Kıbrıs’ın Güney’i

Geçen Cumartesi günü Kıbrıs’ın Güneyi’nde bir özel okulu, Güney Kıbrıs’ın Eğitim Bakanlığı’nın izniyle bir grup Kıbrıslırum öğretmene bir seminer vermek amacıyla ziyaret ettim. Beni birkaç hafta önce arayan bu meslektaşlar, bir Kıbrıslıtürk öğretmenin ağzından Kıbrıs Sorunu’nu ve Kıbrıstürk eğitim sistemini öğrenmek istediler. Bu arada Kuzey’de öğretmenler ne düşünüyor, olayları değerlendirme durumları nedir diye de öğrenmek istremişler. Davet için ise üçü hanım ve bir erkek meslektaş Güney Kıbrıs’tan kopup ta ayağıma kadar Gazi Mağusa’ya geldiler ve benden Kuzey’de kullandığımız eğitim materyallerinden de seminer sırasında onlara tanıtmamı, bu arada çocuklara barış eğitimi konusunda ne sunduğumu, milliyetçilik ve şövenizmin Kuzey’de yüksek olup olmadığını öğrenmek istediklerini, mümkünse bu konularda detaylı ve görülebilecek bilgiler sunmamı istediler. Gerekeni yaptım. Onlara gerçekten hem yazılı materyal hem de birçok konuda araçlarla gittim. İçine materyal doldurduğum bavulum da taşınamayacak durumdaydı ama gene de barış için buna da katlanılır diyerek yola çıktım. Ledra Palace’tan omzumdaki çanta ve taşıdığım büyük bavulla geçerek Güney’de de kimlik işlemini yaptıktan sonra tam saat dokuzda meslektaşlarla anlaştığımız gibi beni bulacakları yere doğru ilerledim. O kadar yorulmuşum ki, Mart ayının sabah soğukluğu beni pek etkilemedi ama epey terlemiştim. Giydiğim pardesü ve takımlarım üzerimde ağırlık etkisi yapmışlardı ve terden sırılsıklam olduğumu da sezdim.

Ledra Palace’tan Lefkoşa’nın Güneyi’ne

Kıbrıslırum meslektaş tam da sözleştiğimiz gibi beni saat dokuzda sınırdan alarak seminerin olacağı özel okula gitmek üzere yola koyulduk. Birkaç haftadır Kıbrısrum okullarında Kıbrıslıtürklerle barış nasıl gerçekleştirilir, barış eğitimi nasıl olur, Kıbrıslıtürkler Kıbrıslırumları nasıl görüyorlar konusunda çalışmalar yapıldığını ve 2004 yılında barikatların açılmasından sonra nasıl olur da temaslar 2004 öncesine göre daha da zayıflar diye sorular sormaya başlanıldığını anlatmaya başladı arkadaşım. Bana incelikle rica ederek hiç saklamadan gözlemlediğim tüm yanlışları ve sorunları anlatmamı ve onların da sorularını yanıtlamamı istedi. Benim avantajım, 1963-64 olayları ve daha sonrasını- enklav yaşantısını, çekilenleri ve en son olarak bilfiil 1974 olaylarını yaşamamdı. Sorunu doğru ve realist bir biçimde koymak gerekiyordu: Sorun elbette 1974 yılında, Türk Ordusu’nun gelmesiyle başlamadı. Bundan önce genelde Kıbrısrum liderliğinin yaptığı yanlışlar üzerinde durulurken, elbette Kıbrıstürk liderliğinin de bunun karşısında taksimci ve ayrımcı politikaları yürürlüğe koyduğunu vurgulamak lazımdı. 1950’li yıllardan itibaren Kıbrıstürk liderliğinin taksimci politikaları yürürlüğe koyması ne kadar haksızsa, Kıbrısrum liderliğinin de körcesine adayı Yunanistan’a bağlamak için adeta çıldırmışçasına eylemler yapması da haksızdı ve elbette taksimci görüşlerin ağırlık kazanmasına sebep olmuştu. Bunları konuşurken gerek 1963 gerekse diğer zamanlar ve şimdilerin örneklerini onlara verecektim. Açıkça konuşacak ve onların da açıkça bu gerçekler ışığında düşünmelerine yardımcı olacaktım. Saklanacak bir şey de yoktu. Ne yaşanmışsa konuşulacaktı. İşin güzel tarafı Kıbrıslırumların da barış için ne yapabiliriz ve de geçmişte ne yanlışlar yapıldı şeklinde düşünmeye başlamalarıydı ve en dikkat edici yan, sorunun 1974 yılında başlamasını görmeleriydi ki maalesef öyle tasavvur ettikleri gibi değildi gerçekler.

Kıbrıslırum Öğretmenlerle Karşılaşmam

Kıbrıslırum öğretmenlerle ilk karşılaşmam değildi. Daha önceleri onlarla yüzlerce defa karşılaşmıştım. Ama bu gurubun çoğunluğu orta yaşlarda ve daha bu gibi aktivitelere pek katılmayanlardan oluşmaktaydı. Gruptan iki hanım ve bir Yunanlı meslektaşımla geçmişte de karşılaşmıştım. Hatta ortak tanıdıklarımız da vardı. Onlara İngilizce olarak hitap etmeye başladığımda beni dikkatle dinlemeye başladılar. Olayı 1960 öncesinden aldım. Ailemden bahsettim. Hayatımda ailemin bana Kıbrıslırumlardan olumsuz olarak bahsetmediklerini, doğduğumda etrafımda Kıbrıslırum dostlarımızın olduğunu, dede ve ninemin bazı Kıbrıslırum arkadaşlarının da beni kendi torunları gibi sevdiklerini, anne , dede ve babamın okumayı çok sevdiklerini, dolayısıyla evimizde muhakkak büyük bir kütüphane ve binlerce kitabımızın olduğunu, dedemin Kuran-ı Kerim , İncil, Türk Edebiyatı, Yunan Edebiyatı, Yunan Mitolojisine vakıf olduğunu, çok okuduğunu, Yol Memuru olduğu için de kontrolünde çalıştırdığı onbinlerce Kıbrıslırum ve Kıbrıslıtürk işçisi olduğunu, dedemin köken olarak Alevi de olduğunu ve Hz Ali hakkında da kitaplar okuduğunu söyledim. Köy papazlarının bile ondan tavsiye ve bilgi almak için köydeki kiralık evimize devamlı geldiklerini anlattım. Köylerdeki çok kültürlülüğün uyumluluğunu yaşayan tek tük Kıbrıslılardan biri olduğumu ekledim. 1974 yılındaki büyük savaştan sadece kendilerinin değil ama biz Kıbrıslıtürklerin de çok acılar çektiğimizi örneğin bizim Baf’ta 3000 (üç bin) kişilik küçük bir toplum olduğumuzu ama EOKA B ve binlerce ihtiyat ve Milli Muhafız Birliği’nin, 20 Temmuz 1974 günü üzerimize saldırarak üstelik bir de üzerine Türk bayrağı çekmiş LESBOS 172 adlı bir Yunan gemisinin beşyüz kişilik ELDİK birliğini Baf’a çıkararak bizi denizden de dövdüğünü, yaralanan ve ölenler arasında kadın ve çocukların da olduğunu söyledim.Tabi ki kendilerinin acıları da olduğunu, evlerini terk etmelerinin büyük bir acı olduğunu, Kıbrıslıtürklere de kendilerine de yapılan katliamları onaylamadığımı belirttim. Ama onlar gibi bizim de evlerimizi ve mallarımızı terk ettiğimizi ama kendileri için de üzüldüğümü, empati yaparak acılarını anlayabildiğimi konuşmama ekledim. Yine Kıbrıslıtürk liderliğinin taksimci amaçlar taşıyabildiğini ama 1963-64 yıllarında kendi egemenlerinin veya liderliklerinin de devamlı olarak uyarılmalarına rağmen Kıbrıstürk köylerine saldırdıklarını, birçok Kıbrıslıtürk’ü öldürdüklerini, yollardan aldıklarını ve Türkiye’ye müdahale etmesi için onların da sebebiyet verdikleri yanında, Kıbrıstürk yeraltı örgütünün de Kıbrıslırumların misilleme yapma psikolojisini çok iyi kullanarak Kıbrıslırumları yanlışa sürüklediğini ve masum Kıbrıslıtürkler öldürülürken, iki toplumun bölünme koşullarının da bu yanlışlardan sağlandığını söyledim. Bölünmeyi istemediğimi, ama bölünmeyi önlemek için demokratikleşmek, yenilenmek ve barışçıl reformlar yapmak gerektiğini, barış ve anti-ırkçı eğitimin mutlaka her iki taraftaki okullarda başlaması gerektiğini ısrarla vurguladım.. 1974 yılında birçok Kıbrıslıtürk’ün öldürüldüğünü ama bunun yanında da Kıbrıslırumlara karşı katliamlar yapıldığını bunları da onaylamadığımı ekledim. Bu konularda üzüntülü olduğumu ve acılarını anladığımı belirttim. Bu arada 2004 sonrasında Kııbrıslıtürklerin Güney’e giderken kafalarındaki Kıbrısrum imajının Kıbrıslılığı savunanlar olduğunu ama tam aksi Kıbrıslırumların kendilerini Kıbrıslı olarak değil ama “Elen” olarak tanımladıklarını ve bunun da Kıbrıslıtürkler üzerinde menfi etkileri olduğunu, bu arada Güney’de sankide tüm olaylardan Kıbrıslıtürkler sorumluymuş gibi Kıbrıslıtürk işçilerin hakir görülmesi, Milliyetçiliğin etnik milliyetçilik olarak oldukça etkili olduğu ve oraya giden sol düşünceli insanların bile şu anda artık taksimin vazgeçilmez olduğu şeklinde bir intibaya garkolduklarını, Kıbrıslırumların ırkçı oldukları şeklinde düşünmeye başladıklarını ve bunun da ortadan kaldırılması için çok çalışılması gerektiğini, barış eğitiminin bana göre çözümden de daha gerekli bir hal aldığını söyledim. Bu arada tarih kitaplarının beş yıldır değiştirildiğini ama şimdilerde geriye dönüş yaşanırken kendi egemenlerinin de burada bir etkisi olduğunu ve Kuzey’deki milliyetçi kesime tarih kitaplarının tekrar geriye döndürülmesi için manevra alanı tanındığını konuşmamda belirttim.

Kitaplardan örnekler gösterdim. Politika da konuşuldu. Onlara kendilerinin Elen milliyetçiliğine karşı bir mücadele vermeleri gerektiğini, bizim ise Türkiye’den özgür irademizi elde edip daha bağımsız olmamız gerektiğini ve tek taraflı yapılacak değişimlerin bir faydası olamayacağını söyledim.

Dinleyenler arasında bir de papaz gördüm ve onunla tanışıp konuşma olanağı da buldum. O da beni ilgiyle dinledi. Ben ilk defa olarak daha detaylı ve daha tartışmalı bir seminerde konuşma yaptığım için, daha tatminkar bir şekilde Kuzey’e döndüm. İyi bir çözüm ve birleşme olması için demokratikleşmenin varlığına daha da fazla inandım…