AKP'ye sorun: Kürt ve Kürtçe var mı yok mu?

Dün yayınlanan yazımdan, kusura bakmazsanız bir alıntı yapacağım:

'Biz, bu köşede, aylardan beri sol, liberal aydın çevrelere 'uzlaşma'nın yollarını ısrarla anlattık. Onlara batıda askeri vesayete karşı AKP'ye verdikleri desteğin haklı olabilmesi için, doğuda çözümsüzlüğün partisi AKP'ye karşı BDP'yle birleşmek zorunda olduklarını anlattık.

Ya anlatamadık, ya da anlamadılar.

Artık uzlaşma umudu bitiyor ve 'kim kimi' diye özetlenen bir mücadele dönemine doğru adımlar atılıyor. Bu mücadelede 'ara yer' ne yazık ki yok. Herkes safını açıkça seçmek zorunluğuyla karşı karşıya geliyor.

Ya Kürt özgürlük hareketiyle birlikte barış, çözüm ve demokrasi için; ya da Kürt özgürlük hareketine karşı savaş, çözümsüzlük ve kaos için... '

Bu yazımın yayınlandığı aynı gün, Taraf Gazetesinde de Ahmet Altan'ın yayınlanan yazısında şu cümleleri okudum:

'Türkiye'de halk, orduyu da yargıyı da gerileterek 'demokrasiye' geniş bir alan açıyor, AKP de bunun öncülüğünü ve temsilciliğini yapıyor.

Bu, çok önemli ve yararlı bir gelişme. Ama bu gelişmenin sağlıklı bir temele oturması için 'Fırat'ın öte yakasının' da bu gelişmeden payını alması, Kürtlerin de demokrasinin ve özgürlüğün tadını çıkarması gerekir.

Sadece Türkler için demokrasi olmaz. Bu işi ya hep birlikte yapacağız ya da ayrı ayrı deneyeceğiz.

'Türkler için demokrasiyi geliştirelim ama Kürtlere demokratik haklarını vermeyelim' derseniz, Diyarbakır-Bursa maçını Türkiye'nin her yanında, her kentinde, her sokağında yaşarsınız. Emin olun, hiçbir şey, yaşanabilecek bu acıya değmez.'

Evet, Ahmet Altan böyle diyor.

İyi de söylüyor.

Ve bu iyi sözler, alfabenin birinci harfi. 'A' dedikten sonra, 'B' demek gerekir.

Herhangi bir yazar, aydın, ister liberal, ister solcu olsun, Ahmet Altan'ın yaptığı saptamayı yaptıktan sonra, başını kaldırıp, Türkiye'de ne olup bittiğine bakmalı. Böyle bakan bir kimse, hemen gerçeği görür: Kürt sorununda çözümün önünde AKP dışında hiç bir engel kalmamıştır.

Çözümsüzlüğün gerçek gücü olan ordunun içindeki Ergenekon adı verilen ve 1990'lı vahşet yıllarında Kürt halkına karşı suç işleyen, kendi arasında bir 'suç ortaklığı' kuran, giderek yürüttüğü savaşı, o savaşta kullandığı kadroları, harcadığı cephaneyi, alet edavatı finanse etmek için 'narkotik' ihracına başlayan ve sonunda bu tezgahın bizzat başına geçen bir 'çete' dağıtılmaktadır. Artık Ergenekoncuların Kürt sorununda çözümü engellemesinden söz edilemez.

Hiç kimse artık, ordunun 'darbe' tehdidi ile AKP'yi 'Demokratik Açılım' yolundan geri çevirdiğine de bizleri inandıramaz. O ordunun darbe yapacak ne hali var, ne takati. Bir yeni Talat Aydemir çıksa bile, bu Aydemir işgal edip, darbeyi ilan edeceği herhangi bir TRT bulamaz; bulsa bile yüz ayrı kanaldan deşifre edilip, yakayı ele vermekten kurtulamaz.

Kimilerinin dediği gibi, 'hiç bir devlet, kendisini bölmek için silaha sarılanlara ödün vermez' klişesinin de anlamı kalmamıştır. Kürt özgürlük hareketinin de, onun silahlı güçlerinin de böyle bir 'ayrı devlet' hedefi yoktur. İster silahlı olsun, ister silahsız olsun, bütün Kürtlerin hedefi, Kürt kimliğinin ve dilinin resmen ve Anayasal olarak tanınmasıdır. Bu tanındıktan sonra, Kürtlerin nasıl yaşayacağı, kimliklerini ve dillerini nasıl kullanacakları, çoğunlukta bulundukları topraklarda haklarının ne olacağı taraflar arasında müzakere konusu olacaktır. Ve AKP Hükümeti henüz Kürt kimliğini ve dilini bile resmen tanımamıştır. Demek ki, Kürtlerin müzakereyi silah zoruyla dayatması söz konusu değildir. Çünkü müzakere için gerekli olan kimliğin ve dilin resmen tanınması henüz gerçekleşmemiştir. Belli ki, 'Kürtlük var mı, yok mu, Kürtçe var mı, yok mu' diye bir müzakere olamaz. Müzakere 'Kürt vardır, Kürtçe vardır' dendikten sonra başlar. Müzakere başlayınca, ilk iş de zaten silahların nasıl bırakalacağını görüşmek olacaktır. Bu noktaya gelmenin, yani barışçı çözüm için müzakerenin önündeki engel, Kürt kimliğini ve dilini tanımayan AKP'dir.

O halde, Ahmet Altan'ın saptamasını yaptıktan sonra atılacak adımlar artık açıktır: AKP'yi Fıratın Doğusunda yürüttüğü saldırı politikaları nedeniyle, en az orduyu Ergenekon nedeniyle eleştirdiğin gibi eleştireceksin.

AKP'ye soracaksın: Kürt ulusu ve Kürt dili var mı, yok mu? Yazılı bir devlet yanıtı alana kadar sorunda ısrarlı olacaksın. Başka türlü 'Açılım'a 'Açılım' demeyeceksin...

AKP'nin Kürtlere yönelik her saldırısını, her tutuklama haberini, her yasaklama kararını manşete geçireceksin.

Manşet haberler için, sana bavulla belge gelmesini de beklemeyeceksin. Çünkü 'Balyoz', 'Kafes' v.s. gizli, ama saldırıların, tutuklamaların, yasaklamaların belgeleri gizli değil. Darbe planları gizli yapılırken, Kürde saldırı gözlerimizin önünde yapılmakta.

Gördüğünü manşetten vermen yeterli olacaktır.

Ahmet Altan'ın saptaması birinci adımdır: İkinci adım bu saptamanın gereğini yapmaktır.

'Orduyu durduran' gazete, 'AKP'yi neden durduramıyor?'

Merak edilen soru budur.