Halkın 'hareketli' halinden korkan aydınlar...

Sürekli sorgulayan ve toplumu ileri taşıyacak fikirler üreten, ama aynı zamanda düşünceleriyle toplumu etkileyen insandır aydın...

Doğru mu?

Bu tanım doğruya yakın görünse de yetersizdir. Buna bir de 'toplumdan etkilenen' ibaresini eklemek gerekir. Aydın, aynı zamanda toplumsal olaylardan etkilenerek üretir çünkü...

Yeterli mi?

Bu tanım daha yeterli bulunsa da yine de bir eksiktir. Aydın tanımına bir de 'ilerici niteliğiyle çağa etkide bulunan toplumsal hareketleri destekleyen, içinde, yakınında yer alan' ilavesini yapmak gerekir.

Böylece aydın tanımı daha doğru ya da ona yakın bir nitelik kazanmış olur...

* **

Toplumlar tarihine bakıldığında sosyal hareketler, aydınlar için her zaman ilgi odağı olmuş, çoğunlukla da ya merkezinde yer almış ya da bir biçimde desteklemiş, başarısı için mücadele etmişlerdir.

Özellikle son yüzyılın sömürge, yarı/yeni sömürge ülkelerdeki bağımsızlık mücadelelerinde aydınların önemli katkıları olmuş, birçok aydın sömürgeciliğe, istibdada karşı tutumlarıyla öne çıkmıştır.

1897 yılında Fransız ordusunda Yahudi olması nedeniyle askeri mahkemede mahkum edilen Yüzbaşı Dreyfus'u hükümetin bütün baskılarına rağmen savunan ve Fransa devlet başkanına hitaben 'İtham Ediyorum' makalesini yayınlayan, çabaları sonucunda Dreyfus Davası'nın yeniden görülüp adaletin yerini bulması sağlayan Emile Zola hatırlardadır.

Yine, düşüncelerinden vazgeçmesi ve sonsuz evren görüşünün din sapkınlığı olduğunu kabul etmesi durumunda kilise tarafından affedileceği söylenen, gördüğü bütün işkencelere karşın, görüşlerinden taviz vermeyen ve ölüme mahkum edilerek diri diri yakılan Giordono Bruno nasıl unutulabilir?

İşçi sınıfı ve Ekim Devrimi'yle bir tür iç içe olan edebi yaratılarıyla da bunu besleyen Rus devrimci edebiyatçı Maksim Gorki'yi ve daha birçok aydını da unutmamak gerekir...

Toplumsal hareketlere ilgi duyan, halkların özgürlük arayışının yanında olan aydınlar, bu bağı yitirdiklerinde ise 'aydın' kimliklerini de yitirmiş, toplumsal sorun ve hareketlerden çok, düzenin kendisine 'yakın' olmaya başlamıştır.

Yakın tarih, özellikle Türkiye tarihi bu 'yakın'lığı çok iyi anlatır bize...

Demokrasi mücadelesinde Kürtlerin, devlet baskısı ve bu baskının yarattığı yıkımlardan çok daha acı veren, bir 'aydın suskunluğuna' tanık olduğunu görüyoruz. İnsanlık yerden sürüklenirken, evler köyler yakılırken, Kürt yoksulları yerinden yurdundan edilirken, korkunç bir diasporaya uğrarken Türkiye aydını yoktur. Faili meçhullere uğrarken, gözaltında kaybedilirken, yerinde infazlar gerçekleştirilirken yine yoktur. Demokratik hak ve özgürlükler için sokağa dökülürken, 'barış ve kardeşlik istiyoruz' derken de yoktur.

Özellikle '90'lı yıllar Türkiye aydını için 'kayıp yıllardır'. Türkiye aydınının aydın kimliğinden çıktığı, ezilenin değil ezenin yanında olduğu, mazlumu değil suskunluğuyla zalimi 'desteklediği' yıllar...

* * *

Gerçek şu ki: Türkiye aydını tercihini devlete yakın durmaktan yana yapmış, böylece Kürtler bir de 'aydın baskısını' yaşamıştır. Çok daha ağır, daha yoğun, daha yalnızlaştırıcı bir baskıdır bu...

Türkiye aydını (buna Kürt sosyal hareketlerine mesafeli duran Kürt aydınları da dahildir) kararlaşan değil, büyük kararsızlıklar yaşayan, ezilenden yana net tercih yapmayan ya da yapamayan, büyük korkular yaşayan bir yapıya sahiptir.

Bu yapısıyla Türkiye aydını iki şeyden hep korkmuştur. Kitlesel sosyal hareketlerden, yani halkın hareketli halinden ve taleplerini dile getiren somut sloganlarından... Bazı Kürt aydınları da dahil Türkiye aydınlarının Kürt halkının hareketli halini ve hareket halindeki somut taleplerini gerekçe göstererek mesafeli duruşları, hatta bir tür 'ilgi yitimi' yaşamaları başka nasıl açıklanabilir?

Bu 'aydınlar', halkın hareketli hali olmasın, halk yürümesin, kitlesel gösteriler yapmasın, taleplerini haykırmasın, tabuları, yasakları kıracak sloganlar atmasın istiyor. Halktan, halkın 'hareketli' halinden kopuk, ondan uzak elit bir Kürt siyasal hareketi, partisi, sivil toplum örgütü, iradesi olsun diyor. Tutumuyla da ancak bu koşullarda Kürtleri destekleyebileceğini, bir biçimde yer alabileceğini gösteriyor...

* * *

Sürekli hareket, sürekli değişim, sürekli arayış... Demokratik halk hareketlerinin, halk kalkışmalarının ruhudur bu. Bu hareketlilik, bu devrimci akış olmaksızın değil merkezi otoriteye karşı çıkmak, onu demokratikleştirmek, bir yaprak dahi kıpırdayamaz. Anarşizm elbette değil, şiddet, saldırganlık, terörizm, kırıp dökme hiç değil. Demokratik çağın doğasıyla bağdaşmayan bu amaçsız dışavurumlara elbette karşı durmak, aydın olarak tutum almak gerekir.

İtirazım yok...

Ama Kürt coğrafyasında yaşanan bu değil. Aydınlarımızın o çok korktuğu halkın 'hareketli' hali, sadece haklı arayışı, dışa vuruşu, dile gelişi... Bu dışa vuruşun, dile gelişin bir parçası olmalıdır aydın...

DELİL KARAKOÇAN
delil-karakocan@hotmail.com

ASKERCİ AYDINLAR

Türkiye'de aydınlar 1980 sonrası askerci olmadı mı? Bir çoğu oldu. Bu nedenle 1990'lı yılların aydınalar için kayıpolduğunu düşünmüyorum onlar zaten kendileri kayıptı hep. En önemliside Türkiye'de yaşanan her türlü toplumsal direnişler, aydınların ÜSTÜÜÜÜN gayretleri sonucunda SİSTEMİN istediği şekilde sonuçlanmıştır.