen Dört ve hayvan çifliği ile ün salmış George Orwell geliyordu. Ölümünden 60 yıl geçmesine rağmen hala bu derece önemini koruyabiliyorsa ve günümüz soğuk savaşın ve psikolojisinin yarattığı travma göz önüne alındığında bile hala eski değerini koruyabiliyorsa bu eserleri ve yazarı önemsememek elde değil. Büyük çapta bir rağbet görmesi, günümüze canlılığını taşıyan bir eser olarak kalması bunun iyi bir göstergesidir.

Orwell , Bin Dokuz Yüz Seksen Dört ile alegorik bir politik roman yazarak distopik bir dünya yaratmıştır. İktidarın korku üzerine yapılandığı yönetim düşüncesini epey farklı bir dille kaleme almıştır. Korku üzerinden iktidar olmak bir yönetim modeli olarak ortaya çıkması yeni bir olgu değil anlaşılan ve tabi burada yandaş medya grubu veya kendi medya diktasını yaratabiliyorsa korku bir yönetim haline geliyor. Yönetmenin korku olduğu bir anlayış ve yaratılan milliyetçi furya ile desteklenmekle kalınmıyor tarihi geçmişi olan kültürleri de yok ederek kendi yarattığı ve yazdığı tarih ile bir kültür sentezliyor. Kültürün, coğrafyadan bağımsız gelişimini, insanların etkileşimini ve gelişimini yok sayarak kendine bir halk yaratan yönetim, bunu iktidar olmanın verdiği güç ile yapıyor.

Buna benzer birde Alan moore ‘un yazıp David Lloyd'un çizdiği çizgi romandan beyaz perdeye uyarlandığı ve yönetmenliğini James McTeigue yaptığı V for Vendetta filmi vardır. Filmde mevcut iktidarın halk üzerinde yarattığı etki bir anarşist devrimci karşısında halka uyguladığı biz olmasak kaos olur, zarar görürsünüz imajı ve bu arada her zaman bunları telafi edecek birileri vardır. Buda sadece biz iktidar olanlardır demeleri, gerçekteki sorunun kaynağı olmalarıdır aslında. Aynı zaman da yönetime karşı gelişen tehditler karşısında ülkenin bir yerinde cinayetler işleniyor, tecavüzler ortaya çıkıyor ve bir anda hırsızlık patlaması yaratılıyordu. bu halkın bir korku kapanına sürüklenmesi ve güvenirliğini teslim edecek bir emniyet arayışına mecbur bırakılması amaçlanmıştır. Yani iktidar olmak için kendi tehdidini de yaratması kaçınılmazdır. ( asıl korkunç olan da budur.)

İktidar kendi devletini yaratır, devlet kendi iktidarının temelini oluşturur. Bunun için küçük devletçiklere ihtiyacı vardır.Buda toplumun en küçük yapı birimi, ailedir. Fakat aile içerisinde iktidar erkektir. Tarihsel bir bakış açısı ile ataerkil tapı sürekli desteklenerek günümüze kadar gelmiştir. Ataerkillik, erkek otoritesine dayanan bir tür toplumsal örgütlenme düzenidir. Bu düzenin temelini erkeğin üstünlüğü fikri oluşturur; soy erkekler tarafından belirlenir, hakimiyet erkeklerindir. İktidarın hakimiyet alanı belli bir tarafa mensup olduğundan kendi egemenliğini daha kolay anlaşılabilir kılmaktadır. Dolayısıyla erkeğin iktidarı bir gücü temsil eder. Güç ve iktidar kavramları cezp edici olduğundan ihtirasa açık asıl bir tehdittir.

Farklı bir bakış açısı ile farklı bir örnek verecek olursam , tanrının yarattığı ilk insan kavramı üzerine; İnanışa göre Lilith, Âdem ile aynı zamanda ve aynı anda yaratıldıklarından Âdemin kendisine eşit olduğu görüşündedir (Tarihin ilk Feministi) bu sebeple de Âdem'e tabi olmayı şiddetle reddeder Tanrı'ya asi olur ve cennetten uzaklaştırılır. Bundan sonra Tanrı Âdem'in kaburga kemiğinden Havva'yı yaratır Havva sonuçta erkeğinin bir parçasından yaratıldığından ona tabi olur. Yani anlaşılacağı gibi din de bir iktidardır. Anlaşılacağı gibi gücü küçük yapının toplumdaki durumundan ve onun oluşturduğu yapılardan (tarikat,cemaat vb.) alır. Bunu insanlar üzerinde sistemli bir şekilde iktidarını yaratır. Aynı devlet modelinde olduğu gibi iktidar dini yaratır(örneğin Emevi devleti) din kendi iktidarını oluşturmak kendi dininin zemini hazırlar. Zaman içerisinde bu iki kavramında bir araya gelerek yani hem din hem de devlet anlayışları daha kuvvetli bir iktidar yaratabiliyor. Örneğin AKP nin bu gün uyguladığı konjektörel ılımlı İslam modeli, bir iktidar kavgasının yapıldığındandır. Son günlerin moda tabiri beyaz Kürt veya AKP nin kendi Kürdünü yaratması iktidarın verdiği güç ile ancak ifade edilebilir. Çoğulcu temsil hakkını elde edememesinin nedeni özgürlükçü bir yapısının mevcut olmamasındandır. Zaten böyle bir şeyde söz konusu olamaz çünkü özgürlükçü düşünmek için toplumun fertleri ile eşit olmak zorundadır. Ama iktidarda olduğundan salt zeminde topluma inemez toplumcu ve özgürlükçü düşünemez ve bu konuda çözümde üretemez.
AKP nin kendi Kürdünü yaratmasındaki eğilim, Kürt hareketlerinin yarattığı boşluktan kaynaklanmaktadır. Kürt hareketlerinde bütün iktidar anlayışları mevcuttur. Dolayısıyla halka eğilimde herhangi bir iktidar anlayışıyla yaklaşması sonucu salt zemin yaratılamayacağı hissi yaratır. Burada halk kendi ile bütünleşen bir iktidar aramaz kendi ile eşit bir yandaş arar. Bu da demek oluyor ki aranılan kişi ne bir başbakan ne bir vekil ne de büyük bir makam ve mevki sahipleridir. Yani güç aranılan denge değildir. Bununla birlikte son dönemde tamda olması gereken bir olay oldu BDP tüzüğünde iktidarlığa nazire yaparcasına güzel bir olay gerçekleşti. Parti tüzüğüne şöyle bir madde konuldu.

"Partinin organ ve kurulları dahil olmak üzere kadınlara parti yaşamının her alan ve düzeyinde pozitif ayırımcılık uygulanır. Eşit oy alan adaylardan biri kadın ise kadın aday seçilmiş sayılır. Pozitif ayırımcılık, herhangi bir organ ya da kişinin inisiyatifine bırakılamaz."
Buradan çıkarılacak anlam, erkeğin yıllardır süre gelen iktidarını eşitlemek amacıyla sona erdirmektir. Yani kadının iktidarlığı eline geçirmesinden bahsetmiyorum. Kadının toplumdaki yeri ile erkeğin toplumdaki yerini eşitlemektir. İşte bu devrimci ve aynı zamanda da halka indirilmiş salt zeminde uygulanması beklenen iktidar yıkıcı bir harekettir.

Yaşamla barışmak için eşitlikçi bir dünyanın zeminini hazırlamak zorundayız. Eşitlikçi bir toplumun içerisinde iktidarın barınması mümkün değildir çünkü iktidar ihtiras sahibidir kendisini üstün görür eşit sayılmak küçük düşürülmüş diye algılar. Dolayısıyla iktidar var oldukça toplumda eşitlikten bahsetmek çok zordur. Her ne kadar eşit yurttaş , eşit toplum gibi kavramları sıklıkla kullansak ta burada ne kadar samimi olduğumuzu tartışmak zorundayız. Bununda tek çözümü vardır, oda var olan bütün iktidarları(bireysel iktidarı, devlet iktidarı,dini iktidarı erkeğin iktidarı, kadının iktidarı, vb. iktidarı) öldürmek, yok etmekle mümkündür. Yoksa eşitlikten bahsetmek kendimizi kandırmaktan başka bir şey değildir…

Fikret Şedal