"yamyamlık" ve cinsel ilişki yasağı temeli

"yamyamlık" ve cinsel ilişki yasağı arasındaki bağlantı-bütünlüğü.., aynı zamanda, mülkiyet anlamında toplumsal örgütlenmenin de ilk adımıdır..

Doğanın (nesnel koşulların), belirleyiciliği altında yaşayan canlılardan insan türü yada bu türlerden bir bölümü ,yaşamı sürdürme dürtüsünün zorunlu sonucu olan bireysel eylem ve şiddet yerine, şiddetin yasaklandığı ve ortak paylaşım ve dayanışmanın egemen olduğu ilişkiler yaratarak, ortaklaşmacı mülkiyet temelinde ana-soylu bir örgütlenme yaratmıştır. Böylesi bir ortaklaşmayı hayata geçirebilen insansı varlıklar hızla gelişirken, yani doğaya karşı iradi müdahalede bulunup, güçlenirken aynı zamanda da çoğaldılar. Ortaklaşmacı toplum yaşam biçimi; bu canlıların doğa karşısında etkinliklerini, becerilerini ve bilinç sıçraması yaratarak da beyin yapılarını geliştirirken aynı zamanda sağlıklı çoğalmalarını da sağladı. Çoğalan bu toplulukları sürüden ayıran temel farklılık, yeme ve üreme edimleridir. Her küme, kendi kümesinden bir canlıyı yiyemez, dışarıdakini yiyebilirdi. Yine her küme, kendi kümesinde çiftleşemez, dışarıdakiyle çiftleşirdi. Türün devamını sağlayan (doğasal) iki temel dürtü olan yeme ve (üreme) çiftleşme dışa döndürülüp, içte yasaklanmakla ilk toplumsal örgütlenme oluşmuştur.
‘’Öz ananı, Başkalarının anasını,
Öz kız kardeşini, Başkalarının kız kardeşlerini,
Öz domuzlarını, Başkalarının domuzlarını,
Toplayıp yığdığın kendi öz köklerini Başkalarının toplayıp yığdığı kökleri,
Yemeyesin. Yiyesin"
(E. Reed kadının evrimi sy.278 alıntı M. Mead )
Yukarıdaki, bir Arapeş tekerlemesinde görüldüğü gibi yeme ve çiftleşme eş anlamlı olarak kullanılmakta, asıl ilginç olanda, "başkalarının" üretimlerinin (yeme ve çiftleşme anlamında insan da dahil) kendilerinin doğal hakkı gibi görünmesidir. Buradaki "kendi öz köklerini" deyimi, insan, totem hayvanı ve bitkisidir. Kısaca, kendi obasından kimseyi öldüremez, yiyemez ve cinsel ilişkide bulunamazdı.Üremenin kendisi ile bir ilişkisi olduğunu bilmeyen ve sadece kadına has bir olgu olduğunu düşünen erkek; ilkel dürtülerine rağmen, oba'daki dişilere karşı cinsel bir yaklaşım duymuyordu. Bu edimler ancak "yabancı" bir canlıya karşı geçerliydi. Bu durum bir çok toplum bilimcinin çözemediği bir olgu idi.
"(...) "Tribünün kendisinden türediğini öne sürdüğü yaratığa aynı etten nitelemesi verilir, başka tür yada kümenin üyeleriyse, taze et diye adlandırılırdı. Bir yerli kendi etinden bir kadınla evlenemez (çiftleşemez b.a.), (çiftleşme b.a.) eşini ancak yabancı (taze et) kadınlar arasından seçebilirdi. (ve önemli bir bağlantı olarak da b.a.) Bir erkek kendi etinden olan bir hayvanı (insan b.a.) yiyemez yalnızca yabancı et yiyebilirdi. (bu durum hayvanlar için de geçerliydi aynı kökten geldiğine inandığı bir hayvanı örneğin ayı, geyik yiyemezdi b.a.)" Bu çelişkili bir durum yaratmaktaydı. Bir küme erkek,.. bir başka kümenin erkeklerini öldürüyor ve yiyordu. bu erkekler, yabancı et olmaları nedeniyle, aynı zamanda kendi kız kardeşlerine eş olma hakkına sahip kişilerdi. ....(tutsak edilen bu "yabancı et" erkekler oba'da eşit olarak yaşarlardı, eşitlikleri yaşamla ilgili idi ve her an öldürülebilirdi b.a.) .. Bu tutsak "hayvanlar"ın, topluluğun bekar (yazar, ana-yanlı o yapıda evlilik diye bir kavramın ve evliliğin olmadığını, unutmuş.b.a.) kadınlarıyla çiftleşmesine izin verilmek şöyle dursun, bu yönde destekleniyorlardı bile. ... Metraux'un... bu araştırmacının söylediğine göre, savaş alanından.. dönüşte tutsaklar, yolda herhangi bir kadınla karşılaşırlarsa, -sana yiyecek olarak ben gelmekteyim- diye haykırırlardı. .. buradaki "yiyecek" sözcüğü .. hem yeme hem de çiftleşme eylemlerini anlatan ilkel deyimin içerdiği çifte anlama gelecektir." (A.g.y.sy.4-16 alıntı A.Lang kuttören ve din c.1)

………………….
2- KAN ANLAŞMASI “YİYECEK TAKASI” İLK BARIŞ ANLAŞMASI
Ana-yanlı obaların birliği olan ana-soylu kabile kurumu, genişleyip, kümelere ayrılan toplulukları bir arada tutmayı sağlamışsa da yukarıda açımladığım gibi ortak mülkiyette ilk çatlamayı da başlatmıştı. İnsanlığın kurumsal olarak geldiği ana-soylu kabile aşamasında üretim, genelde, avcılık ve bitki toplayıcılık aşamasındaydı. Hayvan ehlileştirme, araç yapımı yeni gelişiyordu. Yerleşik yaşama tam olarak geçilmemiş olunsa da artık belirli bölgelerde kışlık ve yayla yaşam tarzı sürdürülüyordu. Bu anlamda her ana-soylu kabilenin yaşam alanları (toprakları) belirli sınırlarla netleşmiştir. Kabile düzeyinde genişleyen, belirli alanda etkin olabilen bu birliklerin, “diğerleri” yani insan kabul etmedikleri kabilelerle ilişkiler daha da sıklaşmış, ayrı ana-soylu kabileler arasında yaşam alanları ile ilişkin çatışmalar artmıştı.
Kabile içi cinsel ilişki yasak olduğundan, diğer kabilelerle süren bu ilişkilerin yanı sıra üretim ilişkilerinde de barışçıl bir çözüm bulma zorunluluğu ortaya çıkmıştı. İnsanlar bu anlamda bir takım denemelere girdiler. İlk denemeler, düşman oldukları diğer ana-soylu kabileler ile "kan" anlaşmasına girmekti.
Düşman iki kabile erkekleri birbirlerinin kanını içmek yada yiyeceklerini yemek yolu ile kardeş oluyordu. Artık tüm kadınlar diğer erkeklerin kız kardeşi, tüm erkeklerde diğer kadınların erkek kardeşi idi. Çiftleşme ve yeme yasağının devam etmesine karşın, anlaşan kabileler, kendilerine yasak olan yiyeceği diğer kabile için biriktirebiliyor ve karşılıklı takas yoluyla çatışmasız ilişkilerini sürdürüyorlardı. Bu tür ilişkiler yeme yasağını bir anlamda gevşetiyor, birbirlerini öldürmeden, düşmanlık duymadan tabu olan yiyecekler yenilebiliyordu. (“Kan”) yiyecek anlaşması güvenli bir ortam yaratırken çiftleşme yasağını da genişletiyor, ayrıca ana-soylu olmayan bu ilişkiler doğal nedenlerle de olsa da bir ölüm veya bir olumsuz olay meydana geldiğinde bozulabiliyordu. Daha net söylersek, mülkiyete dayalı olmayan hiçbir ilişki (örgütlenme) kalıcı olamazdı.
İçerden çiftleşme (“cinsel ilişki”) ve yeme yasağına dayanan, ama mülkiyet ortaklığı içermeyen bu tür birlikler (aslında ilk barış anlaşmalarıdır) yeterli olmayınca, İkili temel kural (tabu) olan yeme ve çiftleşme yasağı ayrıştırılarak yeni bir ilişkiler biçimi yaratılmıştır. Bu ayrıştırmanın uzun, sancılı ve birçok deneme ve düzenlemelerle başarıldığı bir gerçektir. "Kan" anlaşması, yasakların kalkması noktasında ilk denemedir. Ayrı iki ana-yanlı kabile arasında varılan barışçıl ilişki sonraları karşılıklı yiyecek (üretim) takası, birbirleri için yiyecek ayırmaya (üretim artırma) ya dönüşmüş, son vardığı evrede ise çiftleşme yasağı kaldırılarak önemli bir adım atılmış, ikili yasak birbirinden ayrıştırılmıştır.
devam edecek.........

çapraz-eşleşme yada "yarımlar" birliği ve mülkiyet

4- ÇAPRAZ EŞLEŞME KABİLE BİRLİĞİ (EVLİLİĞİ) veya “YARIM” SİSTEMİ
Konuya başlamadan önce, kavramlarla ilgili bir konuyu tekrarlamam gerekiyor. Alıntılarda geçen “evlilik , baba , anne , kayınbirader , kayınvalide” gibi kavramların konunun geçtiği tarihsel süreçlerde kullanılmasının uygun olmadığı gerçeği ile yerine kullanılması gereken tanımlamaları sadece bir ayrım olsun diye yazacağım.
Ana-soylu Kabile birliği, genişleyen ve dağılma eğilimi gösteren oba birliklerini korumuşsa da diğer insan kümeleri arasındaki saldırganlık ve yok etme (yamyamlık) olaylarını engellememiştir. Bu yönde atılan ilk adım olan “kan” anlaşması bir geçiş sürecidir. Ayrı ana-soylu kabileler arasında başlayan ilişki ve birlik asıl olarak "çapraz eşleşme" tarzıdır. Ortak-mülkiyetlerin birliği olan kabile (fratri) giderek kabileler arası birliğe, aşiret (tribü)'e dönüşürken ikili yasaktan cinsel ilişkiyi kaldırarak bunu başardı. Artık, ayrı ana-soylu iki kabile arasında, daha güvenli bir ortamda, cinsler eşleşebiliyordu.
"E. B. Tylor.. "çapraz yeğen" sözcüklerini, "iki ana-yanlı küme arasında düzenli ve barışçıl bir biçimde eş değiştirmek üzere yapılan eşitlikçi bir evlenme anlaşması"nı belirlemede kullanıyor. ... Çapraz-yeğen çiftleşme anlaşması, ..bu bağlaşmaya göre yanlar birer "yarım" olarak tanımlanır. ... başlangıçta, iki yarım, belki de iki ayrı klandı. İkili düzeni oluşturan evrim süreci sonunda bunlar birbirlerinin karşısında olan iki fratri haline geldiler. Demek oluyor ki, gerek çapraz-yeğen çiftleşme
anlaşması, gerek toplumun ikili düzen halinde örgütlenmesi, ana-yanlı toplumsal örgütlenme dizgesinde ortaya çıkan gelişmelerdir. Çapraz-yeğen çiftleşmesine aynı zamanda evlenme kurumunun başlangıç noktası olarak bakılabilir. Ancak, bu sürecin sonunun, başlangıcıyla aynı olduğunu düşünmek büyük bir yanlış olacaktır. başlangıçta, bir erkekle bir kadın arasında çapraz-yeğen çiftleşmesi yapıldığında, ne erkek nede kadın, çiftleştiği kimseyle aynı barınağı paylaşmak durumunda değildi; çiftleşmenin böyle bir birliktelikle ilgisi yoktu. Eşleşen kimseler, ayrı, ayrı ana-soylu bölgelerde, anne ve kardeşleriyle bir arada yaşamayı sürdürürlerdi. Diledikleri zaman cinsel ilişkide bulunmak üzere görüşüyorlardı, .Bir barınağı paylaşma olgusu çapraz-yeğen çiftleşmesi evriminin son evresinde ortaya çıktı ( bu evreyi ayrıntılı açacağız, çünkü mülkiyet biçiminin değişimi ve aile'nin ortaya çıkışı bu evrede olmuştur b.a.) ve gerçek çiftlerin (evlilik b.a.) oluşmasına yol açtı." .. Bu açıdan bakıldığında, çapraz-yeğen eşler için "koca" ve "karı" terimlerini kullanmak doğru değildir. Yerli dilinde eş sözcüğüne karşılık olan terimler, yalnızca birbiri ile çiftleşen iki kişi için değil, bir kadın yada bir erkeğin çiftleştiği kimsenin bulunduğu sınıfın (küme-fratri b.a.) tüm üyeleri için kullanılır." (age. sy. 249-250)
Alıntıda görüldüğü gibi, “çapraz-eşleşme”, ana-soylu bir kabile ile bir başka ana-soylu kabile arasında yapılan çatışmasız bir çifleşme anlaşması olarak başlamıştır. Bunun başlangıcı ise kan anlaşmalarının mülkiyet temeline dayanmaması ve çifleşme yasağını daha da genişletmesi nedeniyle çözülme yaşamasındandır. Kabileler arasındaki barışcıl ilşkilerin sürmesi ama aynı zamanda çifleşmeninde var olabilmesinin geldiği zorunlu bir aşamadır diyebiliriz.
“Yapılması istenen birleşmede akrabalık (bu kan anlaşması ile olan akrabalıktır ve ana-soylu akrabalıkla ilgili değildir b.a.) bir engelse, bu akrabalığa son vermek için bir tören düzenlenir. …O sırada “Bakena mar” yani, akrabalığı bozuyoruz ve “ba bak ne kir” akrabalık bozuldu denir…aralarında olabileceği tartışılan akrabalık bağının kesilmesi için bir hayvan kurban edilir. (A.g.e. c:1 sy: 236 alıntı Evans-Prıtchard social structure)”
Çapraz-eşleşme anlaşması, ana-soylu kabileler arası barışcı ortamı koruyan ama çifleşme yasağı getirmeyen bir anlaşma olarak tarih sahnesine çıkmıştır. İki küme arası ilişkiler ciddi, anlamlı bir dizi kurallara bağlıydı. Erkeğin kadını ziyareti, bir düşmanın yada düşmanlık olasılığı olan bir yabancının varlığı demekti ki, bu esnada, en azından bir doğal ölüm bile olsa ziyaretçi sorumlu tutulurdu. Erkek gizli gider ve gizlice köyü terk eder, kesinlikle bir şey yiyemez, içemezdi. köydeki tüm (aynı kuşak) kadınlar "eşi", o, ve erkek kardeşleri tüm kadınların "kocası" idi. Yine aynı şey kendi klanındaki kadınlar için geçerliydi. Çocuklar ile ilgili bir şey söylemeye sanırım gerek yok, çünkü bu erkekler, çocuklar için, kendisinden olma olasılığı olan çocuklar da "babalar" için bir yabancıydı, Birbirlerini yenebilir ve farklı cinsten gören iki küme arasında başlayan bu ilişkiler, o dönem için tarihsel bir eşiği aşma kadar önemlidir. Daha sonraki aşamalarda, İki küme arası ilişkiler yine bir dizi kuttörenlerle gelişmeye başladı. En önemlileri, karşılıklı yiyecek takası ve kadının köyündeki anneler (kayınvalideler), erkek kardeşler (kayınbiraderler) ile ilgili olanlarıdır. " Malinowski şöyle yazıyor. "Trobriand adalarında "evlenmek" üzere olan iki kişi, herkesin içinde bir arada yemek yememelidir. Böyle bir davranış, bir yerlinin mülkiyet anlayışına olduğu gibi ahlak anlayışına da ters düşer.".. Fortune, Dobo'da bu durumu yansıtan bir örnek daha vermektedir. " Zavallı damat adayı gelecekteki kayınvalidesiyle onun ailesi yanında ne yiyebilir, nede bir şey içebilir. aç ve yorgun bir halde çalışmayı sürdürür.. öğle sularında aç, bitkin ve ter içinde.. gereksinimlerini gidermek üzere kendi köyüne kaçar.".. Bu durum bazı ilkel dillerde karşı yarımı (çiftleşme izni olan iki ayrı ana yanlı kabileden biri b.a.) anlatmak için kullanılan sözcüğün neden aynı zamanda "yiyecek" ayrımı anlamına geldiğini göstermektedir. Crawley'in yazdığına bakılırsa, "Damara yerlilerine göre evlilik ayrımı anlamına gelen oruzo sözcüğü yiyecekle ilgili bir sözcüktür." .. köyler arası kız alıp verme (ata-erkil yapılar dönemi b.a.) biçimi başladıktan sonra bile aynı ilke varlığını korudu." (A.g.e. sy.63-65 )
Yazar, damat, kayınvalide gibi tanımları kullanmış ama burada bir evlilik ve damatlık söz konusu değildir. Sadece belirli kurallarla çiftleşme obasına gidebilme özgürlüğüne sahip ve o obadan bir başka kadınla da çiftleşebilen bir kişidir. Kayınvalide ise bu kuralları denetleyen yetkili kişidir. Hatta o obadaki üst kuşak tüm kadınlar “kayınvalidesidir.” Yazar, kabile içersinde iyice daralmış bir oba ile olan çiftleşme anlaşmasını anlatıyor ama günümüz anlayışından kopamıyor.
Yukarıdaki alıntıda yazarın da ayrımına vardığı gibi çapraz (“yeğen evliliği”) eşleşme ; ne bir evlilik nede sadece çiftleşme amacı taşıyan bir buluştu. Yeni yaratılan bu ilişki biçimi ile, kalıcı, barışçıl ilişkilerin ve birliklerin oluşması amaçlanıyordu. Çapraz-eşleşme; iki obanın veya kabilenin anlaşması ile yaratılırken, bir anlamda yeni birliklerin ve ilişkilerinde temeli oluyordu. Temelinde yatan: Var olan, güvenli ortaklaşmacı yapılarını koruyarak, daha geniş ilişkiler kurma çabasıdır. Yiyecek ve üreme insanların yaşamlarını sürdürme ve çoğalma yani hayatta kalma ile ilgili temel iki olgudur. Tüm bunlara kısaca üretim diyebiliriz. İşte bu temel iki olguyu kuşku, korku ve düşmanlık altında yaşamadan, dayanışma ile yapabilmenin yollarını yaratmak için insanlık bu tür birlik çabalarına girmiştir.
" Dobo yerlilerinin yaptığı bir töreni Fortune şu sözlerle anlatıyor. " Gelecekteki kayınvalide ve pederi (çiftleşme yarımı b.a.) için çalışmadığı zaman, genç, Kendi akrabaları ile birlikte köyler arasında, evliliğe karşılık olarak alınıp verilecek armağan ve yiyecekleri toplayıp biriktirmektedir. ....Damat tarafı, (basit b.a.) ..süs eşyalarından oluşan armağanları kızın akrabalarına götürür. gelinin annesi armağanları alır ve akrabalarına dağıtır. Bundan sonra kız anası ve onun dişi akrabaları damadın köyüne gider ve tüm köyü sözüm ona süpürürler. (aslında bu çok önemli bir davranıştır ve açacağız b.a.) Bu arada bol miktarda çiğ yiyeceği armağan olarak alırlar. Köyü süpürdükten ve bu pişmemiş yiyeceğin büyük bir çoğunluğunu orada dağıttıktan sonra damadın köyünde bir kısmını pişirir, damadın akrabasına (erkeğin ana yanlı klanı ve aynı zamanda köyü b.a.) verirler, buna karşılık, onlardan daha küçük ölçüde pişmiş yiyeceği armağan olarak alırlar. Ertesi gün damadın akrabaları, büyük ölçüde pişmemiş yiyeceği armağan olarak gelinin köyüne taşır, bunu gelinin akrabasına verir, küçük bir kısmını gelinin köyünde (erkeğin anne ve kız kardeşleri b.a.) pişirir, gelinin akrabasına verir ve karşılığında gelinin akrabasından küçük ölçüde pişmiş yiyeceği armağan olarak alırlar." (A.g.e. sy. 65 )
Fortuna, kayınvalide, kayın peder ve gelin, damat deyimlerini kullanmış, ama her iki köy ana-erkil yapıda olduğundan Oradaki tüm kadınlar anne ve "kayınpeder"lerde annesinin erkek kardeşleri, ayrıca ortada bir evlilik olayı yok, sanırız çapraz eşleşmenin yeni söndüğü, yani, kendi ana-yanlı yapılarının dışında ve çapraz-eşleşme anlaşmasının olmadığı herhangi yakın bir başka ana-yanlı yapılardan biri ile yapılan ve kişisel bir eşleşme anlaşmasını anlatıyor. Ayrıca bu tür kut törenler daha öncede çapraz-eşleşmenin temel törenleri idi. Bu anlamda yazarın yanlış tanımlamalarının dışında tanımlarla alıntıyı açımlayacağım.
Dışarıya kapalı, saldırgan ama kendi içinde sınırsız özgür, dayanışmacı ve güvenli, şiddet taşımayan bir örgütlenme yaratan bu insan toplulukları gelişmelerinin belirli evresinde dışa açılmaya başladı. Bu da yeni örgütlenme (ilişki) biçimlerini ortaya çıkarmıştır. Baştan belirttiğimiz gibi her örgütlenme bir mülkiyet temelindedir. Oba içi üreme ilişkisi yasak olduğundan -ki nedenlerini açımladık-, güvencesini yaratmadan tabuyu yıkamazlardı. Unutmayalım oba'da olan her olay kendi dışlarından gelen bir nedene bağlanıyordu ve yeme gibi çiftleşme de dışa karşı geçerliydi. Bu yüzden ne kadar barışçıl gelişme olsa da korku ve düşmanlık giderilemiyordu. Kısaca çapraz-çiftleşme (yarım) obasını ortaklaşmacı yapılarına dahil edemedilerse de bir adım atıldı. Ama bu adım mülkiyet temeline oturtulamazsa, bir başka mülkiyete temel olabilirdi, (ve sonuçta öyle oldu) Şimdi alıntıyı ele alarak bu gelişmeyi onların bilinciyle açımlayalım.
Alıntıda önemli olan iki noktadan birincisi: Kendilerine, görece de olsa dost kabul edecekleri oba'dan çiğ yiyecek alıp, büyük çoğunluğunu geri dağıtıp sembolik bir miktarı pişirip dağıtmalarıdır. İkincisi ise: Pişirme işinden önce o köyü süpürmeleridir. Açımlarsak: Kadınlar, düşman bir yere gidiyor, onların etini (yani canını) alıyor, ve saldırıya uğramıyor. Sonra köyü süpürüyorlar, (sembolikte olsa yaşanan kötü olayları temizleme anlamındadır, kendi avcıları avdan döndükten sonra da kendi köylerinde aynı işlemi yaparlardı, hatta avı vuran avcılar o gün hiç bir şey yapmaz, sadece bitki yerdi) daha sonra çiğ eti geri veriyor, bir miktar eti de yine aynı köyde pişirip, alıyorlar. Bu da; biz sizlerin etini aldık, ama siz öç almadınız, bizde olan kötülüğü temizliyor, eti geri veriyoruz, bundan sonrada sizden olmayan bize ikram ettiğiniz eti yiyeceğiz, yani biz size kötülük yapmayız. Daha sonra erkeğin (lerin) obasındaki kadınlar diğer obaya giderek, yanlarında götürdükleri çiğ eti o köye dağıtıyor, bir kısmını orada pişirip, pişmiş eti alıyorlar. Bu ilk ilişkilerden sonra erkekler çiftleşme obalarına daha rahat gitmeye başladılarsa da, asıl olarak obalar arası çatışmaların azalması, dayanışmaların gelişmesine yol açılmıştı. Her şeye karşın bu tür ilişkiler kalıcı olamıyordu, ilkel dürtülerin ve bilinmeyene olan korkuların nedeniyle başlarına gelen her olayı bu "dost" ziyaretçilere bağlayıp, dostlukları bozabiliyorlardı. Ayrı, iki ana-yanlı küme arasında çapraz-eşleşme ile başlayan ilişkiler sayesinde her bir kabile üreme ve üretimlerini kendi yaşam alanlarında barışçıl bir ortamda geliştirme olanağı bulabilmiş, üretim takası, bilgi beceri aktarımı yoğunluk kazanmıştır.

yamyamlık sorunu

sevgili suat HOCAM;aşağıdaki yazıyı safa HOCAM'ın bir yazısına yanıt olarak sunmuştunuz:

"yamyamlık" konusu.., hollanda-ingiliz afrika sömürgeciliği döneminde istilacı bayazlara saldıran.. afrikalılar için söylenmiştir..

oysa o dönemlerde yamyamlık dedikleri olaylar yok gibiydi..
düşmanının çiğerini yüreğini yada bir parçasını yemek bir kahramanlık ritüeli idi.. ve korkak olanlarınki yenmezdi.. gerisi ise batı "uygarlığının" afrika "geri" toplumları uydurmasıdır..

öncelikle belirteyim..
"yamyamlık" yoktur..
eski çağlarda.., aynı-karından gelenlerin oluşturduğu kabile dışında kalanlar yenebilecek bir "madde" idi.. bir ceylan-zebra kanguru nasıl ki yenebiliyor ise buda aynı idi.. doağnın işleyişi içindeki cinslerin aynı cinslerle cinsel ilişkisi kralı dışında yenebilir her canlıyı yeme olayı çok doğaldı..
ve genelde insan cinsinin diğer insan cinsini yeme anlamında avlaması ise çok nadirdi..
diğer canlılarda da bu böyledir..

buna "yamyamlık" denemez.. çünkü aynı kökten gelinmediğine inanılıyordu.. ve her hangi bir canlı gibi yemeleri doğaldı..
morgan kitabında şöyle anlatır..
amerikaya gelmeye başlayan ilk koloniler döneminde.., bir araştırmacı oradaki yerli halka soruyor.. --siz kendinizden olanı yiyormusunuz--..
onlar.. -- hayır biz yemeyiz ama aşağıdaki nehir kenarına yeni gelenler yemektedir diyorlar--
aslında bahsettikleri topluluk kolonyalistler.. ve yedikleri de bir hayvan(ismini anımsamadım) kendi totem hayvanlarını yediklerinden bahsediliyor..

sonraki kurban ritüelleri ve bir parça yeme olayı ise.., topluluk hukukundaki değişimlerin veya doğa olaylarına karşı kurban sunmalarının bir sonucudur..
değişen hukuksal nedenlerle olan ritüeller ise.., aynı-karından gelen hukuku yerine totem hukukuna geçiş ile ilgilidir..

yada ittifaklar nedeniyle yapılanlar yada bir savaşı bitirmek amacı ile karşılık için sunulandır..

sosyal-kültürel yani aynı zamanda.., ilkel de olsa siyasal olgular temelinde bakmak gerekir..

evet buraya kadar olan bölüm size ait :benim burada araştırdığım ve kafama takılan sorun şu insansıdan komüne (topluma)geçiş ve yamyamlık sorunu burada tartıştığım insansı sürüden topluma geçiş daha öncede tartışmıştık ama sorun açıklığa tam kavuşmadı benim açımdan,insansının sürü içi yamyamlığı veya kendi sürüsünden olanı yeme ilişkisi daha sonra topluma geçiliyor ve bu ana -yanlı veya ana-soylu mu deniyor bunu tam bilmiyorum ama o dönem boyunca yani anaerkil dönemin belirli bir aşamasında sizin sözünü ettiğiniz çiftleşme kabilesini anaerkil toplum kabilelerinin zorunluluktan doğan(barış zorunluluğu)yapıyı yaratmaları ile yamyamlık sorununun ortadan kalkmasının adımlarının atıldığını anlıyorum ama bu farklı kabileler arası ilişkide yaratılan bir biçim hatta bunun bir insanlaşma yani akıl ile davranma noktasında bir devrim olduğu söylenebilir;gelgelelim sürü içi yamyamlıktan topluma geçişten sonra bu toplum (kabile,oba,)içinde süren yaşamda

iki şeyin yasaklandığı söyleniyor
1-aynı kabileden olanı yemeyeceksin
2-aynı kabileden olanla çiftleşmeyeceksin

burada engels'in bu cinsel ilişki yasağının temellerini koymadığını söylemiştim (ailenin özel mülkiyetin devletin kökeni)

YİNE SİZDEN ALINTI YAPIYORUM:

‘’Öz ananı, Başkalarının anasını,
Öz kız kardeşini, Başkalarının kız kardeşlerini,
Öz domuzlarını, Başkalarının domuzlarını,
Toplayıp yığdığın kendi öz köklerini Başkalarının toplayıp yığdığı kökleri,
Yemeyesin. Yiyesin"
(E. Reed kadının evrimi sy.278 alıntı M. Mead )
Yukarıdaki, bir Arapeş tekerlemesinde görüldüğü gibi yeme ve çiftleşme eş anlamlı olarak kullanılmakta, asıl ilginç olanda, "başkalarının" üretimlerinin (yeme ve çiftleşme anlamında insan da dahil) kendilerinin doğal hakkı gibi görünmesidir. Buradaki "kendi öz köklerini" deyimi, insan, totem hayvanı ve bitkisidir. Kısaca, kendi obasından kimseyi öldüremez, yiyemez ve cinsel ilişkide bulunamazdı.Üremenin kendisi ile bir ilişkisi olduğunu bilmeyen ve sadece kadına has bir olgu olduğunu düşünen erkek; ilkel dürtülerine rağmen, oba'daki dişilere karşı cinsel bir yaklaşım duymuyordu. Bu edimler ancak "yabancı" bir canlıya karşı geçerliydi. Bu durum bir çok toplum bilimcinin çözemediği bir olgu idi.

BURADA DA bir kabile içi cinsel yasaktan söz ediliyor ve kabileye ait olanın yenmemesi var yani bir klan içi yamyamlık yasağı var

SORUN ŞU Kİ;burada sizin itiraz ederek söylediğiniz şu sözler ile:

"yamyamlık" konusu.., hollanda-ingiliz afrika sömürgeciliği döneminde istilacı bayazlara saldıran.. afrikalılar için söylenmiştir.

tarihteki yamyamlık denilen edimin benzer olduğu;burada ki itirazınız;
ö
ncelikle belirteyim..
"yamyamlık" yoktur..
eski çağlarda.., aynı-karından gelenlerin oluşturduğu kabile dışında kalanlar yenebilecek bir "madde" idi.. bir ceylan-zebra kanguru nasıl ki yenebiliyor ise buda aynı idi.. doağnın işleyişi içindeki cinslerin aynı cinslerle cinsel ilişkisi kuralı dışında yenebilir her canlıyı yeme olayı çok doğaldı..
ve genelde insan cinsinin diğer insan cinsini yeme anlamında avlaması ise çok nadirdi..
diğer canlılarda da bu böyledir.

YAMYAMLIK YOKTURMU diyorsunuz yoksa;yukarıda anlattığınız şekliyle YAMYAMLIK var mıydı?

dahası yazınızın başlığında ki :

"yamyamlık" ve cinsel ilişki yasağı temeli

yine SİZDEN AKTARAYIM:
Dışarıya kapalı, saldırgan ama kendi içinde sınırsız özgür, dayanışmacı ve güvenli, şiddet taşımayan bir örgütlenme yaratan bu insan toplulukları gelişmelerinin belirli evresinde dışa açılmaya başladı. Bu da yeni örgütlenme (ilişki) biçimlerini ortaya çıkarmıştır. Baştan belirttiğimiz gibi her örgütlenme bir mülkiyet temelindedir. Oba içi üreme ilişkisi yasak olduğundan -ki nedenlerini açımladık-, güvencesini yaratmadan tabuyu yıkamazlardı. Unutmayalım oba'da olan her olay kendi dışlarından gelen bir nedene bağlanıyordu ve yeme gibi çiftleşme de dışa karşı geçerliydi.

Oba içi üreme ilişkisi yasak olduğundan -ki nedenlerini açımladık-,
DİYORSUNUZ nerede açımladığınızı bulamadım yahut açımlamanızı anlamamış olabilirim

temel soru şu dur benim anladığım kadarıyla:
1-insansı sürüden topluma(komüne geçiş ve bunun ana soylu bir şekilde gelişmesinin gerekçeleri ve sürü içi ve dışı yamyamlık sorununun maddi kökleri)
2-yamyamlık sorununun sürü içi yasaklanmasının gerekçeleri ve bunun kanıtlarıyla ortaya konulması(eğer sürü döneminde yasaklandıysa)
3-insansı sürüden topluma geçişten sonra mı bu yasaklar gelişti: klan içi cinsel ilişki yasağı ve klan içi yeme yasağı anasoylu toplumda yasaklanmış anladığım kadarıyla eğer böyle ise anasoyluluğun hangi aşamasında yasaklandı bu edimler ve hangi maddi gerekçe ile açıklanıyor bu açıklanabilir mi kanıtlı bir açıklaması var mıdır?

yani gerekçesi budur demek bir akıl yürütmemi olacak yoksa kanıtlı mı olacak?

E. B. Tylor
Fortune

bunlar yeni dönem incelemelerin sonucunda bunları yazmışlar öyle sanıyorum;yani fourtune'nin sözünü ettiği Dobo yerlilerinin bizim dönemimizin yerli kabileleri olduğunu anlıyorum;morganda da yakın dönem yerlileri içinde araştırmalara konu olmuştu;geçenlerde ilkel kabile keşfedildi amazonlarda:http://www.ikidakika.com/amazon-ormanlarinda-yerli-kabile-kesfedildi/çok ilgi mi çekti onlarda ok yay ve mızrak kullanıyorlar ve yaşam alanlarında bir de ağaçlardan barınak yapmışlar ;

yani şöyle ilginç bir durumla karşılaştım:onlarda ok,yay,mızrak'ı bulmuşlar ve avcılık aşamasındalar üstlerini örtüyorlar yalnızca alt bölgelerini,yani üreme organlarının olduğu bölgeyi,helikoptere oklarla ve mızrakla saldırıyorlar yahut bölgelerini koruyorlar,acaba konuşma dili oluşturmuşlar mıdır?orada görüntülerde sanırım iki kişinin tenleri siyah diğerleri açık kahverengi bu da ilginç

kafamda birçok soru belirdi onları görünce
safa HOCAM'a yanıtınızı okudum;

ayrıca bir de şu belirlemeniz önemli:Doğanın (nesnel koşulların), belirleyiciliği altında yaşayan canlılardan insan türü yada bu türlerden bir bölümü ,yaşamı sürdürme dürtüsünün zorunlu sonucu olan bireysel eylem ve şiddet yerine, şiddetin yasaklandığı ve ortak paylaşım ve dayanışmanın egemen olduğu ilişkiler yaratarak, ortaklaşmacı mülkiyet temelinde ana-soylu bir örgütlenme yaratmıştır.

buradaki önem şu:yaşamı sürdürme dürtüsünün zorunlu sonucu olan bireysel eylem ve şiddet yerine, şiddetin yasaklandığı ve ortak paylaşım ve dayanışmanın egemen olduğu ilişkiler yaratarak, ortaklaşmacı mülkiyet temelinde ana-soylu bir örgütlenme yaratmıştır.

yaşamı sürdürme dürtüsü ve bunun zorunlu sonucu olarak bireysel eylem ve şiddet;temel yaşamı sürdürme dürtüsüne uygun davranış ama yasaklanıyor bunun nedeni nedir bir maddi neden olmalı yani yasaklama bir davranışın değişkliğe uğratılması anlamına geliyor ve bu hayati önemde bir davranış değişikliği ,yani bireysel eylem ve şiddet yaşamı sürdürme dürtüsünün sonucu olarak gelişen bir davranış ve bu hayati öneme sahip bir davranış ve şiddetin yasaklandığı bir toplumsal formasyondan bahsediyoruz,yani bireysel eylem ve şiddetten uzaklaştırılan yasaklanılan bireye yeni sunulan nedir ?yasaklananın yerine konulan nedir kollektif eylem olmalı;o halde bireysel eylem ve hayatta kalma ile kollektif eylem ve hayatta kalma arası bir bağ mı kurmalıyız,buradan bağlı olarak sürüden ,kollektif-klan(toplum)a geçişi ;sürüdeki yamyamlık sorununu(sürü içi yeme) oradaki bireysel şiddetin hayatta kalma dürtüsü ile bağını oradan topluma geçişdeki durumu analiz etmek gerekiyor,komün toplumuna geçiş bireysel şiddetin(ya da buna sürü içi yeme) yasaklanması ile mi geçildiğinin araştırılması gerekiyor sanırım veya komün toplumunun (klan,oba anlamında) hangi aşamasında bu yasaklama getirildi ve gerekçesi ne idi,aynı şekilde sürü içi cinsel ilişkiden komüne geçiş aşamasındaki bir yasaklama mı idi klan içi cinsel ilişki yasaklaması ve neden yasaklandı bunun maddi nedeni neydi?
sevgi ve saygılarımla
coşkun edip soykan

merhaba.. öncelikle

merhaba..
öncelikle cümlemi açıklayayım..
"yamyamlık" kendi cinsinden olanı yani kendi cinsini yeme olayıdır..
sürü aşamasındaki tüm canlılarda bu vardır.. ama her zaman değildir.. zorunluluklar sonucu tercih edilir.. bundan sakınan canlılar hala vardır..

insanları ele alırsak..;
komünal yaşam ile birlikte bu aynı cinsi yeme olayı kalkmıştır.. çünkü sadece aynı karından gelenler aynı cinstir.. diğerleri ise değildir..
şöyle söylersek..,
aynı karından gelenler insan.., diğerleri ise hayvan yani yenebilir..
kısaca.., bu dönemlerde de yeme olayları vardır ama buna yamyamlık denilemez.. kendi cinsinden olmayan bir canlıyı yiyor.. bu durum totem aşamasında da sürmüştür.. aynı toteme(bitki-hayvan) sahip çıkanlar..; hem kendi topluluğundan bir kişiyi hemde o totem canlısını yiyemezlerdi..

""Oba içi üreme ilişkisi yasak olduğundan -ki nedenlerini açımladık-,
DİYORSUNUZ nerede açımladığınızı bulamadım yahut açımlamanızı anlamamış olabilirim""

astığım yazıda olmayabilir.. ama size yolladığım çalışmada ayrıntılı olması gerekir..
üreme ilişkisi ve yeme ilişkisi bir kişisel-özel mülkiyet tanımı içerir.. yani şimdiki anlamda olmasa da böyledir..
bir şeyi yiyebilmeniz için ona sahip olmanız yada avlamamış olunsa dahi ilk yeme hakkına(zor) sahip olmanız gerekir..
üremede böyledir..
kızışma(doğal cinsel istek hali) anında sürüdeki dişilerle çifleşme hakkına sahip olma da bir mülkiyettir..

ve bu yeme-çifleşme "hak" çatışmaları.., sürüdeki erkeklerin paylaşımcı ve dayanışmacı bir arada olmalarını engelliyordu..
ve öldürme olayı yaşanıyordu..

kadınlar-dişiler.., bu anlamdayeme-çifleşme ve öldürme) yasak koyarak.. sürüden komünal yaşama geçtiler..

yani mülkiyet devrimidir.. ama bunu bilerek yapmamaları bu olmadığını göstermez..

bundan sonra.., komün erkekleri.., birbirlerini ve geriden gelen gençleri düşman olarak yada rakip olarak görmediler.. tüm bilgi ve bexcerilerini aktardılar.. buda bilinç sıçraması yarattı..
beynin büyümezi ile bilgi artmaz.. beynin çalışma fonksiyonundaki gelişme ve bilgi aktarımı ve çok yönlülük bilinci artırır..

size yolladığım çalışmada bunlar.. verilerle alıntılarla(söylence-mitoloji gelenekler vs.) açıklanıyor..
biraz dağınık bir yazı hoş görün toparlama fırsatım olmadı..

saygılarımla

suat

yamyamlık ve cinsellik yasaklaması sorunu

suat hocam merhaba;bana gönderdiğiniz yazıya vakit ayıramadım ama buraya yazı asarken kamuoyuna bilgilendirme yaptığınızdan bence yazıları bir bütünlük içinde asarsanız okurlarınız açısından daha yararlı olacaktır öncelikle bunu belirtmiş olayım eğer kopukluk olursa okur bunları aynı bölümde göremezse anlamlandırma zorluk çeker yazınıza bu aralar mutlaka okurum
ama bu bölümü daha önceki tartışmalarımızda sanırım işlemiştik:

kızışma(doğal cinsel istek hali) anında sürüdeki dişilerle çifleşme hakkına sahip olma da bir mülkiyettir..

ve bu yeme-çifleşme "hak" çatışmaları.., sürüdeki erkeklerin paylaşımcı ve dayanışmacı bir arada olmalarını engelliyordu..
ve öldürme olayı yaşanıyordu..

kadınlar-dişiler.., bu anlamda yeme-çifleşme ve öldürme) yasak koyarak.. sürüden komünal yaşama geçtiler..

evet bu bölüm çok önemli
coşkun edip soykan

dişinin işlevi hakkında kısa bilgiler..

sürü yaşamı halen tartışmalı şekilde incelenmektedir..
bilinen iki tarz sürü yaşamı vardır.. birinde dişi ve erkeklerden oluşan.. ve güçlü bir erkek sürü liderliğinde ve altta onunla çatışan diğerleri
yine bazı canlılar incelendiğinde.., sürü içinde grupların da oluştuğu görülür.. var olan liderin zayıfladığı yada yaşlandığı dönemlerde.., alttaki bazı etkin üyeler kendi gruplarını oluşturuyorlar.. ve çatışma hem bu gruplar arasında hem de sürü liderine karşı biçimlerde de işleyebiliyor..

bir diğer biçimi ise.., bildiğim kadarıyla sadece bir şempanze türünde görülmüştür.. bu sürüde sadece dişiler yer alır.. erkek yavrular.., ergenliğe eriştiğinde dışa atılır ve esnek birlikler içeren erkek sürülerine katılırlar.. dişi şempanze sürülerinde bir çatışma ve liderlik görülmez.. hatta yavruların ortak korunduğuna gözlemlenir.. ama bir başka dişi sürüsündeki yavruya bakılmaz.. belkide insan denilen canlılar bu aşamadan komüne geçtiler..
dişi elinde büyüyen erkek yavruyu diğer erkek yavrularla çatışmayacak kurallarla sarmaladı.. yani aynı küme içindeki dişilerle çifleşmeyecek ve aynı kümedeki erkeklerle çatışmayacaksın.. ilkel korkulara göre bakarsak bunu başarmak bir hayli zor olmasa gerek..
ergenlik çağına gelmiş bir erkek canlının birden sürü dışına atılması ve doğada kısa bir süre de olsa yanlız kalması yada kendini bir başka yabancı erkek sürüsüne kabul ettirmesi çok zordur.. ve orada sürekli baskı altında yaşar..
ama dişiler arasında bir güvence ve koruma altındadır.. sürü ilişkileri ona daha fazla güvenilir gelir..

bazı söylencelere bakıldığında.. dişilerin arasına dışardan bir erkeğin katıldığı rahat görülür.. elbette bu söylenceler.. dişi atadan erkek ataya geçiş olsa dahi.. nedense var olan ve içerden bir erkek ata ile başlatılmaz.. sürekli dışardandır yada bir ışık bir başka canlının dişi ile birleşmesi yada ona dokunması vs. ile başlayan ve doğan ilk erkek ile soy başlatılır..
yine sürekli dışardan bir kahraman yada güçlü savaşçı erkek gelip o topluluğa lider-ata olur.. vs. vs.
antropologlar ve toplum bilimciler bu "dışardan" gelme olayına pek.., eğilmemişlerdir..

sürü yaşamına benzeyen ama onu aşan bazı biçimler canlılar arasında görülür..
bir kaç dişiden oluşan ve bir erkek ile tamamlanan sürü..;
burada erkek üyeler ya tamamen edilgen ise kalabilir yada.., ergenleşince bir çatışma sonucu dışlanır oda kendi sürüsünü oluşturur..

goriller ise..;
bu anlamda daha değişik bir biçim sunarlar.. günümüz çekirdek ailesi ve kabile ikilisi gibidir..
goril sürüleri.., belirli bir bölge içindedirler ve bu sürünün ortak bölgesidir.. sınırlar çok nettir ve aşılması ciddi çatışmalarla olur..
ama bir bölge içindeki sürülerin de.., küçük kümeler halinde ayrı bölgeleri vardır.. buraları da içsel anlamda özeldir.. ortak alan kullanımı ve savunması dışında bu küme özeline izinsiz girilmez.. özel ritüelleri vardır..(bknz.. dıan fosey)

kümeler ise..; bir ergin erkek ve dişilerden oluşur.. erginleşme aşamasında erkekler kesinlikle kümeyi terk eder.. dişiler ise.., özgürdür.. ister kalır isterse bir başka boştaki ergin erkekle küme oluşturur.. ama kendine özel bir bölge yaratması da çatışmalara neden olabilir..
bu goril kümelerinde dayanışma ve bağlılık müthiştir.. dışardan ilişkilere ise açıktırlar.. ama zamanla ve güven yaratmakla bu sağlanır..

kısaca..
canlılar çeşitli topluluk oluşturma modelleri yaratmış yada arayışı içinde olmuşlardır..

sanırım insan atası dişiler bu işi en iyi becerenler olmuş ki.., hem yaşam içinde hemde bilinç gelişiminde devrim yaratmışlardır..

saygılarımla

suat