Roj: Bir onur kavgası bu.
Bu sorunlu ülkede kim 'Gözlerim kapalı, İstanbul'u dinliyorum' rahatlığında olabilir ki? Ben de değilim. Gözlerim açık olup biteni izliyorum. Hayat karmaşık çelişkilerle dolu... Seçeneği az zorlu bir kulvar. Arayışlarla dolu bir kulvar, ya da bir kavga...
Aslında doğru; bir onur kavgası bu... Haysiyet, şeref, itibar kavgası... Ne hak hukuk meselesi ne kimlik ne de siyasal statü hadisesi bu... Düpedüz ayakta kalma, boyun eğmeme, iradeli ve özgür yaşama mücadelesi. Onun inadı tutkusu, arzusu bağlılığı...
Kürtlerden, Kürtlerin karşı karşıya kaldığı şiddetten, siyasal soykırımdan tüm bunlara karşı koyuşundan, başkaldırısından bahsediyorum tabii ki...
Görüntülerde Belçika'daki Kürt siyasal ve kültürel kurumlara, ROJ TV'ye yapılan baskınlar var. Türkiye'dekini aratmayan eşzamanlı baskınlar dolduruyor gündemi. Sayısız göz altıları, tahrip edilen, el konulan teknik malzemeler ve tanıdık şiddet görüntüleri; kan içinde kalan, kaşı başı yarılan bedenler...
Operasyon kapsamı dışında kalmayı başarmış çalışanları yaralı ROJ'un karartılmasına direniyor. Olay yerinden görüntüler, söyleşiler, yorumlar geçiyor dışarıdan bir yerden ha bire, durmaksızın...
Ekran kararıyor bazen, sonra açılıyor yeniden, hayata dönme mücadelesi veren bir insanın çırpınışı gibi...
Kapanıp kapanıp aralanan göz kapakları gibi...
Yaşadığını, hayatta olduğunu belli eden zorlu mırıltıları gibi...
* * *
Gerçekten de bir onur, haysiyet, özgürlük kavgası bu. Doğrulardan, güzellik, özgürlük arayışından vazgeçmemek, eğilmemek yani... Başka şey değil. Demokrasinin, uygarlığın beşiği (!) Avrupa'da (Bekçika'da) olup bitiyor tüm bunlar... Eşzamanlı bir soykırım yürütülüyor; küresel ölçekte. Türkiye'de, Güney'de, Avrupa'da, Amerika'da; doğuda batıda, kuzeyde ve güneyde, her yerde...
Kürtler her yerde aynı kaderi paylaşıyor. Kodları aynı olan güçlerin cehennemi dünyasında aynı sorunları... Her yerde kelepçeler, işkenceler giriyor hayatına, her yerde siyasal soykırım, baskı ve operasyon. Dışlanmışlık, itilmişlik, değer vermezlik...
Ama yine de yayın yapıyor ROJ, görüntülerde kanlar içinde olduğu halde yıkılmayan, dimdik ayakta duran bir çalışan, bir basın emekçisi. Yanındakiler kanlı yüzünü siliyor. Sonra bir başka görüntü... Başı yarılmış genç bir kadın; belli ki acılar içinde. 'sen eve git' diyor biri. Ama ayrılmıyor, o da terk etmiyor ötekiler gibi arkadaşlarını...
* * *
Bir ara Cahit Mervan geliyor görüntüye. Diyor ki: 'Marjinal zaferler stratejik yenilgilerden kurtaramaz egemenleri. ROJ TV'nin kapatılması, Kürt siyasetçilerinin tutuklanması vb. marjinal zafer olabilir. Ancak bu durum kendilerini stratejik yenilgiden kurtaramaz.' Aklımda tuttuğum kadarıyla böyle bir şey; buna benzer...
Doğru bir saptama tabii ki... Ancak 'marjinal zafer' gibi görünenler bile aslında kendi içinde yenilgileriyle dolu. Kendi içinde çözülmeleriyle...
Neden mi?
Orada her şeye rağmen yayınını sürdürmeye çalışan ROJ TV çalışanları çok daha güçlüdür küresel kırımcılardan, çok daha bilenmiş, çok daha kararlaşmıştır çünkü... Başı gözü yarıldığı halde dimdik ayakta duran, arkadaşlarını terk etmeyen, dayanışmayı sürdüren, ruhuyla bedeniyle kenetlenen kadın çok daha kararlı...
Ve çok şey katmıştır kavgaya...
* * *
Bir onur kavgasıdır bu; bir yeni insan, yeni toplum arayışı. Başka şey değil.
Varsın arkadan kelepçelesinler ellerimizi, kapılarımıza, kurumlarımıza kilit vursunlar, ekranlar karartsınlar ne çıkar... Varsın eşzamanlı olsunlar, dört bir koldan yönelsinler; gözaltına alsınlar, tutuklasınlar, yasaklasınlar; siyasal soykırım için anlaşmalar, sözleşmeler yapsınlar.
Dedik ya, ne çıkar.
Çok daha güçlüdür çünkü bu kavgada kanlar içinde ayakta duranın iradesi...
Ve bir gün önceki gazetelerden bir haber: AKP milletvekili İhsan Arslan 'birkaç belediye başkanının tutuklanmasını çok abartıyorlar' demiş. Tarım ve Köy İşleri Bakanı Mehdi Eker ise, BDP'lilere atfen 'kelepçeye şükredin' demiş...
Yani 'beterinde beteri var'. Daha beteri olabilirdi. 'Mesela sizin de kaşınız başınız yarılabilirdi. Yerlerde sürüklenebilirdiniz. Ya da oracıkta başınıza bir kurşun sıkılabilirdi. Arkadaşlarınız gibi faili meçhule gidebilirdiniz. İyisi mi şükredip susun!' demek istemiş...
Şükredip susmayacağız işte...
Bir insanlık kavgası bu; insanın onur kavgası... Direnmek, ayakta kalmak, özgürleşmek isteyen her birey ve toplumun kendinden bir parça gördüğü, kendinden bir şeyler hissettiği, bu hissedişin beklentilere dönüştüğü bir kavga...
En büyük kazanım, zafer budur işte. Yani herkesin kendinden bir şeyler gördüğü ve kattığı, umudunu, arayışını diri tuttuğu bir bileşke olmak, bunu başarmak...
Biz buyuz işte...
Kürtler budur...
Ya sonrası...
Sonrası zor da olsa gelecek...
DELİL KARAKOÇAN
delil-karakocan@hotmail.com
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
