türkiye sosyal-şövenizm tarihinden bir sayfa

Tarihden bir sayfa..

1967 yılları.., Demirel hükümeti var. Ve Kıbrıs sorunları baş gündem..kıbrısdan sürekli katliam saldırı “haberleri” geliyor.. uluslar arası politikalarda da Kıbrıs sorunu konuşuluyor..
1967 nisanında seçimlerden hemen önce cıa eli ile.., darbe olmuş.., albaylar cuntası iktidardaydı.. kıbrısda ise.., başından beri yunanistanla çelişkili olan ve adanın kendi federatif bağımsızlığını savunan makarıos yönetimi vardı..

1923 sonrası 1967 ye kadar.., Kısa bir Kıbrıs tarihi..;
Kıbrıs.., 1960 da “bağımsız” cumhuriyet olana kadar.. ingilterenin sömürgesi idi..
Bu süreç içinde ..,
Türkiyenin Kıbrıs diye bir sorunu ve bu anlamda da İngiltere ile bir sorunu olmadı sadece adadaki bazı “olaylar” bahanesi ile Yunanistan ve türkiyedeki rum vatandaşları ile “sorunları” oldu..
“”””1954 yılında Yunanistan’ın sorunu Birleşmiş Milletler’e getirme çabaları yoğunluk kazanmaya başladığında, Türkiye de sorunla resmen ilgilenmek gereğini duymaya başlamıştır. Türkiye’nin Atina Büyükelçisi Yunan Hükümeti’ne, Türkiye’nin adadaki statünün korunmasından yana olduğunu, eğer adanın geleceğine ilişkin herhangi bir çaba göstereceklerse bu konuda Türkiye’nin de bir taraf olarak görülmesi gerektiğini ve sorunu Birleşmiş Milletler’e götürmenin Türk-Yunan ilişkilerini olumsuz yönde etkileyeceğine inandığını iletmiştir.”

“Türkiye’nin görüşlerini açıklayan F. Köprülü’nün belirttiğine göre; “İngiliz egemenliği altındaki Kıbrıs konusunda Yunan liderleri ile asla görüşmeler yapılmadı ve konunun Yunanistan ile görüşülmesi uygunsuz bir davranış olacaktı. Türkiye için ‘Kıbrıs sorunu’ bulunmamaktadır; ancak günün birinde adanın geleceği İngiltere ile görüşülecek bir konu olarak ortaya çıkarsa, adada yaşayan büyük orandaki Türk azınlığın varlığı Türkiye’ye konu üzerindeki görüşlerini açıklama hakkı verecektir. Bununla beraber Türk hükümetinin görüşüne göre adanın bugünkü statüsünde bir değişikliğin yapılması uygun değildir.”
( Faruk Sönmezoğlu, “Kıbrıs Sorunu’nda Tarafların Tutum ve Tezleri,” Türk Dış Politikasında Sorunlar, der. Esat Çam, İst. Der Yay. 1989, s. 96)

Her iki alıntıda da görüldüğü gibi.., “milli-kurtuluşcu” ların zamanından beri bu noktada yetki-karar ingilterededir mantığı geçerli idi..
Yunanistan tarafı içinde aynı şeyler geçerli idi..

“”Savaşın sona ermesiyle birlikte, özellikle Kıbrıs Rum toplumu içerisinde İngiltere’den bağımsızlığın alınması ve Yunanistan’la birleşme yönünde tartışmalar yapılmıştır. Ancak, 1946-49 yılları arasında Yunanistan’da yaşanan iç savaşın yaratmış olduğu karmaşa ve İngiltere’nin ekonomik, siyasi ve askeri yardımlarının Yunanistan üzerinde yaratmış olduğu bağımlılık ilişkisi, Yunanistan’ın bu tür ulusçu beklentileri desteklemesini engellemiştir. Gerçekten de, Yunanistan, 1950 yılı başlarına kadar Kıbrıs Rum toplumu liderleri tarafından yöneltilen isteklere karşı soğuk davranmışlardır. Hatta, General Plastiras Hükümeti, 1950 yılında Kıbrıs’ta yapılan halkoylamasını kabullenmekten kaçınmış ve bu durumun Yunanistan ile İngiltere arasında yakınlaşmayı sekteye uğratacağından çekinmiştir. 1950 Haziranında ise, G. Papandreou, “Bugün Yunanistan biri İngiltere diğeri ABD olan iki ciğerle nefes almaktadır. Bu nedenle, Kıbrıs konusu yüzünden nefessiz kalarak boğulmaya dayanamaz” diyerek, benzer bir kaygıyı dile getirmiştir”” (Pantazis Terlexis, Greece’s Policy and Attitude Towards the Problem of Cyprus, New York: N.Y. University, 1968, s. 91.)

Kısaca her iki “bağımsız” “ulus”-devlet Yunanistan ve Türkiye ingiltereye karşı direnen Kıbrıs halkı ile ilgilenmiyordu.. türk toplumu ise.., İngiliz egemenliği sürecinde polis ve adliye vs. gibi kamu alanlarında etkindiler ve hallerinden de memnundular.. asıl olarak bağımsızlık talebi rum topluluğundan geliyordu..

Ama 1951 den sonra yunanistanda gerek toplumsal baskıdan ve gerekse.., bence.., abd baskısından sonra konu ile ilgilenmeler başlamıştır..

“S. Venizelos’un bir İngiliz bakanının, “hiç bir Yunan hükümetinin şimdiye kadar Kıbrıs konusunda resmi iddialarda bulunmamış olduğunu “ açıklamasına tepki olarak, yapmış olduğu açıklamaya göre, “1912’den beri, Yunanistan’da her Yunan hükümeti açıkça Kıbrıs ve Yunanistan’ın birleşmesi isteğini dile getirmiştir. Bu konudaki eksiklikler ise İngiltere’nin davranışları ve Yunan hükümetlerinin, sorunu zamanı geldiğinde barışçıl yollardan çözümlemek için bekleme taktiklerinden kaynaklanmıştır. Yunan hükümetlerinin Kıbrıs sorununa ilişkin yaklaşımları üzerinde olası şüphelerin giderilmesi için, (...) Yunan halkı gibi Parlamento da Kıbrıs’ın anavatan Yunanistan’la birleşmesi yönündeki Yunanistan’ın istemleri daima var olmuştur ve bu istek, Yunan halkının olduğu kadar bütün Kıbrıslıların ateşli arzularını yansıtmaktadır.” (Pantazis Terlexis, Greece’s Policy .., ss. 96-97.)

Elbette buradaki Kıbrıs Rumlarının “anavatan” yunanistanla birleşme isteği tartışmalıdır.. böyle olmadığı da bilinmektedir..
1950 lerle başlayan bağımsızlık taleplerinin artması ve ingilterenin sıkışması üzerine sorunlu ve çatışmalı bir Kıbrıs konseptine geçilmiştir.. hatta sorun Kıbrıs bağımsızlığından daha çok Yunanistan-türkiye arasındaki soruna dönüştürülmüştür..
6-7 eylül olayları bu anlamda ilk adımdır.. bu konseptden sonra da.., Kıbrıs..,
1960 da .., bağımsızlığını kazanmasına karşın.., aynı konsept üzerinde günümüze kadar gelmiştir..
Hatta buna bir de uluslar arası “hukuk” eklenmiştir..

“”1959 yılında ise, uluslararası sistemdeki bölgesel olayların müttefikler arasındaki işbirliği ve dayanışma çabalarını gerektirmesi, ABD ve NATO’nun baskılarıyla; “Türkiye ve Yunanistan ikili müzakerelere girişmişler ve iki devletin başbakanları arasında 5-11 Şubat 1959’da Zürih’de yapılan görüşmelerde bağımsız bir ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ kurulmasına karar verilerek, bu bağımsız devlet içinde ‘Kıbrıs Türk Toplumunun’ hürriyet ve yaşama haklarını garanti altına alan anayasa esasları ile, diğer ilgili anlaşmalar tespit edilmiştir. Bu anlaşmalar, 19 Şubat 1959’da Londra’da, Türkiye, Yunanistan ve İngiltere ile Kıbrıs Türk ve Rum toplumları temsilcileri tarafından imza edilmiştir.””” (Fahir Armaoğlu, 20. yy Siyasi Tarihi, Ankara: Türkiye İş Bankası Yayınları, 1983, s. 533.)

Gerek Yunanistan gerekse türkiye tarafında işlenen “ulusalcı” politikaların hatta anti-abd ci politikaların temelinde yatan asıl husus budur.. gerisi demagojik-manüple politikalardır..

Bu temellerde 1967 ye gelirsek…;

Aynı dönemlerde kıbrısda makarıos yönetimi Yunanistan-türkiye devletlerinden bağımsız davranmakta.., hatta soğuk savaş politikaları içinde.., bağlantısızlar(3. dünya ülkeleri) bloğunu desteklemektedir..
Kıbrısın kendi özgün duruşu küresel güçlere uygun değildi.. ama ne yunanistana …, nede türkiyeye ilhak edilmesini de istemiyorlardı.. sorunu..; adanın parçalı olmasında ve Türkiye-yunanistan çekişmesi ile denetim altında tutulmasında takılı kalmasını istemişlerdir..
Yunanistanda abd desteği ile albaylar cuntası olmuştur.. yine bu dönemde.., kıbrısdaki türk toplumu kamu alanlarından ve yönetimden çekilmiş ve çatışmalı görünümü artırmıştır..
Gerek yunanistanın.., gerek ise türkiyenin ve abd nin derdi makarıos ve bağımsız politikaları idi..
Bu anlamda.., yunan glladyösü ve Türkiye glldyösü adada çatışmalı ortamı hızlandırmaktaydı..
İşte böylesi bir ortamda.. türkiyenin sosyalist bir işçi partisinin bu konudaki politikalarına bir bakalım….

“”Tam şu sıralarda Spor Sergi Sarayı'nda CHP, CKMP temsilcileriyle Haluk Tansuğ ve İlhan Selçuk gibi gazetecilerle, TİP temsilcisi Behice Boran ve İdris Küçükömer'in katıldığı 'Anti-emperyalist Kıbrıs Stratejisi Ne Olmalıdır?' konusunda bir açık oturum tertip ediliyor. Bu açık oturumda Behice Boran şöyle konuşuyor:
"TİP, Kıbrıs sorununu çözerken iki kıstas üzerinden düşünmeyi gerekli görmektedir. Bulunacak çözüm yolu, adadaki Türklerin ve Türkiye'nin çıkarlarına uygun olmalıdır; gerçekçi ve geçerli bir çözüm olmalıdır. Kıbrıs'ın tamamen Türkiye'ye ilhakının gerçekçi bir dış politikada imkan yoktur. Dünya kuvvetler dengesi buna izin vermez. Türkiye'ye iltihak veya taksim gerçekleşmeyince en iyi çözüm yolu, Kıbrıs'ı Yunanistan'a bırakmamak olabilir. Bu da ancak silahtan ve askerden arınmış, federatif bağımsız Kıbrıs teziyle mümkündür. Turan Güneş'in endişesine katılmıyorum. Aksine bağımsızlık cereyanlarının kol gezdiği Asya, Afrika ülkeleri, yani 3. Dünya ülkeleri federatif bağımsız Kıbrıs tezini destekleyeceklerdir. Anglo-Amerikan emperyalistleri, kendi çıkarları için Yunanistan'ı tutmaktadırlar. İşte bu yüzden Kıbrıs davası, kendi başına bir dava değil, anti-emperyalist bir savaşın bir parçasıdır. Kıbrıs'a yapılacak çıkartmanın, anti-emperyalist bir savaşın bir bölümü olduğunu düşünerek çıkartmaya oy verdik. (a. b. ç. ) Sosyalist bir parti nasıl savaş ister denildi. Sosyalist bir parti pasifist bir parti değildir. Milli bağımsızlığımızı ilgilendiren bir konuda eli kolu bağlı duramayız. Kıbrıs sorunu, anti-emperyalist açıdan sürdürüldüğü zaman, Amerikan ve NATO üslerinin dışarı atılmasıyla son erecek ve anti-emperyalist savaş kazanılacaktır. "
(A. Hamdi Dinler.. tip tarihinden kesitler.. gelenek yayınları)

Buradaki söylem dikkat çekicidir.. bağımsız fedaratif bir kıbrısdan bahsediliyor.. bu çok güzel ve doğru ama bunun gerekçesi daha bir ilginç…
“””Kıbrıs'ın tamamen Türkiye'ye ilhakının gerçekçi bir dış politikada imkan yoktur. Dünya kuvvetler dengesi buna izin vermez. Türkiye'ye iltihak veya taksim gerçekleşmeyince en iyi çözüm yolu, Kıbrıs'ı Yunanistan'a bırakmamak olabilir.“”
Olanak olsa.., kıbrısa el koymak daha doğrudur deniliyor.. ve türkiyeye ilhak yada taksim olamayacak ise.., bu bağımsız federe-kibrıs savunulur deniliyor..
Oysa aynı dönemlerde bunu savunan makariosa karşı Türkiye de kışkırtıcı yayınlar yapılıyor ve ilhak naraları atılıyordu.. kaldı ki bu naraların bastırması sonucu meclis de müdahale kararı alındı ve işçi partisi evet dedi..
“her şeye” gerekçe bulan b. Boran haliyle buna da buldu..

“””Kıbrıs'a yapılacak çıkartmanın, anti-emperyalist bir savaşın bir bölümü olduğunu düşünerek çıkartmaya oy verdik. (a. b. ç. ) Sosyalist bir parti nasıl savaş ister denildi. Sosyalist bir parti pasifist bir parti değildir.”””

Anti-emperyalist bir savaşmış.!! Adaya el koymaya gidiyorsun ve gitmesini istediğin güçler sanki anti-emperyalist güçler.. kendi donlarını abd den kurtardılar da kıbrısı çözecekler..
Pasifist değillermiş..!!! sistem ile birlikte saldırganlığa geldi mi “bayağı” aktifler..
Aynı aktifikasyonu kürt ulusal sorununda da göstermişlerdir ve ardılları hala gösteriyor..

“””d-Bütün ikazlarımıza rağmen Demirel Hükümeti kendisini Amerikan baskısından kurtaramamıştır. Kıbrıs'a müdahale hakkı bir daha elimizden kaçmıştır.””

Bu sözleri şimdide güney kürt federe topraklarında bulunan Türkmenler gerekçesi ile savunanlar boldur.. “neredesin b. Boran”” !! sana şimdi “ihtiyaç” var.. günümüzde senin gibi.., vatansever-yurtsever.. “solcu”larımız var ama.., yetmiyor.. gölgen bile yeterdi..

68 i temellerine aldığı iddia edenler görsünler.. kimleri alıyorlar.. bu şöven ve ilhakçı “sol” mantalite o zamanlardan beri vardır ve halende sürmektedir.. demagojik argümanlar.., “gerekçeler” ve içindeki keskin sol perdeleme söylemleri değişebilir.. ama kök aynıdır..