Söz konus olan devletin çıkarları ise hukuk teferruattır(!)

Hukukun ne kadar kolay araçsallaştırılabildiğini bir kez daha gördük. Balyoz davasının akıbetinin hakim ve savcılara bırakılmayacak kadar ciddi olduğuna hep birlikte şahit olduk. Elbette hukuk her şey değildir. Ama bu kadar da edilgen bir olgu olarak görülmemelidir.

Devlet zirvesinde kritik kararlara rota çizilmesinin ilk örneği değil elbette son günlerde yaşadıklarımız.

Hukukun felsefesi vardır, ahlakı vardır, siyaseti vardır. Daha doğrusu böyle olması umulur. Toplumsal beklentiler gayet doğal olarak hukukun genel çerçevesinin çizilmesine etki eder. Bireysel hak ve özgürlüklere engel olmamak şartı ile toplumsal çıkarlar esas alınabilir. Aksi halde mahalle baskısı denilen tablo ile karşı karşıya kalırız. Bizde ise ne birey ne de toplum hukukun öznesi durumundadır. Hukukun bütün sınırlarını çizen devlet özne, insan ise nesne konumundadır.

Devletin çıkarları ile toplumun çıkarları ne ölçüde hangi koşullarda örtüşebilir, başlı başına bir tartışma konusudur. Türkiye'de bu iki olgu arasında ki yaman çelişki demokrasinin de temel handikabıdır.

Bu handikabı aşabilecek siyasetler üretmek aynı zamanda siyasal hareketlerin de geleceğini şekillendirir. Devlet algısına teslim olmuş ve toplumu onun kalıplarını kabule ikna etmeye kodlanan partiler iktidar olsalar da değişimi yönetemezler. Değişimin sahici ve toplumsal fayda eksenli seyretmesi bu anlamda siyasal hareketlerin turnusol kağıdıdır.

İster muhalefette ister iktidarda olsun, siyasi partiler politikalarının merkezine devleti mi, toplumu mu koyduklarına göre tasnif edilmelidir. Artık sağcılık- solculuk, muhafazakarlık-demokratlık, liberallik-toplumculuk gibi ayrımlar bu zeminden tartışılmalıdır.

Hukuku ortaya çıkaran toplumsal mücadelelerdir. Türkiye mevcut hukuku dar gelen ve bunun sonucunda mutat krizler yaşayan bir ülke konumundadır.

Toplumsal siyasetin yeni bir hukuk inşası, artık her zamankinden daha çok hissedilen bir ihtiyaç konumundadır. Bu hukuku salt liberal haklar olarak ele almak toplumsallaşmanın önündeki en önemli engeldir. Yoksulluk, adaletsiz gelir dağılımı bu hukukun inşası ile doğrudan ilişkilidir. Toplumun büyük çoğunluğunun gündemi ile toplumsal siyaset yapma iddiasındaki çevrelerin gündemi buluştuğunda 'devletin çıkarları' dışında da belirleyici dinamikler olduğu görülebilecektir.