Çok şeyin değişmesini istiyoruz da, 'ama'sı var!
Haklı olarak Türkiye'de çok şeyin değişmesini istiyoruz.
Çünkü yıllardır değişmeden kalan, kaldığı gibi de durmayan, demokratik hak ve özgürlükler önünde engel olan baskıcı, otoriter bir rejim var.
Bu rejim, sadece zamandan yemiyor; her gün her saat, her an kazanımlarımızdan, insani demokratik birikimlerimizden de çok şey götürüyor. Yoksunlaştırıyor ve yoksullaştırıyor...
* * *
Haklı olarak Türkiye'de çok şeyin değişmesini istiyoruz.
Çünkü her şey belirsizliklerle dolu... İnsana ve insanın yarattığı birikimlere değer biçilmediği gibi, dayatmalarla sınırlanmış bir dünyadaki yürüyüşlerimizin, bu yürüyüşte yarattıklarımızın yasal anayasal güvencesi yok. Her şey, her yönüyle tehdit altında... İllegal odaklar, darbeler ve darbe planlarıyla bugün bile hayatımızı belirlemeye devam ediyor...
Karanlıklar, faili bilinmezler, hukuk dışılıklar, gizli teşkilatlanmalar, çeteler ve tüm bunların belirlediği ya da etkilediği ilişkiler, eylemler aydınlatılmadıkça da belirlemeye devam edecek gibi...
Çoğunlukla kimin ya da kimlerin bizleri yönettiğini, nasıl yönettiğini bilmiyoruz. Toplum olarak yönetenleri denetleyecek, gerektiğinde hesap soracak hukuksal ve yönetsel mekanizmalardan yoksunuz.
Mevcut yasalar, birey ve toplumu değil, topluma dayatılan otoriteyi koruyor çünkü.
Devlet yüceltilirken birey ve toplumun hiçleştirildiği, her şeyin 'devlet/otorite' merkezli değerlendirildiği; sosyal sorumlulukların da buna göre belirlendiği bir düzenin (dünyanın) içindeyiz...
* * *
Haklı olarak Türkiye'de çok şeyin değişmesini istiyoruz...
Her gün, her an korku filmi senaryolarına taş çıkartacak planlarla, 'kozmik oda'larla, 'ıslak imza'larla, 'balyoz'larla karşılaşıyoruz. Kazılardan cesetler, silahlar, mühimmatlar çıkıyor...
Ancak buna karşın, hala bir şey açığa çıkarılmış, aydınlatılmış değil. Kürtlere karşı ve Kürt coğrafyasında işlenen sayısız cinayet, faili meçhul, toplu mezarlar ve asit kuyuları aydınlatılmayı bekliyor... Ve buna karşın yüzlerce, binlerce Kürt aydını, siyasetçisi, sanatçısı, insan hakları savunucusu içerde...
Özellikle Kürt çocuklarının karşı karşıya olduğu acımasızlık, sert uygulamalar, tutuklamalar; siyasal soykırımın boyutları hakkında gerekli fikri fazlasıyla veriyor...
Kürtler, darbelerle, sıkıyönetimlerle, OHAL'lerle, yasak bölge uygulamalarıyla, 'Kanun Hükmünde Kararname' gibi özel yasalarla kirli savaşa muhatap oldu. Bu yasalar, uygulamalar bugün bile değişmiş değil; hala yürürlükte ve hala çok etkin...
* * *
Haklı olarak Türkiye'de çok şeyin değişmesini istiyoruz...
Çünkü kilitlenen sistem korkunç bir kirlenmeye yol açmış durumda... Sadece doğa kirlenmiyor, her şey kirleniyor. Başkalaşıyor, yozlaşıyor. Erdem, olgunluk, sevgi, barış, kardeşlik, dayanışma, paylaşma, emek, üretim gibi temel değerler bugün kirlenmekle kalmıyor; kaybolmakla da karşı karşıya bulunuyor...
Sistemin kültürleştirdiği bireycilik, bencillik, 'adam sendecilik', köşe dönücülük, kayırmacılık, insana, insan emeğine, insan etiği ve kültürüne karşı en büyük tehdit...
Üstüne üstlük, kurduğu cümleler ve üsluplarıyla bir başka kirlenme kaynağı olan parlamento ve 'saygın' bileşimi (belli bir kesiminin dışında) siyasal yozlaşmayı artırıyor; zehirliyor. Derin ruh soğumalarına yol açıyor...
* * *
Halkı olarak Türkiye'de çok şeyin değişmesini istiyoruz.
Ama böyle bir 'Türkiye' tablosunda değişim kolay olmuyor. Tepeden devrimsel ya da Jakoben, artık her neyse öyle gelişmiyor. Çünkü her şey fazlasıyla dibe vurmuş; her şey fazlasıyla iç içe geçmiş, kirlenmiş, karmaşıklaşmış...
Bunun için sabırlı olmak ve evrimsel bir yol izlemek şart...
Akıl tutulmalarının, siyasal yön sapmalarının olmaması, büyük umutsuzlukların, hayal kırıklıklarının yaşanmaması için de sanırım bu çok gerekli...
Ancak çok gerekli olan iki şey daha var:
İlki; değişim yönünde adım atılabilmesi, gerekli mekanizmaların devreye girmesi için olayların daha belirginleşmesi, görünür hale gelmesi gerekiyor. Tabir uygunsa bazılarının gözünün içine içine sokulması; kanıtının, belgesinin, şeklinin şemalının daha bir netleşmesi ihtiyacı doğuyor. Yoksa karşı direnci kırmak, gerekli mekanizmaların hareketlenmesini sağlamak mümkün değil gibi...
İkincisi; değişim isteyenlerin, özellikle Türk'ü ve Kürt'ü ile tüm bir toplumun demokratik tepkileriyle bu isteğini ortaya koyması, zorlaması, hatta değişim sürecine ağırlığını koyması gerekiyor...
Bu başarılabilirse Türkiye'de gerçekten de çok şey değişebilir...
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun

Sayın Karakoçan;
Sayın Karakoçan; Türkiye'deki değişim süreci 2002 Seçimleriye dış etkenli güçler tarafında kendi istekleri ve hedefleri doğrultusunda AKP hükümeti aracılığıyla başladı zaten. Ama bu değişim sürecinde ileriki aşamalarda ben Kürtlerin daha sıkıntılı bir süreç çekecekleri kanaatindeyim.
Çünkü konuşulan fakat eyleme dökülmeyen, yapılnası düşünülen ve sadece düşüncede kalan, evet haklısınız denilen ama hakkı olan hakların verilmediğini görüyoruz. Bir oyalama süreci var. 1980 ihtilalinden sonra Türkiye 28 Şubat ve e bildirge ile askeri müdahele yaşadı. 2007 mayısından itibaren de sivil darbe yaşanıyor. Türkiye'de yaşanlar ile rejim değijikliğine gidiliyor. Bu rejim değişikliğinde AKP'nin kürtlere bakışı diğerlerinden çok farklı olmayacaktır.
bilinenin tekrarlanması ve çözüm üretkensizliği
bulmaca çözerken bir resim konur ve buradaki 7 yanlışı bulun denir..
ben de şöyle sorayım..
"""Türkiye'deki değişim süreci 2002 Seçimleriye dış etkenli güçler tarafında kendi istekleri ve hedefleri doğrultusunda AKP hükümeti aracılığıyla başladı """
"""Türkiye'de yaşanlar ile rejim değijikliğine gidiliyor. Bu rejim değişikliğinde AKP'nin kürtlere bakışı diğerlerinden çok farklı olmayacaktır. """
""emperyalizmin ve işbirlikçilerinin sisteminde ulusal sorunlar çözülemez"""
vs. vs. vs..
bu cümlelerin tümündeki ortak yanlış nedir..??????
yada daha yalın sorayım..
kediye ciğer teslim edilir mi??
edersen ne olur..?? diye sorulur mu..??
kedi ciğeri yer..
bu kadar basit..
bu anlamda yukardaki alıntı yaptığım ve başkaca bir çok söylem fuzuli söylemlerdir..
"kedi ciğeri yer" bu çok basit bir bilgidir ve politika ile uğraşan her kişi bunu da bilir..
ama.., bilip de bilmemezlikten geldiği bir başka olgu vardır..
ortada bir çiğer varsa ve kedi zaten bunu yemekte ise.. yada tamamen yutmak istiyorsa..;
ciğerin en güvenli olabileceği koşullar sağlanmaya çalışılır..
bu bir süreçtir..
önce tamamen yutmasının önüne geçilir.. ya da yutmaya kalktığında boğazında kalacağı gösterilir..
daha sonra kademeli olarak ciğer ile kedi ilişkisini sağlayan bağlar tek tek çözümlenir..
ciğer olabildiğince güvenceye alınır bu süreç koşullara göre işletilir..
en sonunda.., kedinin varlığı ortadan kaldırılır .. yani kedi olma özelliği yok edilir.. ve ciğer de ciğer olmaktan çıkartılır.. asli niteliğine getirilir..
tüm bu işlere kafa yormak ve uğraşmak yerine.., sadece..,
kedi ciğeri yer diye sık sık tekrarlamanın bir anlamı kalıyor mu..??
sayın ahmet kaçmaz da böyle yapıyor.. sol adına bir çokları da böyle yapıyor..
ama ne kedinin elinden ciğer nasıl kurtulur nede bunun aşamaları nasıl olur neler yapılır noktasında somut bir öneri yada işlev yapılmaz..
yapılmaz değil de..;
"sınıf mücadelesi ile devrim bu işleri çözer"" denilinir..
bu söylem de ciğerin varlığını ve kedinin de bunu yediğini yok saymak olur.. hatta abartılı ve ciğerin direnişlerine de.., "eleştriel" yaklaşımlarla da bu yeme olayına dolaylı destek olunur..
sevgili arkadaşlar...
ciğer .., ciğerliğine itiraz etmektedir ve ben ciğer değilim.. bir toplumsal dinamiğim beni dikkate almak zorundasınız diyor..
hadi kedi buna allem-kullem idip itiraz etmeye çalışıyor..
ya siz..
çiğerin varlığına ve kedinin bunu yediğine de pek inanmıyorsunuz sanırım..
bunlar olağandır.. kedi zaten ciğer yer.. bu işleri kediyi ortadan kaldırarak halledeceğiz diyorsunuz..
doğru.., da.., o zamana kadar da kurtarılacak bir ciğer kalır mı acaba..???
"""İkincisi; değişim isteyenlerin, özellikle Türk'ü ve Kürt'ü ile tüm bir toplumun demokratik tepkileriyle bu isteğini ortaya koyması, zorlaması, hatta değişim sürecine ağırlığını koyması gerekiyor...
Bu başarılabilirse Türkiye'de gerçekten de çok şey değişebilir...""""(delil karakoçan) ve (çok kişi)
bunu söyleyenlerin.. kedinin kedi olduğunu ve ciğerin de yendiğini bilmediklerini mi!!.., sanıyorsunuz??
yanılıyorsunuz..