Dünyanın barışma deneyimleri

Demokratik Toplum Kongresi, 27–28 Şubat 2010 tarihlerinde Diyarbakır’da “Uluslar arası Müzakere ve Deneyimleri” konferansı düzenledi. Yakın döneminin çatışmalı üç deneyimi paylaşıldı. Bunlar, Güney Afrika, İspanya ve Birleşik Krallık (İngiltere) örnekleriydi.

Katılım renkliydi. Ağırlıklı olarak Kürt ve deneyim yaşayan ülkelerin bazı siyasi aktörleri, medya mensupları, diplomatlar ve akademisyenler konuştular. Gerek Kürt ve gerekse katılımcı siyasi aktörlerinden bazıları, görmek istediği çözüm yönteminin siyasal boyutunu öne çıkarırken, akademisyenler ağırlıklı olarak teknik, kültürel ve yöntemsel hazırlıkları öne çıkardılar. Deneyimi yaşayan ülkelerden doğru katılan bazı konuşmacıların, yaşadıkları süreci yalın bir şekilde anlatımları konferansın öne çıkan hoş ve düşündüren görüntülerden biriydi. Derinliğine ve genişliğine Kürt sorunu yaşayan Türkiye’nin, Türkiye yönetsel elitinin; Diyarbakır’da yapılan bu konferansı yok sayması, görmezden gelmesi veya realiteler ışığında olgunlaştırdığı çerçeveyi dikkate almaması çözüm sürecinin daha da zorlaşmasına yol açacağını düşünüyorum.

Öne çıkan önemli tespitlerden bazılar şunlar olmuştur.
Güney Afrika’dan doğru katılan ANC temsilcisi Hassan Ebrahim’in; “ çatışmalar devam ederken, liderlerimize yönelik suikastlar yapılırken, bizler bizi yok etmeye çalışanlarla çözüm için müzakereler yapıyorduk” cümlesinde de ifadesini bulan yaklaşıma uygun olarak Kürt sorunu ve çatışmalar/silahlar sorunu ayrı ayrı zeminlerde ele alınmalıdır. Sorunun çözümünde yaşanacak olumluluklar, çatışmaların/silahların yöntem dışına çıkarılmasını kolaylaştıracaktır.

Çözüm süreçlerinde liderliklerin aldığı pozisyon ve yönlendirici güçleri çok önemlidir.

Sorunun tarafları vardır. Ve bu taraflar hem çözümün hem de çözüm sürecinin olmazsa olmaz dinamikleridir. Asgari müştereklerdeki toplumsal konsensüs çözüm süreci geliştirir. Sivil Toplum Örgütlerinin rolü, tarafları müzakere zeminine getirmektir. Çözüm, ancak kazan kazan esasına göre olabilir. Müzakeresiz çözüm yönteminin gerçek hayatta karşılığı olmaz. Çünkü tüm çatışmalar eninde sonunda bir müzakere süreci ile sona erdirilmiştir.

Sorun tanımlanmadan, tanınmadan ve haklar kullanılmadan çözüldü denilemez. Tüm boyutlarıyla yaşananlarla yüzleşmek sürecin dinamizmini artıracaktır.

Etnik kimlik eksenli sorunlarda, anadilin hayatın tüm alanlarında kullanımının güvenceye kavuşturulması belirleyicidir.

Yakın zamanın dünya deneyimleri göstermiş ki, süreç iki aşamalı olmuştur. Müzakereler öncesi, güven sorununu olduğu için onu giderecek, niyete dair kaygıları bertaraf edecek adımlar ve hazırlıklar birici aşama olmuştur. İkincisi de müzakerelerdir. Ve Türkiye, Kürt sorununu çözümünün birinci aşamasındadır. Aşamanın tartışmaları yapılıyor. Teknik, idari ve hukuki ihtiyaçlar hızla oluşturulmalıdır.

Ara dönem anayasası ön açıcı bir yöntem olabilir. Bu anayasa, “mağdurun”, hak sahibinin iradesini, devlet ve toplumun kaygılarını giderecek çerçevede olmalıdır.

Bir diğer yöntem de, olası olumsuz gelişmelerin yaşanmasını önleyecek, müdahale edebilecek, toplumun negatif algısına yol açmasını giderecek; taraflardan, insan hakları kuruluşlarından, akademik çevrelerden, aydınlardan, sanat çevresinden, sivil toplum örgütü temsilcilerinden oluşan sivil bir komisyon/komitenin oluşturulmasıdır.

Konferansın öne çıkan üç tespiti daha olmuştur.
Birincisi, Kürt sorununun tarihi arka planı, kapsamı, geçmişi, sosyal ve siyasal durumu, kültürel, jeostratejik boyutu, Ortadoğu denklemindeki yeri ve yaşanmışlıkları itibariyle kapsamlı bir mesele olduğu, çözümün de zaman alacağıdır.

İkincisi, sorunun barışçıl, demokratik, şiddetsiz, çatışmasız çözümüne dair Kürtlerin istenci; taktik değil stratejik olduğudur.

Üçüncüsü, AKP hükümetinin; “kervan yolda dizilir” yaklaşımının, barış sürecini hızlandırmaya değil, alabildiğine yavaşlamasına ve niyet algısınız negatifleşmesine yol açtığıdır.

Türkiye, dünyanın deneyim yaşayan ülkelerden büyük farklılıklar yaşıyor. Kürt sorunu da diğer ülkelerin sorunlarından daha farklı bir çerçeveye sahiptir. Yemek kültürü, damak tadına kadar her şey farklıdır. Bu nedenle çözüm modeli de özgün olacaktır. Eninde sonunda, toplumun yaşamda yabancısı olmadığı çözüm yöntemi hayat bulacaktır. Çünkü diğer ülkelerin de çözüm modelleri farklı olmuştur. Ancak deneyimlerin, ön açıcı argümanlardan istifade edilmelidir.

Deneyim paylaşımında vurgulanan, Birleşik Krallığın siyasal iradesini, İspanya’nın Anayasasını ve Güney Afrika’da Mandela’nın rolünü önemsiyorum.

Bir konuşmacının, “Bolivya’da konuşulan 36 anadil ismen belirtilerek anayasal güvenceye kavuşturulmuştur, resmi eğitim dili olmuştur, orada su ve yeryüzünün satılması yasaktık” açıklaması beni çok heyecanlandırmıştı.

mperincek@mynet.com