Öcalan'ın izlediği kural: Değiştirmek istiyorsan, önce kendin değiş!
Öcalan'ın siyasal düşünsel rehberlik ve üretkenliğinin yanı sıra Kürtler için bir tür kolaylaştırıcı, hatta terapist olduğu söylenebilir. İşlerin 'sapa sardığı', yaşanan sorun ve belirsizliklerin farklı duruş ve duygulanımlara yol açtığı ya da açma eğilimi gösterdiği durumlarda devreye girmiş geliştirdiği çözümleme ve önerilerle Kürtlerin ve Kürt demokratik hareketinin olası 'zemin kaymalarını' önlemiş, böylece daha az problemli gelişmesini sağlamıştır.
Öcalan'ı Kürtler için önemli (hatta vazgeçilmez) kılan biraz da bu özelliğidir denebilir.
Buna karşın yazımın birinci bölümünde işlemeye çalıştığım paradoksal durum varlığını korumuş, hatta en yakın olanlarının en 'uzak' olması, en çok anlayanların bile aslında 'anlayamamış' olması gibi durum ortaya çıkmıştır.
Öcalan'ın 'beni anlayamıyorsunuz, uygulayamıyorsunuz' yönlü ifadelerine de basında sıklıkla rastlarız zaten...
* * *
Bir önceki yazımı 'Kürtler anlayabilse çok şey değişecek, işler çok daha kolaylaşacak!' cümlesiyle sonuçlandırıp, 'neyin değişeceği' konusunu da bu yazıma bıraktığıma göre yazayım:
Her şeyden önce paradokslar aşılacak. Eskisi gibi düşünsel ve ruhsal sıkışmaların yol açtığı trajediler yaşanmayacak. Kürtler, daha sağlıklı düşünen ve üreten bir toplum haline gelecek. Öcalan ile Kürtler arasındaki ciddi sosyal kültürel mesafe bir biçimde kapanmış olacak. Böylece Öcalan'ın 'yükü' de hafifleyecek. Doğru anlama ve kavrama pratikleşeceğinden Öcalan üzerindeki ulusal ve uluslararası baskı da azalacak. Tecrit önemli oranda kırılacak...
Uluslararası baskı ve tecridin önemli nedenlerinden birinin 'anlama ve uygulama' güçlüklerinden kaynaklı 'yalnızlaşma' olduğunu biliyoruz.
Doğru anlama Öcalan'ın yaşadığı 'yalnızlığı' giderecek ve Öcalan ile Kürtler arasındaki düşünsel, kültürel ve siyasal sirkülasyonu/akışı hızlandıracak. Bu da önemli bir kültürel birikime yol açacak... Direnen, itiraz eden, karşı koyan bir toplumdan; kendini yenileme ve yeniden üretme yeteneği olan bir başka toplum, yeni toplum yaratılmış olacak...
* * *
Bunlar önemli sonuçlar tabii ki...
Ancak daha başka sonuçlardan da bahsedilebilir:
Kürtler kültürel olarak geliştikçe 'sivil toplum' bilinci de gelişecek. Böylece Kürtlerde de şiddet/savaş seçeneğinin yerini 'sivil itaatsizlik', demokratik tepkiler ve talepler alacak... Toplum olarak kendi gereksinimlerini kendileri karşılamaya, ihtiyaç duyduklarını kendi yaratmaya başlayacak. Ekolojik demokratik toplumun gerçekleşmesi için daha özgürlükçü ve eşitlikçi komünal değerler kazanmış olacak. Devletten mevcut sistemden kopmayacak, sınırları değiştirmeyecek, tüm bunları meşru görecek ama kendi kendini yönetme sanatını edinecek. Kendi ekonomik birimlerini, kolektiflerini kuracak. Kooperatifçilik yapacak. Ekolojik tarıma ağırlık verecek. Kültür evleri, sanat evleri kuracak. Yerellerde kendi kendini yönetme iradesini gösterecek.
Attığı hiçbir adım, hiçbir eylemi devlet/iktidar eksenli olmayacak, demokratik ekolojik toplum eksenli olacak. Her alanda cinsiyetçi anlayış ve uygulamaları aşacak. Cinsiyet özgürlükçü bir toplum, buna dayalı bir siyasal ve sosyal algılayış geliştirmiş olacak.
Her şeye rağmen aşılmayan, varlığını devam ettiren geri feodal bölünmeler, ayrılmalar ve bunun yarattığı sorunlar aynı yoğunlukta yaşanmayacak... Dahası giderek devlete ihtiyaç duymayan bir kültürel birikim ve toplumsal örgütleyiş yaratacak...
Böylece Kürtler salt siyasal sorunlara duyarlı ona tepki veren bir konumdan çıkmış olacak... Yönünü, yüzünü topluma; toplumun kendi sorunlarına dönecek. İmhaya ve yok saymaya karşı mücadele ettiği kadar; töreye, töre cinayetlerine karşı da mücadele edecek. Örgütünü oluşturacak, yol yordam geliştirecek. Yoklukla, yoksullukla mücadele edecek. Küresel sorun haline gelen çevre ve sağlık sorunlarına karşı da aynı duyarlılığı gösterecek. Böylece daha geniş daha küresel ölçekli yapıların, mücadele cephelerinin içinde olmuş olacak.
* * *
Tüm bunlar Kürtleri değiştirmekle kalmayacak, devletin/düzenin kendisini de değiştirmiş olacak. Kürt sorununu da, genel demokratikleşme sorununun etkin parçası haline getirecek. Çözüm basamaklarını hem daha anlaşılır kılacak hem daha kabul edilebilir hale getirecek...
Kimse de Demokratik Kürt hareketine, Kürt siyasal parti ve sivil toplum örgütlerine 'bölücü', bilmem 'terörist', şöyle böyle diyemeyecek. Deme zemini kalmamış olacak. Aksine, daha meşru, daha kabul edilebilir görecek. Görmek zorunda kalacak...
Kürtler değişirken, değiştirecek çünkü...
Gözlemlerim doğruysa eğer; Öcalan'ın izlediği kural da bu...
Değiştirebilmek için değişmek...
Değişimin biricik kural şu: Değiştirebilmek için, değiş! Değiştirmek istiyorsan, önce kendin değiş!
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
