Konferansın ardından...
Hafta sonunda Diyarbakır'da gerçekleştirdiğimiz 'Uluslararası Müzakere ve Çözüm Deneyimleri Konferansı'ndan çok şey biriktirdiğimizi belirtmeliyim. Bu birikimlerden en önemlisi kuşkusuz dünya deneyimleri ile aramızda kurduğumuz farklılık ve ortaklıklara dairdir.
Bu deneyimleri dinleyince bir kez daha hayatta hiç bir şeyin mükemmel olma şansına sahip olmadığını ve herkesin kendi gerçekleri olduğunu bir daha düşünüyorsunuz. Tam işte İrlanda deneyimi bizi anlatıyor, dediğiniz bir yerde o deneyimin sizden oldukça farklı zeminlerde, kültürlerde boy vermiş olmasının getirdiği inanılmaz farklılıkları yüzünüze çarpıyor. Ya da bir zamanlar Tansu Çiller'in 'düşünülebilir' dediği 'Bask modelinden' bugün Basklıların duyduğu memnuniyetsizlik ve aslında sürecin tam olarak belirleyeni olamamaktan kaynaklanan irrite hal şaşırtıveriyor. İspanya'da sistem değişikliğine yol açan anayasasının ve Basklıların yaşadığı özerkliğin Kürt sorununu çoktan çözeceğini, İspanya'nın Basklılara verdiğinin Kürtlere de verilmesi halinde çok şeyin hallolacağını düşünürken, Bask çözümündeki yarımlık sizi bir anda düşünceye sevk edebiliyor.
Çözüm ne? sorusu ile baş başa kalabiliyorsunuz.
Bu tartışmalarda herkes 'bizim Kürt sorunumuz nasıl çözülecek' e yanıt aradığı için bir anda 'bu durum bizde de böyle yaşandı, şu durum böyle değil' derken kendinizi bulabiliyorsunuz. Bu sorgunun içinde kendini bulmak bile toplantının başarısına işarettir.
Toplantıda çözüm deneyimlerine dönük beklenti farklılıkları da kendini açıktan hissettirdi. Örneğin çözümde silahsızlanma meselesinin ele alınmasını isteyen geniş bir kesim vardı. Bir kesime göre dünya deneyimleri, PKK gibi silah kullanan örgütlerin çözüm sürecine dahil olmasının tek koşulunun silahsızlanma olduğunu göstermeliydi. Deneyimler birazda bu nazarla dinlendi. Bunda da ilginç şeyler yaşandı.
Evet, silahsızlanma oldukça önemli bir meseleydi. Ama her çözüm deneyimi sürece silahsızlanma ile başlamadığını, değişik süreçlerde silahsızlanmanın başarılabildiğini gösterdi.
Örneğin, Lord Hamylton İRA'nın silahsızlanma ile sürece dahil olduğunu söyleyince bazıları heyecanlandı. Ancak devamla Lord'un kastettiğinin bu niyetin açığa çıkması süreci olduğu, zira İngiltere'nin anlaşmayı 1998' de imzaladığı, İRA'nın ise 2005'te silahları bıraktığı hatırlatılınca birden heyecan duruldu. Sadece İRA meselesinde de değil, Güney Afrika meselesinde de silahlar bırakılmadan çatışan tarafların kimi müzakereler ve görüşmeler içerisinde olduğu, hatta kimi anlaşmalar sağladıkları gerçeği de gözler önüne serildi.
Yani 'silahsızlanma olmaksızın hiçbir görüşme olamaz' algısının gerçeklikle ve bu deneyimlerle pek bir alakası yoktu. Bu süreçte önemli olan tarafların güven arttırıcı tedbirler geliştirmesiydi.
Güven meselesi nerede ise tüm deneyimlerde başat problem ve çözümün asıl olmazsa olmazı olarak kendini gösterdi. Bu sürecin geliştirilmesi için kesinlikle şiddetin çözüm olmadığına dönük tarafların yaklaşım deklare etmesi gereği de temel bir konu olarak gündeme geldi.
Tam da burada Türkiye'nin işinin sanıldığı kadar zor olmadığını belirtmeliyim. Zira PKK yaklaşık 11 yıldır Kürt sorununda şiddetin çözüm olmadığını beyan ediyor ve bu konuda gönderdiği barış grupları meseleye stratejik yaklaşma isteğinin bir örneğidir. Son iki yıldır da ordu ve devlet içerisinde de şiddet yöntemlerinin çözüm olmadığı daha yüksek sesle dillendirilmeye başlandı.
Yani Türkiye'de tarafların çözümde şiddeti bertaraf etme koşulu sanıldığı kadar imkansız veya zor değil.
Öte yandan güven bunalımının aşılmasında, sürekli diyalog, ulusal ve uluslar arası aracılar veya kurumların önemli olduğu da en çok dile gelen hususlardandı. Burada hassasiyetle vurgulanan şey, uluslar arası güçlerin ve diğer aracıların tarafların müzakere edebilmesine uygun zeminler yaratmaktan öte bir işleve sahip olmamasıdır. Bu önemlidir. Zira Kürtler sorunlarını Türkiye ile çözmek istiyor, başka ülkelerin ortak olmaya kalkması ile çözümsüzlüğün derinleşmesinden, saçaklanmasından kaygı duyuyorlar. Bunda da haksız değillerÖ
Bunun dışında ise tamamen tarafları bağlayan başka güven arttırıcı önlemlerden de, medyanın rolünden de bahsedildi elbette. Ancak ne olursa olsun müzakere ve çözüm süreci konusunda inanç ve ısrarın ne denli önemli olduğunu gösteren pek çok deneyim dinledik. Bunları yer yer sizlerle paylaşacağım. Özellikle Kürtlerin kendilerine en yakın deneyim olarak gördükleri Güney Afrika deneyiminde yaşananların bizler içinde derslerle dolu olduğuna bir sonraki yazımda değineceğim. Ama müzakereye başlamaktan daha zor olanın başarılı bir müzakere süreci yürütmek olduğunu şimdiden belirtmeliyim.
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
