1915'te ne olmadık ki?
Sınavda çocuğa sormuşlar, 'Atatürk ne yaptı ?' diye. O da, 'Ne yapmadı ki?' diye cevap vermiş. ABD Temsilciler Meclisi Dışişleri Alt Komisyonu'nun aldığı kararla ilgili Ahmet Davudoğlu'nun düzenlediği basın toplantısı biraz bu cevaba benziyordu. 'Evet tehcir olmuştu, ama 1915'de Çanakkale Savaşı da vardı' demenin bu olayda ne anlam ifade ettiğini ben anlamakta zorlandım. Ermenistan ile hazırlanan protokolü TBMM genel kuruluna getirmemek için oldukça önemli bir mazeret ortaya çıktı. Aslında tam biz konuyu meclis gündemine getirecektik, ama artık ABD'de alınan bu karar karşısında böyle bir şey düşünülemez!
Siyaset, yapabilme becerisi üzerinde gelişirse, sahici bir dönüştürücü dinamik rolü oynayabilir. Yapamadıklarınızı haklı gerekçelere dayandırma çabalarına odaklanmış bir siyaset tarzı, bazı sahnelerde oyuncuları hareket ettirmek yerine arkadaki görüntüyü kaydırmak gibidir. Siz bu görüntü kaymasını anlayamadığınızda, çok tehlikeli sahnelerin çekildiğini sanarak filmi heyecanlı bulabilirsiniz.
Artık bu günkü iktidarın neleri yapabileceğinden çok neleri asla yapamayacağı üzerinden analiz yapmalıyız. Bu çerçevede sayılabilecek çok şey var şüphesiz. Ancak bunların içerisinde bazıları var ki, yapılmadığında mazeretini beyan etmek çok anlam ifade etmeyecek. Yapılmayacakların başında Kürt sorununda farklı bir çözüm perspektifini hayata geçirme geliyor. Bunun neden olamayacağına dair onlarca haklı gerekçe sayabilirsiniz. Ancak bu, Napolyon'un 'Savaşı neden kaybettik?' sorusuna aldığı cevaba benzer. 'Barut yoktu' cevabını aldıktan sonra diğer nedenleri dinlemeye çok gerek kalmaz. 'Kürt sorununun çözümünde neden radikal adımlar atılamıyor?' sorusuna vereceğiniz ilk cevap ne olursa olsun çok bir şey değişmez.
Ben yaşadıklarımızı, farklı bir tablo ortaya çıkmış olması ihtimali üzerinden okumayı önemsiyorum. Örneğin Ermeni tasarısı komitede geçmemiş olsa idi, gerçekten çok sevinilesi bir zafer mi kutlamalı idik? O tablonun ne karşılığında elde edilmiş olabileceğini sorgulamadan yapılacak hiçbir değerlendirme benim açımdan önemsenmeye değer gözükmüyor. Asıl sorgulanması gereken pazarlık ya da tehdit kozlarımızın diplomatik gücü, başarısızlık nedeni değil, olaya yaklaşım biçimimizdir. Bu yaklaşım baştan doğru bir zemine oturmadıkça ortaya çıkan sonucun sağlıklı olması beklenmemelidir.
Yeniden Kürt sorununa dönelim. Brüksel'de Türkiye'ye yapılan jestin bedeli nedir zamanla göreceğiz. Ama asıl görülmesi gereken bu tablonun gerçekten Türkiye'nin hayrına olup olmayacağıdır. Kürt sorununun çözümünü bu yöntemlerin tekrar tekrar denenmesinde görüyorsanız bir başarı olarak okuyabilirsiniz fotoğrafta görünenleri. Yaşananların çözümden çok çözümsüzlüğe katkı sunduğunun farkındaysanız, başka bir arayışın içerisinde olursunuz. Anayasa eksenli çözüm ya da diyalog gibi kavramlara ne kadar uzak olduğumuzu bile bile bu yöndeki beklentilere dayalı kredi açan herkes çok dikkatli olmalıdır.
2010'da olabilecekleri düşünürken farkında olmadan Dışişleri Bakanı Davudoğlu'nun 1915 analizine benzer hataya düşmeyelim. 2010 değerlendirmesinde Ergenekon davasını görmezlikten gelmek ne kadar yanıltıcı ise, o davanın havasına kendini kaptırıp Kürt siyaseti için hayallere kapılmak da o kadar yanlış hesaplara neden olur.
Tam tersi bir denklemle karşı karşıyayız. Sürecin aktörleri Kürt hareketine yönelik operasyonlarla Ergenekon sürecini at başı götürmekte kararlıdır. İki süreç arasında tahterevalli ilişkisi kuranlar kendi okumalarını gerçekmiş gibi değerlendirerek beklentiye girmesinler.
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
