Tarih şiiri, şiir tarihi utandırmasın

'Tarih, öyle ayağa filan kalkınca görülebilecek bir şey değildir. Tabii, çevremizdeki bu 'çoğunluk', 'ayağa kalkmak'tan neyi murat ediyor acaba? (...) ne yazık ki, 'içinde bulunduğumuz ve hep birlikte oluşturduğumuz bu kötülük dayanışması' topluluğunda tarih, biraz da yampiri ve yamuk tasarlanmıyor mu? Adeta yengeç gibi yan yan yürütülüyoruz! Tarihteki 'ayağa kalkmak!', belki de gündelik 'ayağa kalkmak'la karıştırılıyor olabilir bakın! Ya da eski günlere bakarken de, yerinde kıpırdamamak için ve olaylar uzak diye, dürbün kullanmak nasıl bir aymazlık ve yanlışlıktır! Böyle davranmakla, çocukların ve gençlerin gelecekleri adına, hem tehlikeli hem de insanın kendisini aldatıcı bir iş yapılmış olmuyor mu? Çünkü; 'ayağa kalkmak' tek başına bir şey göstermez. Bu gösterge değildir. Gerçek 'ayağa kalkmak', ancak kişi şeyleri 'göze almak'la olur, olabilir. Yani, kimi şeyleri göze almak pahasına' Evet, paha olmadan hiç bir şey olmaz!'
(Ece Ayhan, Şiirin Bir Altın Çağı)

Şiirin şairiyle ilişkisi kadar, şiirin bilgi, tarih ve hayatla ilişkisi de edebiyat tarihinin en çetrefilli konularındandır. Şair-şiir ilişkisi bir 'sır' ilişkisidir. Şair şiirine kendi hayatını olduğu kadar, genel olarak hayattan özel olarak ise başka hayatlardan devşirdiği bilgileri de gizler. Tarih ve hayat, bazen düz bilgi olarak, bazen yeni anlam dünyası içinde imgeler olarak şiirin içine yedirilir. (Ece Ayhan'ın 'Şiir yazarken tarih bileceksin ama bilmezlikten geleceksin' soyutlaması bir poetika teorisi olarak da okunabilir...) Okur ise şairin sırlarını ele geçirme telaşında ve/veya merakındadır. Oysa bu bilginin, sırrın tümüyle ele geçirilmesi ne mümkün ne de gereklidir... Kolları bağlıdır çünkü okurun. Hükmü bir yere kadardır... Sadece okurun mu? Aslında metni/şiiri karşısında yazarın da, şairin de bir aşamadan sonra kolları bağlıdır. Şiirin yazılışına neden olan konunun, bilginin, olayın, duygunun ötesinde bir başka sapa yollarda, mek‰nlarda, tarih ve bilgi ilişkisi içinde bulabilir kendini... Tüm bunlar, şairin, şiirin ve okurun doğasına uygundur...

Ece Ayhan şiir, tarih, bilgi içeren bir şiirdir. Şiirinin kaynaklarını eski ama eskimemiş bilgiler, dışarlıklıların, ötekilerin, 'az'ların, mağlupların, mahcupların, iktidar olmamışların ve olamayacakların hik‰yeleri oluşturur. Kendini bilgisiz ele vermeyeni bir şiirdir. Okur bu şiiri duygu ile ele geçiremez. Bu özellik okuru ek bir çabaya, tarih ve bilgi kapısına yönlendirir. Daha önce de yazanlar oldu yineleyeyim; bu şiirin, Türkçe şiirde ilklerinden biri, okuru ilk kez ciddi bir tarih ve insanlık bilgisine muhtaç etmesidir... (Ses, dil ve anlam taammüden bozulduğu için bazıları dışında bu şiiri seslendirmek, ezberlemek de zordur...) Ece'nin al‰metifarikalarından biri olan 'Tarihe bak anlarsın?' cümlesi, kendi şiirine, 'şiire bak anlarsın' olarak da uygulanabilir. Ece'nin düz yazı ve şiir serüveni, bir karşı dil, karşı tarih yazımıdır. Resmi tarihin unutma, unutturma, hatırlayarak unutturma kültürüne karşı o, dışında, karşısında ve ötesinde bir başka hafıza, bilgi, tarih önerir. Bir kez daha söylemek gerekirse, sadece şiirin, kadavranın ve insanın değil, tarihin ve coğrafyanın da içi açılmamıştır... Bu yazının derdi olan şiire geçmeden önce bir alıntı yolumuzu kessin:

'Evet, gerçekten, eğer şair şairse, yarısı tarihçidir! Yani şiir ve tarih, bu usul ve halim selim Anadolu'da iç içedirler! Bin yıldan beri böyle olmuş böyle gitmiş. Yani hiçbir şair özel konumundan ve oturduğu özel sandalyesinden olaylara olup bitenlere bakmamıştır. Bakamaz da. (...) Evet, 'tarihe bakarsanız anlarsınız!' ama gerçekler, belgeler ve olgular, olduğu gibi açıklanırsa...'
(Ece Ayhan, Şiirin Bir Altın Çağı)

Önce tarihe bak anlarsın, sonra da şiire bak anlarsın, dedik... Elbette burada 'anlamaktan' murat edileni elde etmek tarihe, şiire nasıl, hangi gözle, bilinçle bakılacağı ile de doğrudan ilgilidir. Çünkü tarih, öyle ayağa kalkınca bir çırpıda görülebilecek bir şey değildir. Tarihteki delilleri okumak, anlamlandırmak tarih falcılığını dışlar... Tarihte olup bitenleri ve bitmeyenleri anlamak için resmi tarih bilgisi yetmez, onun karşısında başka bir dil, kurgu içiren alternatif tarih bilgisi ve bilinci gerekir. Şiire bakıp anlamak için de, tarih bilgisi ve bilinci ile birlikte, hayat bilgisi ve hayal bilgisi bağlantılı şiir bilgisi ve bilinci gereklidir. Bu yazının konusu/derdi olan Ece'nin, en ünlü şiirlerinden olan 'Meçhul Öğrenci' Anıtı şiirine bakarak anlamak için, önce tarihin içinin sonra da şiirin içinin açılması gerekir. Bu şiirin bilgisinin başlangıcı şu cümlede içkindir:

'Ankara'da oynarken öldürülen bir genç için Anıtkabir'e yürüyüş düzenlenmişti. Bir yığın insan yürüyoruz. Öldürülen gencin annesi başörtülü bir kadıncağızdı. Adı da İnsaf Ana... Ece bu isme bitmişti. Ben İnsaf Ana'nın yanına gittim. Birlikte yürürken 'Oğlumun emeğini eline verdiler' dedi. Bunu Ece'ye yazdım. Ece de Devlet ve Tabiat'ta İnsaf Ana'nın bu cümlesini şiirine aldı...'('Emine' Semra Özdamar, 'Kendi Kendinin Terzisi Bir Kambur)

Şu anda Almanya'da Berlin'de yaşayan yazar-tiyatrocu Semra Özdamar'ın sözünü ettiği genç, 14 Aralık 1969 faşistlerce İstanbul'da öldürülen devrimci Battal Mehetoğlu'dur... Ece, Semra Özdamar'dan aldığı bu bilgi üzerinden ünlü başka anlam dünyaları da kurarak ünlü şiirini yazar. Ece, İnsaf Ana'nın devrimci oğlu Battal için bir ağıt gibi yüreğinden sızdırıp dilinin ucundan dünyaya boca ettiği, 'Oğlumun emeğini eline verdiler' cümlesinin başına 'Ah ki' ekleyerek 'Ah ki oğlumun emeğini eline verdiler' olarak şiirine yedirir... Aradan birkaç yıl geçer... 1971... Şubat ayı... Ece gibi söylersek, 'Bir ay sonra düşünceye çullanma provası yapılacaktır.' Şair Behçet Necatigil, Devlet Mimarlık Mühendislik Akademisi (şimdiki Yıldız Üniversitesi) hocadır... Ece Ayhan, Necatigil'in çağrılısı olarak derse gider. Bundan sonrasını Ece'den dinleyelim:

'Karatahtada bir şiirimin çözümlemesi yapılacak. Dersliğe girdiğimde, reng‰renk, el örgüsü kazaklarıyla halk çocuklarını gördüm, tıklım, tıklım. Oysa Necatifil Türkçe meraklısı üç beş gençle yaparmış bu dersi. Çocuklar Meçhul Öğrenci Anıtı şiirinin yazılmasını istiyorlar, ama Necatigil Hoca, İnsaf Ana'nın oğlu battal Mehetoğlu o okulda öldürüldüğü ve bu şiirde ona gönderme olduğu için midir bilemiyorum, yazmak istemiyor. Ben de Necatigil'in zor duruma düşmesini istemiyor, çocukların sorularını duymazlıktan geliyorum falan. (Karatahtaya sonunda Necatigil'in isteği üzerine başka bir şiirim yazıldı.) Sonra bir ara verildi. Necatigil'in odasında sigara içiyoruz, konuşuyoruz. Necatigil 'Bence bu şiir ilk kıtasında bitmiştir' dedi. Ben 'hayır' dedim. İşte iki kuşak arasındaki ayrımdır bu. Necatigil bu şiiri yazsaydı, onu ilk kıtada bırakırdı belki de. Ama burada 'meram farklılığı' var. Nasıl şiir şiirde kalmazsa, kalmıyorsa, okul da okulda kalmaz. E! Peki, 'askeri okul', 'gece çamaşırcılığı', 'okuma yazma bilmeyen anne', 'Bu ölümü de bastırmak için' ne olacak? Biz'de, İkinci Yeni'de, yani sıkı şiirde 'de' vardır. 'De' ufaktır ama, aynı zamanda çok da büyüktür, belki de biz sivil şairlerin bamtelidir. Biz aslında ayrıntı'yız. Ayrıntı, bütünden büyük olabilir bizde.'
(Ece Ayhan, Sivil Denemeler Kara)

Öte yandan bu şiirin, bazı edebiyat metinlerinde, sanal ortamlarda hatta kimi akademik metinlerde 'Hayatın neresinden dönersen kardır' diyen Nilgün Marmara ile ilişkilendirilmesi de bilgi, tarih açısından sorunludur. (1987 yılında intihar eden 1958 doğumlu Nilgün Marmara bu şiirin yazıldığı 1970 yılında 12 yaşındadır...) Ece Ayhan, kimi zaman 'Aldırma 128! İntiharın parasız yatılı küçük zabit okullarında' dizeleriyle kimi zaman Nilgün'e çağrışımlı göndermeler yapması, kendi şiirini yeni bir anlam ile çoğaltması olarak okunabilir. Zaten her okurun, şiirin duygusal, bilgisel, tarihsel kaynaklarına, şairine rağmen bir şiiri çok değişik kapılardan girerek okuması, anlamlandırması mümkündür. Burada tartıştığımız konu, bu yorumlama hakkının ötesinde somut olarak o şiirin bilgisinin de bilinmesinin gerektiğidir. Bu hassasiyet, şiirin de bir tarih ve bilgi hakkı olduğu, meraklısının ötesinde de bilinmesinin yararlığına göndermedir... Bilgi ile yorum diyalektiğinin örtüşmemesi kimi zaman bilgiden, kimi zaman şiirden zarar etmekle sonuçlanması biraz da bu hassasiyetlerin gözetilmemesinden değil midir?

Bir şiir bizi nereden nereye götürdü... Bir şiir, yazıldığı tarihsel dönemin bilgileri, 12 Mart Cuntası bir yana okunu Kimlerle tanıştırdı, ilişkilendirdi: Battal Mehetoğlu, İnsaf Ana, Emine Sevgi Özdamar, Ece Ayhan, Behçet Necatigil, Nilgün Marmara... Bundan sonrası okura kalıyor... İyi okumalar... Tarih şiiri, şiir tarihi utandırmasın...

--------------------

Meçhul Öğrenci Anıtı

Buraya bakın, burada, bu kara mermerin altında

Bir teneffüs daha yaşasaydı,

Tabiattan tahtaya kalkacak bir çocuk gömülüdür

Devlet dersinde öldürülmüştür.

Devletin ve tabiatın ortak ve yanlış sorusu şuydu:

- Maveraünnehir nereye dökülür?

En arka sırada bir parmağın tek ve doğru karşılığı:

- Solgun bir halk çocukları ayaklanmasının kalbine!dir.

Bu ölümü de bastırmak için boynuna mekik oyalı mor

Bir yazma bağlayan eski eskici babası yazmıştır:

Yani ki onu oyuncakları olduğuna inandırmıştım

O günden böyle asker kaputu giyip gizli bir geyik

Yavrusunu emziren gece çamaşırcısı anası yazdırmıştır:

Ah ki oğlumun emeğini eline verdiler

Arkadaşları zakkumlarla örmüşlerdir şu şiiri:

Aldırma 128! İntiharın parasız yatılı küçük zabit okullarında

Her çocuğun kalbinde kendinden büyük bir çocuk vardır

Bütün sınıf sana çocuk bayramlarında zarfsız kuşlar gönderecek
Ece Ayhan (1970)

Sezai Sarıoğlu
sezaisarioglu@superonline.com