Çığlık
Derin uykumdan aniden sıyrıldım, eşimin akıl almaz çığlıklarıyla. Korku ve heyacandan gözlerimi açar açmaz suratımın orta yerine saplanmak üzere olan ucu sipsivri kasap bıçağını gördüm ve nasıl olduysa oldu başımı ve suratımı yastığın soluna atabildim, can kurtarma derdi neler yaptırmaz insana. İnsana. Panik poyrazı esiyor yatak odamızda. Başımı ve suratımı kurtardım ama yastık sizlere ömür: Kuş tüyleri odada uçu uçuverdiler. Bunları, doğrusunu isterseniz, olaydan epey sonra anımsayabiliyorum, birbiri peşi sıralayabiliyorum. Yoksa o anda ne olup bittiğini anlayacak, kayıt edebilecek, hele 'yazacak' durumda hiç değildim. Yastığı kurtaramadım. Yastık paramparça. Döşek de nasibini aldı. Birkaç bıçak darbesi de onun 'hakkına düştü'( !!!) Ama kan yok. Önemli olan da bu. Eşim ne iyi ki tüy siklet, derdest edebildim, bıçağı nedeni bilinmez bir biçimde duvara doğru sallamasından sonra ve başını duvara vurmak üzereykenden hemen önce. Bağırıp çağırmalarına, anlaşılması ve çevirisi na-mümkün küfürlerine, çığlıklarına kulak asmadan, nazikçe ve canını yakmamaya özen göstererek, önce ellerini bağlamak zorunda kaldım. O anda elime geçen ne varsa onunla. Sonra ayaklarını, yoksa tepinip duracaktı, zembereği boşanmış oyuncak bebek gibi, ayaklarını sağa sola, masa, koltuk ve sandalyelere vurup canını acıtmasından korktum. Susması için ne yapmalı? Çaresi var mı? Ağzına bir tenis topu mu koymalı? Oha! Ayıp diye bir şey var! Zulüm diye bir şey var! Bir elma? O da olmaz. Yorulana kadar bağırıp çağırmasına engel olamazdım, olmadım da. Hem böylece 'içinde' birikmişleri/biriktirdiklerini çıkarmış da oldu. Bu benim sevdiğim kadın mı? Hani adına şiirler yazdığım, güzel gözlerine bakıp bakıp uzaklara çoookkkk uzaklara 'gittiğim...' Gölgede unuttuğum. Evdeki demirbaşların arasında, yanında, 'içinde' kendi başına terkettiğim sevgilim mi? İş, metro, 'dodo'/uyku sarmalında esir olup, özümle birlikte tutsak ettiğim canım, cananım mı? Sorular peşpeşe ta yüreğimden vuruyor. Birden gözüm çalarsaate takılıyor. Gecenin üçü. Ne yapmalı? Anne ve babama ve teyzeme telefon etmeliyim diyorum. Önce bekarlığını beşibiryerde gibi taşıyan teyzem Pat'ı arıyorum. Adı Patricia ama biz kısaca Pat diyoruz. Psikiyatrdır, hallerimizden anlar, bir çare bulur, bir yol önerir diye. Pat her zamanki gibi cin, leb demeden leblebiyi anladı ve: 'Hemen acil servisi ara. Merak etme. Ben hemen yola çıkıyorum, bir saatte varırım' diyerek telefonu kapadı. Pat, evinde kahve makinasını fişte unutup, evinden çıkıyor, atlıyor otomobiline ve saatte 130-140'la gazlıyor... Birazdan bunları bana o anlatacak. Sonra anne ve babama telefon ettim. Keşke aramasaydım. Annem uyku ilacıyla, babam dün gecenin şarabıyla sersem, hayatları harabe. Ne söylediğimi anlamadılar ve saçmalamaya başladılar bile. Yanlış kapıyı çaldığımı bir kez daha anladım. Telefonu kapadım. Acil servisi aradım. Geldiler. Baktılar. Sesi soluğu kesilmiş, sanki bütün kanı akıp gitmiş, bembeyaz yüzlü, bembeyaz vücutlu eşimi aldılar. Ben de onlarla gittim... Eşimi bu saatte yalnız bırakacak adam mıyım ? Değilim...
Eşim 'Akıl ve Ruh Hastalıkları Hastanesi'nde gözetim altında. Güzel eşim, can yoldaşım yıllarca kapalı kaldı. Aklını çaldı. Ben ölseydim eşim arkamdan ağlar mıydı? Bu soruyu sormamın yersizliği pek açık artık. Değil mi? Bi düşün derim. Doktorlara kalırsa eşimin gözetim altında kalması 'bir parça sürebilir.' Bense kendimi denetim ve özgözetim altına aldım. Ya ben de delirirsem. Ya da ben zaten deliysem. Eşime yaptıklarıma bakılırsa belki anadan doğma deliyim. Pat ve doktorlar 'delilik bulaşıçı değil' deyip beni ikna etmeye ve sakinleştirmeye çabaladılar. Ama beni kandıramadılar. Eşim örneğin mini minicik, tatlı sudan daha tatlı, balık etli, lokumdan yumuşak, şekerden şeker, güzel mi güzel, sevecen, şirin, dokunmaya korkarsın türünden bir kadın nasıl aniden delirdi? O delirdiyse ben de delirebilirim. Belki ben şu an zaten deliyim. Ama o kadar deli arasında kimse farkına varamıyor olmalı. Deliler ayrıca deli olduklarını bilmezler.
(...)
Terden sırılsıklam uyanıyorum. Ulan böyle de rüya mı olur diye 'yönetmene' ters ters bakıyorum. Yönetmense, yüzü güneşe dönük, bana daha beterinden beter bakıyor ve 'Bana bakacağına kendine ve şimdiye kadar yaptıklarına bak!' diyor. Aaa adama bak be! Sevgili okuyucularım, bıyıklılar ve bıyıksızlar bilhassa sizler, uyarmak niyetiyle şuraya not düşüyorum: Dikkat! Dikkat! Delilik kapı(mız)da. Hem bugün kadınlar günü kutlanıyor. Sakın unutmayın. Uyanır uyanmaz hemen mutfağa doğru savrulun ve bugün de sabah kahvaltısıını siz hazırlayın. Hani değişiklik olsun diye. Bu kadarıyla kimse size 'ayol bizimki delirdi mi ne?' demez (!) Söz!
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
