Her grev bir okuldur
Sürmanşet gazete haberleri... Ordu, darbe, balyoz... Savaş, inkar, imha... Polis, cop, gözaltı... Artık olağan bir şeymiş gibi bizden bir parçaymış gibi... Vicdanı sızlatan, iç burkan ne kadar yaşanmışlık varsa hala yürürlüktedir.
Bize dayatılmış yaşam biçimleri içinde görünür görünmez yasalarla denetim altına alınmış bir şekilde yaşıyoruz. Sorunların çözümünde daralma gösteren modern yaşam insanı, bu daralmanın hem objesi hem nesnesi olarak son tahlilde 'kendine' tanıklık etmek durumundadır. Hayatın içinde bir özneysek eğer, yaşanan her acının şerbetinden yudum yudum içmemiz gerekiyor.
Bu yazıyı yazdığımda ajanslara düşen son dakika haberlerine göre TEKEL işçileri grevlerine 15-20 gün ara vereceklerini bildiriyorlardı. 'Bu mücadele burada bitmedi' diyen işçiler nisan başında yeniden Ankara'da bir araya gelerek mücadelelerinin nasıl bir seyir izleyeceğine dair bir karara varacaklar.
Onca önemsenmeyen, ayaklar altına alınan insani değerlerin karşısında bir an durup düşünmek, yaşamı anlamlandıran ne varsa tek tek yüzleşip hesaplaşmak gerek. Bu hengamenin içinde biraz unuttuk galiba emek ve sermaye arasındaki o çelişkiyi...
Orda çığlık çığlığa yürüyor işte hayatın bir karesi. Bakmak yetmiyor, görmek, duyumsamak, hissetmek gerek... İşte orda günlerce direndi TEKEL işçileri... Mücadelenin, direnmenin ve dayanışmanın iyi bir örneğini gösterdiler.
Ne güneşli havalardaki rehavet ne de kapalı havalardaki kasvet, sahne düzenini bozmadı; tüm saldırı ve baskılar, işçilerin, emekçilerin mücadele ateşini söndürmedi.
Hükümet ve işverenler, işçi eylemini kolay kolay içlerine sindiremezler. Ayakların baş olması korkusu sarar yüreklerini. Onun için en yasal eylemi bile türlü ince oyunlarla, polis copuyla ve gözaltıyla kırmak isterler.
Nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın bu eylemin içerdiği anlam; yalnızca ekonomik bir hak arayışıyla sınırlı değil... Bunun yanında, dayanışmanın, barışın, paylaşımın, adaletin, eşitliğin, özgürlüğün anlamı ve değeri de bir arada, bir bütün olarak vardı.
***
Çoğu zaman bazı şeyler istediğimiz gibi yürümez, her şey yolunda gitmez. Üstelik birçok terslik üst üste gelir, zaman zembereği kırık bir saat olur, gözlerimiz gel-gitlerde kabarır, şakaklarımız zonklar, yüreğimiz dilim dilim. Bir yerde avazı çıktığı kadar bağırası gelir insanın. Aklına hayata dair ettiğin yeninler gelir...
Birbiri ardına dizilmeyi bekleyen onca kelimenin yüzlerce harfi terk eder kelime dağarcığını, anlatmak istediğini unutursun. Titrer yüreğin... Aklına hayata dair ettiğin yeminler gelir ve gece vardiyasından yeni çıkmışsın gibi sabahın terazisi eksik tartar gölgeni... Aklına yakın tarihin işçi direnişleri sayfasına kazınmış Kavel Grevi gelir; ve aklına Hasan Hüseyin'in Kavel Grevcileri için yazdığı dizeler gelir;
'İşime karım dedim, karıma kavel diyeceğim.
ve soluğum tükenmedikçe bu doyumsuz dünyada
güneşe karışmadıkça etim,
kavel grevcilerinin türküsünü söyleyeceğim.
ve izin verirlerse kavel grevcileri,
izin verirlerse İstinyeli emekçi kardeşlerim
izin verirlerse kavel grevcileri
ve ben kendimi tutabilirsem eğer sesimi tutabilirsem
o çoban ateşinin yandığı yerde kavel'de,
o erkekçe direnilen yerde kavel'de
karın altında nişanlanıp dostlarımın arasında
öpeceğim nişanlımı kavel kapısında
ve izin verirlerse İstinyeli emekçi kardeşlerim
izin verirlerse kavel grevcileri
ilk çocuğumun adını kavel koyacağım.'
Kimi şiirler vardır, bir tarihsel olaya tanıklık etmiştir. Onu sanatın gücüyle birleştirmiş olmanın tanıklığıdır bu. Çünkü şiir, sözün gücü, halkın gücüdür. Kavel, böyle bir şiirdir. Onun için Kavel Direnişi anıldıkça bu şiir anımsanacaktır.
28 Ocak 1963'te, İstanbul İstinye'deki Kavel Kablo Fabrikası'nda 170 işçinin başlattığı hak arama direnişidir Kavel Grevi. En önemli özelliği; grev ve Toplu İş Sözleşme hakkını ülkemize 'fiili olarak' kazandırmış olmasıdır.
Grev ve toplu sözleşme kavramının adı var, kendi yok olduğu bir dönemde gerçekleşen Kavel Direnişi, Türkiye işçi hareketi tarihinde bir dönüm noktası olmuş, işçi sınıfına grev hakkını hediye etmiştir. Dahası, dayanışma örnekleri sunulmuştur. Tüm bu yönleri ile işçi sınıfının tarihine yazılmıştır. 1963'ün soğuk kış günlerindeki bu direniş aydınlar arasında da yankı bulmuştur. 'ben işçi çocuğuyum evladım / demiryolu atölyesi işçilerinden / emekli Şükrü'nün oğluyum' diyen Hasan Hüseyin'in Kavel şiiri de böyle bir yankıdır; bir döneme tanıklık eden şiirlerden birisidir.
Evet anlatıldığı ve anlaşılacağı üzre; Hasan Hüseyin, 1963 yılında Kavel işçilerinin hakları için geçtikleri direniş üzerine yazar bu şiiri. Onların mücadelesine duyduğu hayranlığı, güveni anlatır. Böylece bir grevin şiirini, Kavel fabrikasının bahçesine kurulan çadırdaki işçiyle yan yanaymış gibi acısıyla, sevinciyle yazar. Dediği gibi işçilerin grevini etinde hissetmiştir. Soğuk havada direnenlere acıyan değil, onların kollarındaki gücü gören 'aydın'ın duygularıyla sarılır kaleme.
***
Evet... TEKEL işçileri eylemlerine bir süre ara veriyor. Sonrasında nasıl bir seyir izleyeceğini kestiremiyor insan ama TEKEL grevinin sonucu ne olursa olsun bu eylem emekçilere bir sinerji yaymış, gerektiğinde şartele uzananan elin gücünü, mücadele ve dayanışma ruhunu pekiştirmiş bu yönüyle bile olsa amacına ulaşmıştır.
Erkeği, kadını ve çocuğuyla kar-kış demeden direnenlere ve destek sunanlara selam olsun.
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
