Skip to the navigation
.
Skip to the content
.
Köxüz Sitesi bundan sonra http://www.koxuz.net/anasayfa/ adresinde devam edecektir.
Anasayfa
Son Gelenler
Köşe Yazıları
Bloglar
Forumlar
Yorumlar
Kitaplar
Galeriler
Kontak
Linkler
Ana Sayfa
»
Anasayfa
Asiye Turhallı ile Söyleşi - Hülya Yetişen
Görüntüle
Düzenle
links
Başlık:
*
Bölümler-Konular:
*
Gündem
-"Barış Süreci"
-"Kürt Sorunu"
-Anayasa Tartışmaları
-Avrupa Birliği
-Çatı Partisi Tartışmaları
-Büyük Ortadoğu Projesi
-İnsan Hakları
Politika
-Türkiye Politikası
-Ortadoğu Politikası
-Dünya Politikası
Ekonomi
-Dünya Ekonomisi
-Türkiye Ekonomisi
Sınıflar ve Partiler
Sosyal Hareketler
-Ulusal Hareketler
-Barış Hareketi
-İşçi Hareketi
-Çevre Hareketi
-Kadın Hareketi
-Gençlik Hareketi
Kültür ve Sanat
-Plasitk Sanatlar
-Sinema - Tiyatro
-Edebiyat
-Müzik
Dosyalar
-Hrant Dink Cinayeti
-Şemdinli
Linkler
Bilim ve Teknik
-Doğa Bilimleri
-Toplum Bilimleri
Yaşam - Günlük Hayat
-Medya
-Spor
Felsefe
Köxüz'den Yazılar
-Köxüz'ün Temel Metinleri
-Köxüz'den Mektup
-Köxüz Redaksiyonundan
-Köxüz'den Yorumlar
-Köxüz'ün Künyesi
Okurladan Yankılar
Lütfen yazınızın yer alacağı bölümü seçiniz.
Gövde:
<p><i><b><span style="color: black;">Uzun zamandır kafamda savaşın en büyük mağduru olan Kürt kadınlarından biriyle söyleşi yapma fikri vardı. Bunu 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne denk getirmeyi istedim. Bu Analarımızın yürek heyecanlarını, yaşamdan biriktirdiklerini dinleyip, Onlar’ın gözüyle dünyayı yorumlamak önemliydi. 30 yıldır süregiden savaşta iki evladını kaybetmiş, ailesinden çokça canlar yitirmiş, evleri, köyleri ve şehirdeki iş yerleri yakılmış, işkenceye maruz kalmış Asiye Ana (Turhallı) bu ayki söyleşimizin konuğu oldu. Paylaşımı tanıdık, bize o denli yakın, hüzünlü ve o kadar da dirençli yaşam öyküsüydü anlatılanlar. . . </span></b></i></p> <p> </p> <div> <b><span style="color: black;">Hülya Yetişen : Bize çocuk Asiye'yi anlatır mısınız? Nerede doğdu? Çocukluğunu nasıl yaşadı? </span></b></div> <p><span style="color: black;">Asiye Turhallı<b>:</b> Riz'de doğdum. Riz, kocaman ceviz ağaçlarıyla özdeşlemiş Bingöl/Genç'e bağlı bir köydür. Sarım çayının kıvrılarak aktığı, yüksek dağların çevrelediği bu vadi, bereketli topraklara sahiptir. . . Şeyh Sait isyanı sonrasında bizimkilerden geriye kalanlar, Diyarbakır'a sığınmış. 10-15 yıl sonra da gelip bu dağ köyüne yerleşmişler. Ben ailenin dördüncü çocuğuyum. Babam Diyarbakır ve Bingöl çevresinde tanınan saygın bir alimdi. Böyle bir ortamda doğup büyüdüğüm için kendimi daha serbest ve özgür hissederdim. Özgür bir çocuktum. . . . . . </span></p> <div> </div> <div><b><span style="color: black;">Hülya Yetişen: Özgür bir çocuktum derken? . . </span></b></div> <p><span style="color: black;">Asiye Turhallı: Belirleyici olan babamın bize, yani çocuklarına karşı olan tutumu idi . Evimizin bir bölümü medrese idi. Her gün onlarca çocuk, genç ve yetişkin insanla karşılaşıyorduk. Onlarca faqinin (medrese öğrencisi) her gün ders aldığı bu eve gelip, hatır soranlar, sorunlarına çözüm arayanlar, danışanlar. . . . velhasıl sorunların olduğu ve aynı zamanda çözüldüğü bir ortamda büyüdüm ben. Babamın sulhuyetçi ve adilane çözüm yöntemi insanları memnun ederdi. Yüzleri gülerek ayrılıp giderlerdi. İnsanların babamızı çok sevdiğini her davranışlarından hissederdik. Aslında bu sevgi karşılıklıydı. Dolayısıyla büyüdüğüm ortam, günlük kavgalardan ve gerginliklerden uzak rahat bir ortamdı. Böyle bir ortamda da çocuklar özgürce büyür. Ben de böyle büyüdüm. </span></p> <p><span style="color: black;">Köyümüzde değişik aşiret ve kabilelere mensup insanlar yaşıyordu. Bölgeden ve uzak yerlerden gelen öğrenciler ortamımıza değişik renkler katıyordu. Doğal olarak değişik çevrelerden çok sayıda arkadaşım oluyordu. </span></p> <p><span style="color: black;">Biz de 11-12 yaşlarına kadar erkek kız ayırımı biçiminde bir uygulama yoktur. Erkek arkadaşlarımızla aynı oyunları oynar, aynı ortamları paylaşırdık. Babamın beni biraz kayırdığını düşünürdüm. Bu nedenle de çevrenin ilgisini çeken bir çocukluk geçirdim. Dediğim gibi kız erkek ayırımı olmadığı için oyunlarımız da ortaktı. En çok “Bır” (koşu, zekâ ve kıvraklığa dayanan bir ekip oyunu) ve “dama” oynardık. Bu oyunlarımıza çoğu zaman büyük ve yaşlı erkekler de dahil olurdu. Kısacası çocukluğumun geçtiği ortam, güven ve sevginin bol olduğu rahat bir ortamdı. </span></p> <p><b><span style="color: black;">Hülya Yetişen: Babanız medrese hocasıydı, sizi niçin okuttu? Kız çocukların eğitimine nasıl bakardı? </span></b></p> <p><span style="color: black;">Asiye Turhallı: Okumak da benim için bir oyundu. Babamın çevre köy, ilçe ve illerden gelen öğrencileri (Faqi) vardı. Bu öğrencilerle birlikte ders almak bir yarıştı aslında. Kız çocukların okuması benimle ya da bizimle başlayan bir olay değil. Nenelerimiz, teyzelerimiz, halalarımız, medrese eğitimi almış okumuş insanlardı. Okuma geleneği, kuşaktan kuşağa devredilmiş. </span></p> <div><b><span style="color: black;">Hülya Yetişen: Bu bir medrese kültürüydü yani? </span></b></div> <p><span style="color: black;">Asiye Turhallı: Evet. Bu eğitim salt Arapça veya Kuran okumakla sınırlı değildi. Kürt edebiyatından beyitler, akideler de okutulurdu. Seyda-i Mella Xelile Sêrte nin" Neclenam"ı, Melle-i Batei´nin Kürtçe Mevlidi gibi. Kız ve erkek çocuklar yan yana ders alarak okuyorlardı. Bu da medrese kültürüydü. </span></p> <p><b><span style="color: black;">Hülya Yetişen: Kürdistan’da bir kadın olarak doğup büyümek ve yaşamak neyi ifade eder? </span></b></p> <p><span style="color: black;">Asiye Turhallı: Çocukluğum çok rahat ve güzel geçti, demistim. Ne yazik ki bu çok kısa sürdü. Bu güzel yılları 15 yıl yaşamak bile bana çok görüldü. 14 yaşında iken amcamın oğlu ile evlendirildim. Tabi çocuk yaşta olduğum için bu evlilikle ilgili kimse benim fikrimi almadı. Kaldı ki sorulsaydı bile babamın saygınlığına karşı koyacak gücüm yoktu ki! Bu bana özgü bir durum değildi. Hiçbir genç kızın buna karşı koyacak gücü yoktu. Bu benim tek değil bütün Kürt kızlarının kader bildiği bir durumdu. Bu nedenle de yaşamım allak bullak oldu. Aklım hep oyunlarda kaldı. Oynasaydım. “ Bakın hele kocaya varmış, hâlâ oyun oynuyor!” diyeceklerdi. </span></p> <p><b><span style="color: black;">Hülya Yetişen: Bu evlilikten dolayı babanıza kızmıyor muydunuz? Neden karşı koymadınız? </span></b></p> <p><span style="color: black;">Asiye Turhallı:</span><span style="color: black;"> Öncesinde öyle bir örnek yoktu ki! Ben nereden bilecektim karşı koymayı? Zaten Kürt kızları kendilerini hep feda eder, ailesini zora sokacak durumlardan kaçınırlar. Bu da bizim geleneğimizin bir çelişkisi. Aileleri için kaderlerine boyun eğerler. Ben de babama, aileme bir leke gelmesin diye boyun eğdim. Zaten çevreden gördüğümüz, öğrendiğimiz de buydu. Kızlar babalarının sözüne çok bağlı olurlar. Zaten ben de babamı kıracak bir davranışta bulunmazdım. </span></p> <p><span style="color: black;">Erkekler bu konuda daha şanslı sayılırlardı. Buna rağmen bir gün bile babamdan böyle bir ayırımcılık görmedim. “Erkekler farklıdır!” biçiminde bir sözü ondan işitmedim. Ancak anamın erkek çocukları daha farklı gördüğünü de itiraf etmeliyim. Kürdistan'da kadın “ava-i” dir. Yani yapan, kuran, yöneten, varsıl olan, barışı kuran, sulhuyeti getiren demektir. Neden bunu söylüyorum? Hatırlıyorum; kavgalarda ninelerimiz, halalarımız araya girer barıştırırlardı. Hani Kürt kadınının “ Beyaz Tülbent” olayı vardır. En büyük</span><span style="color: black;"> kavgalarda bile kadın başındaki tülbenti başından alıp araya attığında iki tarafta anında kavgayı bırakırdı. Bu barıştır, sulhiyettir. </span></p> <p><b><span style="color: black;">Hülya Yetişen: Kadın, kavgayı başlatan taraf olmuyor muydu hiç? </span></b></p> <p><span style="color: black;">Asiye Turhallı: Nadiren de olsa böyle kadınlar da vardı. Mal-mülk için erkeğe “ Hakkından çıkmıyorsun” biçiminde kavgaya sürükleyen durumlar da oluyordu. Ama o zaman o erkek için “ Kadının aklına uydu, sonu bu oldu” derlerdi. Bizde kadının en büyük rolü analık roludür. Bir evde, kadın, ana varsa varlık, bereket, huzur vardır. Erkek yıkıp, döken, dağıtandır. O ise, toplayan ve kurtarandır. Fedekârlık hep kadına düşer. </span></p> <div><b><span style="color: black;">Hülya Yetişen: Kürt kadını hep başkaları için mi yaşar? </span></b></div> <p><span style="color: black;">Asiye Turhallı: Kadın vücuduyla, beyniyle, fikriyle, duygularıyla her biçimiyle bir fedaidir ve fedakârdır. Bu çok eskilerden süregelen bir yaklaşım olduğu için kadının kemiklerine ve ruhuna işlemiş ve böyle özümsemiş. </span></p> <div><b><span style="color: black;">Hülya Yetişen : Ezildiğinin bilincinde mi? </span></b></div> <p><span style="color: black;">Asiye Turhallı: Bilemem onu. Ancak biz öyle gördük. Buna rağmen kadın hâkimdi de. Sözü para ederdi. Örneğin, çok küçük yaşta evlendirildim. Ve çocuk yaşta ana oldum. Buna rağmen kendime güveniyordum. Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu</span><span style="color: black;"> çıkarıyordum. Her şeye hakimdim ve başarabiliyordum. Bir ben değil, etraftaki kadınların çoğunluğu böyle idi. </span></p> <div><b><span style="color: black;">Hülya Yetişen: Bölgeye özgü bir durum mu bu? </span></b></div> <p><span style="color: black;">Asiye Turhallı: Olabilir. Yine de her şeye rağmen ailede erkeğe danışır, </span><span style="color: black;">habersiz hiç bir işe girişmezdik. Kadının hep öne çıktığını iddia etmiyorum. Ancak son söz her zaman erkeğindi. Kadın kadar yetenekli olmadığı halde. Böyle de olsa kadın, erkeği frenleyen bir kuvvetti. Kadının bu rolü olmasa toplumumuz daha da allak bullak olacaktı. </span></p> <p><span style="color: black;">Ezilmenin sadece Kürt kadınına özgü bir durum olduğunu düşünmüyorum. İstisnasız dünyanın her yerinde bu var. Çok yerler gördüm. Dünya kadınlarıyla tanıştım. En azından gözlemleme imkânım oldu. Karşılaştırdığımda, gelişmiş ülkelerdeki kadının belki de daha çok ezildiğini söyleyebilirim. Kürt kadını</span><span style="color: black;"> daha çok toplumsal açılardan, savaşlardan, yıkımlardan, ölümlerden, kavgalardan çekiyor. İlle de aile baskısı kaynaklı değil bunlar. Bu yönleriyle yaşananlar Kürt kadınının kendi bireysel acılarını hissetmesini engelliyor. </span></p> <p><b><span style="color: black;">Hülya Yetişen: Riz'de başlayıp Diyarbakır'da devam eden bir yaşantınız var. Bir kadın olarak köy ve şehir yaşamı arasında ne tür farklılıklar gördünüz? İlk tepkileriniz ne oldu? </span></b></p> <p><span style="color: black;">Asiye Turhallı: Bana ilk çarpan şey, kadın-erkek arasındaki farktı. Erkekler dışarıya çıktığı için, askerden, şurdan burdan az da olsa Türkçe öğrenirlerdi. Bu onlara göre bir avantajdı. Yeterli de görürlerdi. Kadının böyle bir durumu yoktu. Türkçe konuşamıyor olmak beni zorladı. Henüz yirmimdeyken anaydım. Üç çocuk anasıydım. Çocuklarım hastalandıklarında en azından doktora götürdüğümde Kürtçe bilen doktor bulamazdım. Bize bağırırlardı. Küçümserlerdi. “Of off! Şimdi biz bunların ruhunu mu geri çevireceğiz!” derlerdi. Hele o hemşireler nasıl da burun kıvırırlardı. Halk da onlara öylesini özeniyordu ki Türkçe konuşmak için can atıyordu. Bildikleri birkaç kelime ile de bize hava atıyorlardı. </span></p> <p><span style="color: black;">Diyarbakır, Riz gibi değildi. Riz kadar doğal ve özgür bekliyordum. Her şey çok yapmacıktı. Bakıyordum çok yeteneksiz insanlar bile başımıza padişah kesiliyordu. İnanır mısın en büyük horlanmayı da hastane kapılarındaki kapıcılardan görürdük. Bağırıp, çağırıp bizi dışarı atarlardı. O zaman</span><span style="color: black;"> henüz çok küçük olan çocuklarımla doktor kapılarında şu yemini ettim. “ Ben çekiyorum, çocuklarım asla çekmeyecek! Onları okutup, hemşire doktor yapacağım. Böylece onlar kurtulurken çevrelerini de kurtaracaklar. ” Hepsini de okuttum. Kız erkek ayırımı yapmadan. Köyde kadın daha da serbestti. Burada akşam olunca kadın tek başına sokağa dahi çıkamıyordu. Kötülük erkekten geliyordu. Güvenlik kaynaklı da olsa gezen kadın hakkında dedikodu yapılırdı. Kız erkek ayırımı daha çok belirgindi. Adamın on oğlu bir kızı varsa oğullarının hepsini okutur, kızı cahil bırakırdı. Köyde hep beraber çalışıp tüketildiği halde burada kadın hep içeride ev işlerini yapar, çocuk büyütürdü. Açıkçası kadınlar için feodal baskının daha çok olduğu yerdi. Riz daha özgürdü. </span></p> <div><b><span style="color: black;">Hülya Yetişen: Hiç mi avantajı yoktu şehirde yaşamanın? </span></b></div> <p><span style="color: black;">Asiye Turhallı: Türkçeyi çözdükten sonra yaşam biraz daha kolaylaştı. Değişik insanlar tanıdım. Çocuklarımı okuttum. İlkokullardaki ödevlerine bile yardımcı oluyordum. Arapça okumadan kaynaklı Türkçe alfabe ile okuma yazmayı da kendi kendime, ağabeyim Melle Sıddık'ı taklit ederek öğrenmiştim. Sonra çocuklarım her öğrendiklerini de benimle paylaşırlardı. Onlardan da çok şey öğrendim. Değişik insanlardan değişik şeyleri gözlemleyerek öğreniyordum. Şehrin böyle bir avantajları da vardı. </span></p> <p><b><span style="color: black;">Hülya Yetişen: İstanbul' a zorunlu bir göç durumunuz var. Böylesi zorunlu bir göç, bir Kürt kadını olarak sizde nasıl bir etki yarattı? </span></b></p> <p><span style="color: black;">Asiye Turhallı: Soruya cevap vermeden, İstanbul'a neden göç etmek zorunda kaldım ona da biraz değinmek istiyorum. Yaşanan baskılar sonucunda alınmış zorunlu bir karardı bu. Artık Diyarbakır'da yaşam hakkımız hiç kalmamıştı. Ölümle kalım arası bir karardı bu. Altı çocuk anasıydım. Gözüm gibi baktığım, büyüttüğüm, huzur bulduğum, hayallerimi okuyarak geçekleştiren, zor günümde avuntum olan çocuklarımı adı konulmamış bu savaş alıp götürmüştü. </span></p> <p><span style="color: black;">Oğlum Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni kazanmış, büyük kızım ise, lise öğretmeni olmuştu. Diğerleri de okuyorlardı. Aziz'in şehadet haberi bir bomba gibi patlamıştı evimizde. Aniden hayatımız altüst olmuştu. Sadece benim değil, binlerce ailede patladı bu bombalar. Yuvalar dağıldı. Şunu biliyorum ki bir tek ben değil, binlerce, hatta milyonlarca Kürt kadını yaşadı bunu. Çocuklarını, eşlerini, kardeşlerini, babalarını kaybettiler. Köyleri yakılıp yıkıldı. İşyerleri gasp edildi. Malları mülkleri talan edildi. Sadece günleri değil, gelecekleri de karartıldı. Çoğu da geride iş yapamayacak yaştaki çocuklarıyla hayatta kalabilmek için metropollere göç etmek zorunda kaldı. Gerekçe de ekonomik değil, güvenlikti. </span></p> <p><span style="color: black;">Benim elimde altı çocuktan geriye ikisi kalmıştı. TIP okuyan oğlumun cenazesini, 90’lı yılların sonlarında vurulmasına rağmen ancak 5 Mart 1991 de ailesi ve çevresi olarak defalarca ölümü atlatarak, Dersim-Bingöl dağlarının kış koşullarından getirip toprağa vermiştik. Oğlum Aziz, bizim için her şeyin sonu ve başlangıcıydı. Cenazeyi toprağa vermek en büyük borcumuzdu. “Yaşarken neden sahip çıkmadınız da ölülerini almada bu kadar kararlısınız? ” demişti Bingöl Alay komutanı. Yaşarken karar onlarındı. Ölülerini alma kararı da bizimdir, diye cevap vermiştik. Kaldı ki bir mezarı bile çok görmüşlerdi. On arkadaşıyla birlikte Peri Suyu yatağına atmışlardı. Cenazeyi alma sırasında akrabalarım da çok zorlanmış, el ve ayakları kardan yanmış, çığ tehlikesi geçirmiş, yabani hayvan saldırılarına maruz kalmışlardı. Aile bütün bir kışı dağlarda geçirmişti. Neyse ki cenazemizi almak bile bir teselliydi. Bir ana olarak “ Yavrumun tabutuna, ölüsüne bari sarılsaydım” diyordum. </span></p> <p><span style="color: black;">14 yaşındaki kızım Ayfer'in cenazesini alamadık. Aziz’imin ölüsüne sarılmıştım. Bütün dini vecibelerini yerine getirerek toprağa teslim etmiştim. Ayfer’imin kemiklerini toplayıp Diyarbakır´a getiremedim. Ölü de olsa ona sarılmak, sarı saçlarını okşamak isterdim. Mahsum Korkmazlar gibi onu da Siirt'te Şirvan</span><span style="color: black;"> da 13 arkadaşıyla bir çukura koydular. Mezar taşını bile çok gördüler. Onlarca defa ölümler atlattık. Ancak alamadık. Şirvan savcısı “ Neden böyle ısrarlısın” demişti. Anayım sahip çıkmak zorundayım. Üstleri bile örtülmemiş, kol ve bacakları dışarıda diyor köylüler. Her ana bunu yapar” demiştim ona. Ayfer’imi alamadım. O Herekol Dağları’nda kalbim, canımın bir parçasını bırakmış gibiyim. Siirt’ten gelenlere hep selam gönderiyorum. “Nerede kızın? ” diye soruyarlar. “ Siz götürün! O alır!” diyorum. </span></p> <p><span style="color: black;">Çocuğumu almaya yeminliyim. Geceleri rüyalarıma giriyor. Ona karşı borçluyum. Vicdan azabı çekiyorum. Ne yazık dağlarımız Ayfer gibi on binlerce ana evladının kemikleriyle doludur. Onlar ki Kürtlerin beyni en zeki ve en yiğit evlatlarıdır. Doktor, mühendis, avukat. . . . Milyonlarca ana bu acıları yaşadı, yaşıyor. </span></p> <p><span style="color: black;">İki evladımı kayıp etmiştim. Koşullar çok zorlayıcıydı. Çocuklarımıza sahip çıktığımız için çok göze çarpmıştık. Üzerimize çok geldiler. Aziz Diyarbakır’da cenazesi ailesi tarafından alınan ve kitlenin sahip çıktığı ilk gerilla idi. Tıp öğrencisi olması, ailenin tek erkek çocuğu olması, insanlara çok işlemişti. Büyük bir etki uyandırmıştı. Üstelik gençler de ondan çok etkileniyordu. Onlar için bir örnek oluyordu. Dolayısıyla aile de hedef alınıyordu. . </span></p> <p><span style="color: black;">Ağustos 1992 de Ağabeyim Melle Sıddık vuruldu. Gerilla cenazelerine sahip çıkıp, yıkadığı ve toplumdaki saygın yeri nedeniyle hedef seçilerek vuruldu. Çünkü devletin “bunlar Ermenidir” iddalarına karşı O dini vecibeleri yerine getirerek toprağa veriyordu. </span><span style="color: black;"> Onun vurulması ailecek belimizi kırdı. Artık toparlanmayacak biçimde herkes bir yerlere gizlenerek dağıldı. </span></p> <p><span style="color: black;">1992 sonrası Diyarbakır artık ölümler kenti olmuştu. İki yıl gizlenerek, sürekli evler, semtler değiştirerek geçirdik. 1994’ten itibaren artık bu mümkün değildi. Bu sadece benim çekirdek ailem için değil, bütün ailemiz için geçerliydi. </span></p> <p><span style="color: black;">İlginç değil mi bir taraftan polisten, askerden canımızı kurtarmak için kaçarken, öte taraftan da Türk metropollerine sığınmak zorunda kalıyorduk!</span></p> <p><span style="color: black;">Bu da gerçekten denize düşenin yılana sarılması gibi bir şeydi. . Ya ölecektik ya da bir ikisi böylece kurtulacaktı. İki kızımı da yanıma alarak eşim olmadan İstanbul’a gitmek zorunda kaldım. O bir devlet kurumunda işçiydi. Hep takipteydi. Önce onu Urfa’ya sürgüne gönderdiler. İşte ailem böyle darmadağın oldu. Bari iki çocuğumu kurtarayım diye İstanbul’a kaçtım. </span></p> <p><span style="color: black;">Bir kadın için İstanbul çok zor bir şehirdir. Diyarbakır gibi hiç değildi. Yaşıyordum ama bütün özgürlüklerim elimden alınmıştı. Adres bile gösteremiyorduk. İnsan mıydık, neydik? Bunun bile artık ayırdını yapamıyordum. Ölmeden öylesine yaşıyorduk işte. </span></p> <p><span style="color: black;">Küçük kızım Diyarbakır’da Anadolu Lisesinin en parlak öğrencisi iken, getirip İstanbul’da sıradan bir liseye zorla kaydını yaptırabilmiştim. Diğer kızım da Diyarbakır’da sürekli gözaltına alınmış olmanın gerginliğini burada da yaşıyordu. “Ana, Diyarbakır’ın bütün işkenceci polisleri buraya gelmiş!” diyordu. Böylece o da bizden ayrılmak zorunda kaldı. </span></p> <p><span style="color: black;">Tıp öğrencisi oğlumu, Lisedeki kızımı, kaybetmiştim. Biri lise öğretmeni, biri gazeteci, diğeri de üniversiteyi kazandığı halde kaydını bile yaptıramamış kızlarımı da yıllarca ve belki de hiç göremeyecektim. Daha da katmerlisi kardeşlerimi, çok sayıdaki yeğenlerimi, kuzenlerimi kaybetmiştim. Bir cehennem azabı gibiydi her şey. Annemin altı erkek, dört kız evladı vardı. Annem okutup doktor, avukat, imam yapmıştı. Ama ortada tek biri kalmamıştı. Üstelik cezaevlerinde olan iki oğlunun eşleri de henüz</span><span style="color: black;"> çok küçük olan çocuklarıyla çok zor durumdaydılar. Altmış yaşlarındaki Anam (Dazor) İstanbul-Muş arası cezaevi kapılarında, direnişlerde ayakta durmaya çalışıyordu. </span></p> <p><span style="color: black;">Bunu yine belirtmeliyim ki bu örnek, milyonlarca Kürt kadınının yaşadığı örneklerden sadece biridir. Biliyorum, daha beterini yaşayan binlerce ve belki de on binlerce Kürt kadını vardır. </span></p> <p><span style="color: black;">Diyarbakır’da iken ekonomik durumumuz iyi sayılırdı. Buna tutunarak İstanbul gibi bir şehirde belki de diğer göç eden milyonlar gibi zorlanmadık. Ancak çevre itibarıyla çok zorlandık. Kaçtığımızı dahi gizlemek zorundaydık. Kimselere söylemiyorduk. Kürt olmamız bile İstanbul da hedefte olmamıza yetiyordu. Ayrımcılık çok belirgindi. Hele asker gönderme taşkınlıkları, provoke edip karşı çıkmamızı bekliyorlardı. Havaya atış yaptıklarında kendimizi tabana atardık korkudan. Konuşmalarımızdan Kürt olduğumuz anlaşılınca, yüz ifadeleri hemen değişir, sözlerle taciz ederek küçümserlerdi. . </span></p> <p><span style="color: black;">İki yıl oldukça zorlu geçti İstanbul’da. Zaten Diyarbakır’da HADEP ve İnsan Hakları Derneği’ne üye olmuştum. Burada da HADEP’e üye oldum ve İl yönetimine seçildim. Çalışmalarında aktif yer alıyordum. Diyarbakır’a nazaran kısmen rahat olmasına rağmen yine de zorlukları vardı. Onlarca defa gözaltına alındım. İşkencelerden geçirildim. Ve tabi ki belirli gün ve kutlamalarda bol bol polis dayağı yedim. </span></p> <p><span style="color: black;">Hatırlıyorum 1998 Yılı’nın 8 Mart’ında Taksim Meydanı, geleneksel kıyafet ve renkleriyle Kürt kadınlarıyla dolmuş ve alacalı alacalı olmuştu. Etrafı da özel tim ve polislerce kuşatılmıştı. Bu renklere tahammül edemediler. Sopa, dipçik ve gazla saldırdılar. Çok sayıda kadın yaralandı. Buna rağmen direniyorduk. Ayakkabılarımızı, mantolarımızı yerlerde bırakarak koşuyorduk. </span></p> <p><span style="color: black;">Fatih’teki evimize kendimi nasıl perişan bir halde attığımı hatırlıyorum. Yani İstanbul dedikleri şehir, benim için kavga şehri oldu. HADEP’te iken çok zorluklarla karşılaştık. Engellendik, yasal zeminden ısrarla çıkartılmak isteniyorduk. Yönetici olarak ilçelerimize dahi gidip gelemiyorduk. Hep takip ve hep sorgulardaydık. </span></p> <p><span style="color: black;">1999’Yılı’na gelindiğinde Abdullah Öcalan’ın yakalanmasıyla birlikte faşist dalga, daha da yükseldi. Her yer ve herşey ateş topu gibiydi. Kürt kurumları basılıyor, Kürtler her yerde linç ediliyordu. Türk asker anaları kışkırtılarak ortam provoke ediliyordu. Arabada Kürtçe konuşana dahi saldırılıyor, böylece iki halk karşı karşıya getiriliyordu. Ama yine de mutlaka bir şeyler yapılmalı ve bu yangın söndürülmeliydi. </span></p> <p><span style="color: black;">Şekernaz Ana ile il yönetiminde beraberdik. O da benim gibi evlatlarını </span><span style="color: black;">kaybetmişti. Bu konuda ona açıldım. O da tıpkı benim gibi Barış Anaları Girişimi’nin zorunluluğunu hissetmişti. Evet doğru Türk analarının birer oğulları gitmişti. Ama biz, birçok evladımızı, kardeşlerimizi, yeğenlerimizi, kuzenlerimizi, komşu ve dostlarımızı, insanlarımızı kaybetmiştik. Üstüne üstlük, malımızı, mülkümüzü yitirmiş, köylerimizi kaybetmiş, metropollerde sürgün yaşıyorduk. İşte bu acının dile gelmesi gerekiyordu. </span></p> <p><span style="color: black;">Herkes bize “ Bu ortamda kimse böyle bir inisiyatifi tanımaz” diyordu. Umutları yoktu. Ancak biz pes etmedik. İnsan Hakları Derneği’ne gittik. Bağcılar’dan evlatlarını yitirmiş Kürt anaları da gelerek basına açıklama yapıyorlardı. Bir araya gelerek ortak bir basın açıklaması yaptık. Beklediğimizin çok üstünde etki uyandırdı. </span></p> <div><b><span style="color: black;">Hülya Yetişen: Nasıl bir etki? Biraz açar mısınız? </span></b></div> <p><span style="color: black;">Asiye Turhallı: Her kesim üzerinde etkili olmuştu ve aydınların da odağı olmuştu. Çünkü bu girişim, anaların çığlığından başka bir şey değildi. Bütün acılarımızı kalbimize gömerek, başka anaların ağlamaması ve başka çocukların yetim kalmaması, akan kanın durması adına kendimizi ateşe atma pahasına da olsa giriştik bu işe. </span></p> <p><span style="color: black;">İlkin Perihan Mağden bizimle bir ropörtaj yaptı. Sonrasında Gülay Göktürk, Zeynep Göğüs, Orhan Pamuk, Ali Bayramoğlu, Onur Akın, Cezmi Ersöz, Ferhat Tunç, Servet Kocakaya gibi şahsiyetler, ATV, Kanal 7 gibi kurumlarla da röportajlar yaptık. Tepkiler çok olumluydu. , . Orhan Pamuk “ Ben sizi böyle beklemiyordum. Her yere gidin, acılarınıza rağmen barış çalışmaları yapabiliyorsanız siz çok şey başarırsınız. Barışı anlatın” diyordu. </span></p> <p><span style="color: black;">Meclisteki bütün siyasal partilere gittik. Milletvekilleriyle görüşmeler yaptık. Dış ülkelerden gelen delegasyonlarla görüştük. O ülkelere davet edildik. Çalışmalarımız Türkiye ile sınırlı kalmadı. Almanya, Fransa, Belçika, Hollanda, İtalya, Polonya gibi ülkelere de gittik. </span></p> <p><span style="color: black;">AB nezdinde</span><span style="color: black;">çalışmalar yürüttük. Milletvekilleriyle görüştük. Avrupa Parlamentosu’nda Kürtçe konuşmalar yaptık. Barışı dillendirdik. Önemli devlet şahsiyetleriyle görüştük. Mesela Bayan Mitterand, "Ben birey olarak Kürtler için ne yapabilirim ki? " demişti. "Çok şeyler! Siz iktidarda olmasanız da Fransa’nın önemli bir şahsiyetisiniz. Elbette ki çok şey yapabilirsiniz” demiştik. Kısacası herkesle görüşmeye çalışıyorduk. Ancak asıl muhatabımız Türk asker ve polis analarıydı. Onlara ulaşmak çok zor ve neredeyse imkânsızdı. Zar zor Bağcılar’da bir aileye ulaştık. Evlerine gittik. Aile, oğullarını Dersim’de kaybetmişti. . Bu aile ana-baba bana sordu. “Sen oğlunu nerede kayıp ettin? ” <i>“Tunceli”</i> dedim. Adam renk attı. Odadan çıktı. Tekrardan dönüp geldi. “</span><span style="color: black;"> Çık dışarı” dedi. Ona “Senin oğlun benim oğlumu</span><span style="color: black;"> vurdu. Allahım bana büyük sabırlar verdi. Oğlum tek erkek evladımdı üstelik, okuyordu. Doktor olacaktı. Ne ben ne de sen oğullarımızı artık getiremeyiz” dedim. </span></p> <p><span style="color: black;">Bunun üzerine adam içeri geldi kızgındı ve baştan sona MHP armalarıyla donanmıştı. Aziz’in vurulma tarihini sordu. 1991 Yılı dedim. Ama onların oğlu çok sonraları vurulmuştu. Tarihler örtüşmedi neyse ki. “ Bizim çocuklar vatan için vuruldu. Sizinkiler terörist. Neden sahip çıktınız? ” dedi. Sınırları çok zorluyorlardı. Bu ülke hepimizin. Sizin çocuklar özgür ama bizimkiler değil. Çocuklarımız çok başarılıydı. Türkiye’nin en iyi okullarında okuyorlardı. Zulüm olmasa, dağa gitmeyeceklerdi. Gelin siz biz çocuklarımızı siyasete kurban etmeyelim. Bak Doğan Güreş ve Tansu Çiller’in çocukları da asker. Ama nerede askerlik yaptılar? " dedim. Bana hak verdiler. Ama yine de çıktıktan sonra takip ettiler. Zorla izimizi kayıp ettirdik. Çok korkmuştum. </span></p> <p><span style="color: black;">Gördüğünüz gibi şimdi yıl 2010. Malesef hâlâ kan akıyor. Hâlâ barış yok. Hâlâ analar ağlıyor, gözaltılar yaşanıyor. Cezaevleri doldu. Üstelik çocuk yaştakilerle. Biraz yol alınmış olsa da bütün bunlar yaşanıyor. </span></p> <p><b><span style="color: black;">Hülya Yetişen: İstanbul’dan Diyarbakır’a tekrar geri dönüş yaptınız. Bundan da biraz bahseder misiniz? </span></b></p> <p><span style="color: black;">Asiye Turhallı: Geri dönüş de gönüllü olmadı. İstanbul’da da rahat yoktu. Yıl 2006 idi. Avrupa’da tedavi gören kızımın yanındaydım. Bir yakınım telefonla aradı. Dedi ki ev sahibiniz beni aradı. Dedi ki “ Polisler evi basmış sizi arıyorlar. Gelsin buradan evini taşısın. Mahalleye rezil oldum” demiş. </span><span style="color: black;">Gidemiyordum. Kızım çok ağır hastaydı. Gelmezseniz eşyalarınızı sokağa atacaklar” deyince çekip gittim. Çocuklarımızı kayıp ettikten sonra eşim çok çökmüş, yaşlanmıştı. İstanbul’da cezaevinde sakatlanan bir kardeşimden başka kimsemiz kalmamıştı. Nakliyeci firmalar bulduk. GÖÇ-DER’in yardımıyla eşyaları Diyarbakır’a götürdüm. Kiralık ev bile bulamadığımız için eşyaları bir depoya koyduk. Şunu düşündüm. Ölüm bile olsa toprağımda olsun. Yani on yıl önce mâhkum olarak çıktığım Diyarbakır’a yine mâhkum olarak geri dönüyordum. </span></p> <p><b><span style="color: black;">Hülya Yetişen: Bazı toplum bilimcileri ve tarihçileri Kürdistan da gizli bir anaerkilliğin hâkim olduğunu söylerler. Aile yaşantınızda ve çevrenizde böylesi örnekler var mı? </span></b></p> <p><span style="color: black;">Asiye Turhallı: Genel olarak ben bu görüşe katılmıyorum. Ama kısmen böyle olanlar da var. Yani kadın ne kadar yetenekli ne kadar çekip çeviren de olsa erkeğe danışmadan hiçbir şey yapamaz. Yaptığı şeyde de erkeğin arkasında olduğunu düşünerek gücünü oradan alır. Geleneksel olarak eşini pasif göstermez. Kendini öne çıkarmaz. Erken yaşlarda eşlerini kaybetmiş bazı kadınlar hem analık ve hem de babalık yapmak zorunda kalsalar da erkek gibi hâkim kadın olurlardı. </span></p> <p><b><span style="color: black;">Hülya Yetişen: Son otuz yıllık toplumsal özgürlük mücadelesinde kadının kazanımları ne oldu? </span></b></p> <p><span style="color: black;">Asiye Turhallı: Kadınlar bir kere çok acı yaşadılar. Savaşın bütün çirkinliklerini, yıkıntılarını onlar çektiler. Bu yönüyle çok acılar var. İnkâr edilemeyecek kadar her şey ortada. Ancak şurası açık ki bu mücadele, kadınları sokağa döktü, bir araya getirdi ve birbirine kenetledi. Kadın da her alanda yerini aldı. </span><span style="color: black;">Eğer yaşanan bu acılar olmasaydı, kadın da kitlesel bir biçimde böyle bir tavır içinde olmazdı. Acılarımız biraz da okulumuz oldu. </span></p> <p><span style="color: black;">Kürt kadını mücadelede tecrübe, bilinç ve perspektif kazandı. En önemlisi Kürt kadını nerede ne zaman olursa olsun kendini ifade etme gücünü kazanmıştır. Okuma düzeyi de ne olursa olsun bu böyledir. Dernekleşme, örgütlenme deneyimini ve olanaklarını kazanmıştır. Bütün bunlara rağmen ne Kürt kadını</span><span style="color: black;"> ne Türk kadını ne Avrupa ve ne de Dünya kadını özgürdür. İsterse sabahtan akşama kadar slogan atsın dernekleşsin veya örgütlensin de. . . . Hâlâ ailenin bütün yükü kadının omuzlarında. Son karar gücü de olamamaktadır. Geçmişe göre rolü biraz genişlese de yani milletvekili, doktor, avukat, sanatçı, olsa da bu böyledir. </span></p> <p><b><span style="color: black;">Hülya Yetişen: Evlatlarınızdan bir kızınızı ve bir oğlunuzu savaşta yitirdiniz. Diğer üç kızınızın yaşamı da mücadele içinde geçti. Siz de bu mücadeleye omuz vererek, HADEP’te Barış Anaları İnsayatifi’nde ve İnsan Hakları Derneği’nde aktif çalışmalarda yer aldınız. Göç-Der’e ise üye olarak destek sundunuz. Size bu gücü sağlayan azim kaynağınız neydi? </span></b></p> <p><span style="color: black;">Asiye Turhallı: Mücadeleyi hakkın mücadelesi olarak bildiğim içindi. Gerçekten bana bu güç veriyordu. Kürtlerin ezilmişliğini ve onların bu hakarete karşı mücadele vermelerinin haklılığı, benim de buna kendi çapımda bir katkı vermem gerektiği fikriydi. Çocuklarımdan tut, mücadele içindekilerden hiçbirinin bir başkasının hakkını gasp ettiğine tanık olmadım. Tersine hakkı gaspedenlere karşı durdukları için söyledikleri sözler de büyük bir inanç ve kutsal kitap gibi geliyordu bana. Ortada büyük bir hakaret vardı. Ve bunun için de direnmemiz gerekiyordu. Bu bana ayakta kalma gücünü verdi hep. </span></p> <p><b><span style="color: black;">Hülya Yetişen: Bildiğim kadarıyla 1925 ten bu yana aşiretiniz MISTAN ve aileniz devletin ağır baskılarına maruz kalmış. 85 yıllık Türkiye Cumhuriyeti’nin inkâr ve imhâ politikalarına doğrudan muhatap olmuş biri olarak bu gün gerçekleşebilecek bir barışa inanıyor musun? </span></b></p> <p><span style="color: black;">Asiye Turhallı: İnanıyorum. Nene ve büyüklerimizin anlattıklarından </span><span style="color: black;">çıkardığım hep aynı olduğudur. Farklı olan sadece ve sadece zamandır. </span></p> <p><span style="color: black;">Ahmet Amcam ile oğlum Aziz’in kaderi aynı oldu. Amcam daha 20 yaşlarında iken Solhan’da 1925’te on arkadaşıyla birlikte vuruluyor. Askerler başını kesip götürüyorlar. Fatma halam Mıstan’dan yalınayak yola çıkarak iki gün sonrasında kardeşinin başsız cesedine ulaşıyor. O’nu elindeki iz ve elbiselerinden tanıyor. Kucaklamak istiyor ancak iki eli de parçalanmış cesedin içine giriyor ve orada bayılıyor. 1925’te Fatma halamın yaşadıklarını son yıllarda da annem, ablam ve ben yaşadım. O zaman da köylerimizi evlerimizi yakıp yıkmışlardı, şimdi de aynısını yaptılar. O zaman amcalarımız, dayılarımız katledilmişti. Şimdi de çocuklarımız, kardeşlerimiz, yeğenlerimiz katlediliyordu. Kısacası aynı akıbeti yaşıyoruz. Bu zulüm nereye kadar sürecek? </span></p> <p><b><span style="color: black;">Hülya Yetişen: Yaşadıklarınıza rağmen sizde hiç intikam duygusu gelişmedi mi? </span></b></p> <p><span style="color: black;">Asiye Turhallı: Neden</span><span style="color: black;"> intikamcı olayım ki? Biz yaşadık bari başkaları yaşamasın. Acı acıdır. Asker anasının da, gerilla anasının da çektiği acı aynıdır. Acının ne rengi</span><span style="color: black;"> ve ne de şekli var. Ancak acıyı yaşayanlar bu acıyı durdurabilir. </span><span style="color: black;"> Bu güne kadar aydınlar, siyasetçiler, yazar-çizerler, sanatçılar, sivil toplum örgütleri görevlerini yapmış olsalardı bu kan şimdi çoktan durmuştu. </span></p> <p><span style="color: black;">Bu savaşta sadece Kürtler ölmedi ki. Asker de öldü, polis de. Dolayısıyla bu, tüm Türkiye’nin sorunudur. En büyük acıyı Kürt kadınları Kürt anaları çektiği halde, barış için en çok çalışanlar yine onlar oldu. Türk kadınlarına, analarına da görev düşüyor. İntikam yeminleri yerine başka kayıpların olmaması için ana yürekleriyle barışa güç vermelidirler. Kaldı ki şu an barış için koşullar çok daha müsait. Artık Kürtleri kimse öldürerek yok edebileceğine inanmıyor. Kaldı ki Kürtler de artık eski Kürtler değil. Savaşın da kazananı olmamıştır. Başka çıkar yol kalmadığı için barışa inanıyorum. Umut veren şey, Kürtlerin de Türklerin de savaşın bir çözüm olmadığını farketmeleridir. Bu beni umutlu kılıyor. </span></p> <p><b><span style="color: black;">Hülya Yetişen: Bu barış nasıl olmalı? Kürtler neyi istemeli, Türkler neyi vermeli? </span></b></p> <p><span style="color: black;">Asiye Turhallı: Kürtler kimden ne isteyecek? Bu ülkenin ortak sahipleri değil miyiz? Hiç kader birliğimiz yok mu? Ankara’da bir çocuk hangi haklarla doğuyorsa Diyarbakır’daki bir çocuk da bu haklara sahip olarak doğmalı. Kendi kimliğiyle, diliyle, rengiyle doğuştan gelen doğal haklarıyla yaşamalı. Bu doğal hakları için bir daha mücadele etmek zorunda bırakılmamalıdır. Kalıcı bir barışın bütün koşulları da bu çerçevede hazırlanmalıdır. </span></p> <p><b><span style="color: black;">Hülya Yetişen: Mantığı yanlış bir soruyu güzel cevapladınız. </span></b></p> <p><b><span style="color: black;">Hülya Yetişen: Gelinen aşamada Kürt mücadelesinin durumunu ve geleceğini nasıl görüyorsunuz? </span></b></p> <p><span style="color: black;">Asiye Turhallı: Kürtler çok acı çekti, ağır bedeller ödediler. Hakları için her şeye rağmen halen de ayaktadırlar. Israrlı olduklarını görüyorum. </span></p> <p><b><span style="color: black;">Hülya Yetişen: Riz, Diyarbakır, İstanbul, Avrupa ve Güney Kürdistan arasında parçalanan bir yaşamınız var. Bu parçalarınızı toplayabileceğiniz bir günü düşlüyor musunuz? </span></b></p> <p><span style="color: black;">Asiye Turhallı: Bu konuda karamsarım. Hiçbir zaman toparlayabileceğime inanamıyorum. Bir taş yerinden teprendi mi o artık binbir parça olur. En iyisi taşın yerinden oynamamasıdır. Ben de büyük bir taş gibi parçalanıp dört bir tarafa dağıldım. Parçalarımı asla bir daha bir araya getiremem. Olmayacak bir şey gibi geliyor bana. Ailem için artık hiçbir şey eskisi gibi olamayacak. Tek avuntum ve temennim başkalarının bu acıyı artık yaşamaması. </span></p> <div><b><span style="color: black;">Hülya Yetişen: Neden bu konuda bu kadar karamsarsınız ? </span></b></div> <p><span style="color: black;">Asiye Turhallı: Neden? Altı çocuğum vardı. 1992’den beri bir çocuğumla kaldım. Biri henüz çocuk yaşta olmak üzere iki çocuğumu bu savaşta kaybettim. Üçü de yurtdışına çıkmak zorunda kaldı. Uzun yıllar birbirimizden hiçbir haber alamadık. Yıllar sonra bir kızıma ve o da kansere yakalandıktan sonra ancak ulaşabildim. Onunla karşılaştığımda bile acıdan sevinemedim. </span></p> <p><b><span style="color: black;">Hülya Yetişen: Bu arada çocuklarınızdan biraz bahseder misin? </span></b></p> <p><span style="color: black;">Asiye Turhallı: Çocuklar peşisıra dünyaya geldiler. Arkadaşça büyüyorlardı. İlk çocuğum 6 yaşında okula başladı. Onun okula başlamasıyla sanki okul evimize gelmişti. İkinci çocuğum yani Aziz de onunla okuma yazmayı söktü. O nedenle Aziz’i 5 yaşında okula verdik. Okul yaşantıları çok parlak ve hep örnektiler. Öğretmenlerinin de gururuydular. Benim gibi onlar da daha çocuk yaşlarda topluma karşı çok duyarlıydılar. Çok kitap okurlardı. 12 Eylül sonrasındaki yıllarda henüz ortaokul ve ilkokul öğrencisi oldukları halde dönemin çocuklarından belirgin bir biçimde farklı olarak çok hızlı olgunlaşıyor, siyasetle ilgileniyorlardı. </span></p> <p><span style="color: black;">En çok da üniversite sınavını kazandıklarında sevinmiştim. Yani emeklerim boşa gitmemiş, ürün vermişti. Aziz’in Tıp Fakültesini kazandığını duyduğumda dünyanın en mutlu insanı olmuştum. Çocuklarımla iftihar ediyordum. Ama politikaya Kürt sorununa karşı çok duyarlı olmaları beni ürkütüyordu. Çünkü bu sorunun ne yaman sonuçları olabileceğini eski tarihsel gerçekliğimizden biliyordum. Her şeye rağmen ne de olsa anaydım. Kaygılarım bir ananın kaygılarıydı işte. Ama yine de hiçbir zaman kendi kararlarına karışmadım ve onlar da doğru bildikleri yolda kararlarını verdiler. </span></p> <p><span style="color: black;">Ben çocuklarımı yitirdim. Onlar da bu yaşama veda ettiler. Ama ben yine de halkımız için umutlu olmak istiyorum. Ne Türklerin ve ne de Kürtlerin bu süreçte hata yapma hakları yoktur. Hiçbir şey insan hayatından daha değerli değildir. Sorunun bütün parçaları aynı zamanda çözümünün de parçalarıdır. Bir Kürt kadını olarak ve bu savaşta en çok mağdur olan kesimlerden biri olarak, temel istemim budur. </span></p> <p><b><span style="color: black;">Hülya Yetişen: Özgürlük mücadelesinde aktif yer alan Dünya kadınlarına, Gerilla ve asker Analarına ne söylemek istersiniz? </span></b></p> <p><span style="color: black;">Asiye Turhallı: Kadınlara çağrım olacak. Ama öncesinde benim için anlamı büyük olan 1991 Yılı’nın 8 Martı’ndan söz etmek istiyorum. 5 Mart’ta Aziz’in cenazesini toprağa vermiştik. Leyla Zana da Ülke Gazetesi’ndeki gazeteci arkadaşlarıyla birlikte ziyaretimize gelmişti. Çok samimi ve içtendi. Kardeşim gibi sevdim onu. Dilan Sineması’nda yapılacak kutlamaya benim de bir konuşma yapmamı istedi. Bu olay bana çok yabancıydı. Neyse sonunda kardeşim Hüseyin Turhallı ile birlikte beni ikna ettiler. Kadınların kutladığı böyle bir günden de ilk defa haberim oluyordu. Ben de çocuğunu savaşta kaybetmiş bir ana olarak katılıyordum. Belki de bir ananın çığlığıyla içimi boşaltıyordum. İşte o an kesinlikle yalnız olmadığımın farkına vardım. </span><span style="color: black;">Çünkü çığlıklarımızın boşuna gitmediği, acıların paylaşılıyor olduğunu, acı çekenlerin bir araya gelip güç olabildiğini o gün gördüm. O günkü etkinlikte kadın mücadelesiyle de tanıştığım için benim için anlamlıdır. </span><span style="color: black;"> Erkeklerin hâkim olduğu dünyamızda bütün savaşların, arkasında yine erkekler vardır. </span></p> <p><span style="color: black;">Savaş, ölümdür, yokluktur, yoksulluktur. Bütün bunların da en çok kurbanları kadınlar ve çocuklardır. Dolayısıyla kadınlar en başta savaşlara karşı aktif tutum almalıdırlar. </span></p> <p><span style="color: black;">Asıl çağrım hem asker ve hem de gerilla analarınadır. Biz çocuklarımızı, en değerli varlıklarımızı kaybettik. Onlar asla geri gelmeyecek. Sadece kendilerinin değil, milyonlarca kadının da aynı</span><span style="color: black;">acıları yaşadıklarını unutmasınlar. Başka anaların bu acıları daha yaşayacak olmalarının ne kadar korkunç olduğunu birazcık hissederek çaba içinde olsunlar. </span></p> <p><span style="color: black;">Ve Türk kadınlarına da çağrım, eğer gerçekten gelecekleri ve çocukları için umutlu olmak istiyorlarsa, Kürt kadınlarının barış mücadelesine destek versinler. </span></p> <p><span style="color: black;">Öte yandan dünya kadınına baktığımızda kadın hâlâ recm edilebiliyor, töre cinayetlerine kurban gidebiliyor. En gelişkin ülkelerde bile Avrupa kadınının da hâlâ özgür olmadığı ortada. Aynı zamanda kadın ticaretini Recm’den farksız bulmuyorum. Bütün bunların sebebi erkeğin egemen zihniyetidir. </span></p> <p><span style="color: black;">Hiçbir zaman pes etmeyen, çocuğunu mezara bile götürürken “ Ez barışê dıxwazım” diyen Kürt analarıyla, evlatlarını kaybetmiş Türk analarının şahsında bütün Anaları selamlıyorum. Ve dünya kadınlarının yaşamda yılın 365 gününde eşit ve ortak olmalarını diliyorum. </span></p> <p><b><span style="color: black;">Hülya Yetişen: Yüreğinize sağlık Sevgili Asiye Ana. Şahsınızda tüm Kadınlarımızın 8 Mart’ını kutluyorum. </span></b></p> <p><span style="color: black;">Asiye Turhallı: İlgi ve duyarlılığından dolayı ben de teşekkür ediyorum. </span></p> <div><span style="color: black;">****</span></div> <p><span style="color: black;">Bu söyleşinin yapılmasında emeği geçen Refika Turhallı’ya teşekkürlerimi iletiyorum. </span></p> <div><span style="color: black;">****</span></div> <p><i><span style="color: black;">Bir yangın gibi taşıyıp durduk</span></i></p> <p><i><span style="color: black;">Kaderi ve acıyı göğsümüzde</span></i></p> <p><i><span style="color: black;">Yer gök duman içindeydi sanki</span></i></p> <p><i><span style="color: black;">Genzimizi yakıyordu ayrılıklar</span></i></p> <div><i><span style="color: black;">*</span></i></div> <p><i><span style="color: black;">Zulüm bırakmadı peşimizi hiç</span></i></p> <p><i><span style="color: black;">Biz gittik o buldu izimizi</span></i></p> <p><i><span style="color: black;">Konar göçer olduk yedi iklimde</span></i></p> <p><i><span style="color: black;">Tanığımızdır dağlar taşlar</span></i></p> <div><i><span style="color: black;">*</span></i></div> <p><i><span style="color: black;">Yalnız bir öfke ışıltısı kaldı </span></i></p> <p><i><span style="color: black;">Gözlerimizin yorgun sularında</span></i></p> <p><i><span style="color: black;">Yaşamak bir inat oldu artık</span></i></p> <p><i><span style="color: black;">Yaşamak bir direnme oldu zulme</span></i></p> <div><span style="color: black;">……………. . </span></div> <div><span style="color: black;">Ahmet Telli</span></div> <div> </div> <div align="center"><span style="color: black;"> </span></div> <p><b><span style="color: black;">Röportajlar Dizisi - Hülya Yetişen </span></b></p> <p><b><span style="color: black;"><a href="mailto:hulyayetisen@yahoo.fr" title="blocked::mailto:hulyayetisen@yahoo.fr"><span style="color: black;">hulyayetisen@yahoo. fr</span></a></span></b></p> <p> </p>
Girdi biçimi
Filtered HTML
Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.
Full HTML
Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.
Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi
Attached Images
Thumbnail:
Existing Image:
None
"Over troubled water..." (Açılış)
"Sussss.."
"Unut"
090908-Güler Zere-vm.widec.jpg
0je.png
1.jpg
1.jpg
1.jpg
105-141.jpg
11 Eylül vePolitik İslamÜzerine Kapak
1234r.jpeg
15- 16 Haziran.jpg
155.JPG
16.jpg
166137_1_Gorzfrei.jpg
1960-che-1.jpg
19ocak2010s.jpg
1mayis77_(1).jpg
200-386.jpg
2000degundem-kapak200.jpg
2009-12-04---Kapak---Sosyal.jpg
2010-09-12 - Kapak- 12 eylul uzerine yazilar v2.jpg
21 İtfaye.jpg
250-369.jpg
250-392.jpg
26.JPG
2_temmuz_2009_istanbul.jpg
4- ikinci kapıdan mezarlığa giriş yapılıyor.JPG
400px-Krähe_65(loz).JPG
41e591d8-yilmaz-guney.jpg
490-250.jpg
6-7 eylül.jpg
6-7_eylul_1955.jpg
6-7_eylul_55_tank.jpg
800px-Ziggurat_of_ur.jpg
Abdullah Öcalan - Kapitalist Modernite ve Demokratikleşme - Kapak
abidin'in...jpg
abidin-dino.jpg
abidin-he...jpg
abidinözp...jpg
abidinözp...jpg
acilim_aydinlar_yorum.jpg
afganistan_secimsandik_essek_asker.jpg
afis-kumkapi-14mart2010.jpg
afis_cozum.jpg
ahmedarif_nazimhikmet.jpg
ahmed_arif_1.jpg
Ahmet Türk.jpg
ahmetaltan_hasancemal.jpg
ahmetarif.jpg
ahmetturkemineayna.jpg
ahmet_turk_3_kongre.jpg
ahmet_turk_grup_toplantisi5.jpg
Akatça dilinde çivi yazısı ile yazılmış olan 282 maddelik Hammurabi Kanunları...
AKP ve güleni bitirme planı.jpg
Albayrak
albayrak1200.png
Aleviler-kapak400.jpg
Ali Yetkin
alidehri.jpg.jpg
alidehri.jpg.jpg
alter-eco-ekim2010.jpg
Amatör Kalem Vuruşları (1)
Amatör Kalem Vuruşları (2)
Amatör Kalem Vuruşları (3)
amedkadin_forumuleyla.jpg
ankkongre.jpg
anneannem.jpg
apo_aturk_talabani.jpg
ara-gazetesi-çžktž.jpg
arac_er_asker.jpg
aram_tigran_cumbus.jpg
Arif Damar.jpg
arif+damar.jpg
Asiti-Baris.jpg
asiye-turhalli.jpg
asker_yuruyus_jandarma.jpg
avni-ozgurel-01.jpg
AVrupa Birliği Üzerine Yazılar - Demir Küçükaydın - Derleme - Kapak
Avrupa Merkezcilik Üzerine Yazılar
avrupabarisgrubu_basin.jpg
aydinlar_liberal.jpg
aydin_erdem.jpg
Aydın Dinçoğul
Ayhan Bilgen.jpg
ayhanbilgen_barismeclisi.jpg
ayna_turk_1eylul.jpg
Ayrılık-kuytu
Az Kaldı! - Türkiye'nin Linç Yapılmış ya da Linç'e Kalkışılmaş İdari Bölgeler Haritası
azizvatanresmi.jpg
azizvatanresmi.jpg
Azınlıklar Konusundu Yazılar
Aşiti - Barış
Çatı Ankara.jpg
Çatı Partisi Tartışmaları.jpg
Çtı Partisi Girişimi.jpg
Ömrümüzün taş çicekleri resim sergisi.jpg
Özgür Basın Susturulamaz.jpg
Özgür Gündem'e Yazılar (1992-92) Kapak
Özgürlük(Korkoro).jpg
Üçüncü Köxüz Sitesi
özgürlük ne zaman anne.jpg
Banksy!.jpg
Bansky'den
baris guvercini.jpg
barisgrubu_karsilama_ani.jpg
barisgrubu_otobus2.jpg
baris_kizi.jpg
Barış Gurubu.jpg
Barış İçin Vicdani Red Platformu.jpg
Barışın Tarihi.jpeg
basbug_dursuncicek.jpg
Bayram Balcı-Livan.jpg
bayramlar-kapak200.jpg
başkan ve hatice ana.JPG
büyük ortadoğu projesi ve sosyalist strateji
BDP'ye operasyon.jpg
bdp_logo.jpg
Belalı sularda: Ship to Gaza, sizi gözüm gibi sakınırım.
Berivan.jpg
Beşikçi Eleştirisi - Kitap Kapağı
Bill Of Rights
Bir Özgürlük Tutsağı Manuşyan.jpg
Bir Devrimcinin Teorik ve Politik Otobiyografisi
Bir yaşam.jpg
Birinci Dünya Barış Günü.jpg
Birlik mi Rekompozisyon mu Kapak
birlik-mi-kapak-on-yuz.jpg
Bizim Köy
bop-on-kapak.jpg
Buzu Kıran Yolu Açan
bıji kürd u kurdistan
canli_bomba_pelsin.jpg
canyucel.jpg
catipartisiilktoplantisi.jpg
catipartisiilktoplantisi.jpg
cati_partisi.jpg
cati_partisi.jpg
cati_partisi.jpg
cati_partisi_girisimi.jpg
Celali Söylenceler Kapak
Celali Soylenceler Kapak.jpg
Celali Soylenceler Kapakv2.jpg
Celali-Soylenceler-Kapak400.jpg
Celali-Soylenceler-Kapak400.jpg
cerkesler_kitap.jpg
Ceylan'dan Bize Kalan: Şahmeran
CHP-logo.jpg
chp_meclis_pankart2.jpg
Cingeneler.jpg
cizre-bohtan-beyi-bedirhan-direnis-ve-isyan-yillari-onkapak.jpg
Cumhuriyet_LR.jpg
Dağların ezgileri.jpg
Dönüşü olmayan yol.jpg
Dün Halep'çe, Bugün Kelepçe
Dünyanın Halleri Üzerine Denemeler
Demokratik Cumhuriyet.jpg
demokratik_acilim_kapatma.jpg
Denemeler
denemeler-kapak.jpg
denizesaldiri.jpg
denizesaldiri.jpg
Derleme 2009 - Murat Çakır
Dersim+ Barajlar.jpg
Dersim- Sabiha Gökçen.jpg
dersim-zorunlu iskan1.jpg
dersim-zorunlu iskan1.jpg
dersimkatliami1.jpg
devletulus.jpg
devletulus.jpg
Die Linke: Bir Başarı Hikayesi mi? kapak
Dikilmesi mümkün "İzmirli ırkçılar" heykel tasarımı
dilacarKucuk.JPG
dilekkurban.jpg
Dilsiz dengbej.jpg
dink_goktas_kitap.jpg
Dipnot Dergisi Üçüncü Sayı Kapak
Dipnot.jpg
Dipnot.png
disk_suleyman_celebi.jpg
Diyarbakır -TÜYAP.jpg
diyar_demokrasi_platformu1.jpg
Djembe
DK_MME_KapakKucuk.jpg
DK_MME_KapakKucuk_0_0.jpg
dogan-akhanli.jpg
Doğan Akhanlı
DSC04737.JPG
DSC04737.JPG
dtp_eylemi.jpg
dtp_logo.jpg
dtp_operasyon_tepki1.jpg
ecevit_baykal_ataturk.jpg
ecevit_baykal_ataturk.jpg
edip_cansever.jpg
ejder-kapani-46.jpg
ekinbelleten-1991.jpg
emmeline-pankhurst1.jpg
emper ve ırak umut.jpg
emperyalizm ve dünyanın katli
emperyalizm ve dünyanın katli(ırak)(yağlıboya resim)
emperyalizm ve umut(yağlıboya resim)
erdogan_akhanli_yazar.jpg
ergani.jpg
ermenhaf.jpg
Ermeni Sorunu Üzerine Yazılar - Kapak
Ermeni Soykırımı ve Toplumsal sorumluluk - Broşür Kapağı
Ermeni-Soykirimi-Koln.jpg
ermeniler_goc_tren.jpg
ermeniler_goc_tren.jpg
ermeniler_soykirim_ciftciyan.jpg
ermeni_saykirim1.jpg
ermeni_tehcir.jpg
ermeni_tehciri_tren.jpg
ermeni_tehcir_TE.jpg
ernesto_che_guevara_x1.jpg
etha-20100708-envali-metruke-00_ext.jpg
Evrim ALATAŞ..jpg
evrim_alatas.jpg
evrim_alatas_amed.jpg
Eyüp Sultan Konuşması
Ezidilik.jpg
Ezidilik.jpg
Ezilenlerin Pedagojisi.jpg
fahri petek.jpg
fahri-pet...jpg
Ferhat Tunç-söyleşi.jpg
Ferit öngören.jpg
fft23mm135497.jpg
fileme.jpg
filizkocali_gunluk.jpg
friedrich-nietzsche-paul-ree-lou-andreas-salome.jpg
Gayda-Istanbul-Gayda-Istanbul-CD__20246271_0.jpg
GÖÇMENLER.jpg
gösteri.jpg
gözler bakışlar
Gözler ve Bakislar(yağlıboya resim)
güler zere.jpg
Günay- Gerilla.jpg
Günay-Murat Karayılan.jpg
Günümüz anti-demokrat kemalist evlerini bu kadar farklı ve bu kadar baştan çıkarıcı yapan nedir?
Günlük Gazetesi Çok Dilli Manşet
Geçiş Programı Üzerine Kapak
Gece Kelebeği.jpg
gecmisle_hesaplasma_kitap.jpg
gencaygursoy_husnuondul.jpg
gencdal_ceber_kursun.jpg
gerilla_bahar.jpg
gerilla_cozum_avrupa.jpg
gerilla_durbun.jpg
GetAttachment.aspx.jpg
GetAttachment.aspx.jpg
GetAttachment.aspx.jpg
Globalızatıon
grupyorum.jpg
guler-zere.jpg
GulerZere-hstn20090708-51.jpg
guler_zere_afis.jpg
gunluk_22agustos.jpg
gunluk_24_04_2010_s.jpg
gunluk_kapatma_kocali.jpg
gunluk_logo.jpg
gzerehapis.jpg
Hafız Esad.jpg
Haiti.jpg
Hakan Akçura-söyleşi.jpg
hakantahmaz_ayseltugluk.jpg
hakkari_cumhuriyet_yuruyusu.jpg
Halil Savda
Halil Uysal.jpg
Halil Uysal.jpg
haliluysaldag_1_.jpg
haliluysaldag_1_.jpg
Hasan_Cami_-_Fas.jpg
hasan_cemal_apemusa.jpg
hasan_cemal_ismetb.jpg
Hatalı Mantık
Hayat Atölyesi.jpg
Hüseyin Çelebi.jpg
Hüznün Akordu
hdinkcadde.jpg
Her dağın gölgesi Deniz'e düşer.jpg
Hevjin.jpg
hewler_gazeteci_osman.jpg
hicri_arapfoto.jpg
Hikmet Kıvılcımlı Elazığ Cezaevinde Mahalli Kürt Kıyafetiyle
Homofobi.jpg
honduras.jpg
Hrant için.jpg
Hrant ve 1915.jpg
Hrant- Doğum günü.jpg
ibadet_inanc.jpg
idamlar-iran.jpg
ihd_tihv_fincanci_turkdogan.jpg
ihsanfetahiyan_iran_idam.jpg
ihsanfetahiyan_pjak_iran.jpg
ilan.jpg
ilkmeclis_anayasa.jpg
ilmanifesto_manset.jpg
images.jpg
imrali_salon.jpg
ingmar_bergman_yonetmen_s.jpg
islam ve sol.jpg
istanbul_baris_mitingi_kitl.jpg
işçiler ve önderleri-1(yağlıboya resim)
işçiler ve önderleri-2(yağlıboya resim)
işçiler ve önderleri-2.jpg
işçiler ve önderleri.jpg
Jamanak.jpg
James_Joyce.jpg
James_Joyce.jpg
Jan Valtin.JPG
Jan Valtin.thumbnail.JPG
Jî bo Hefîz Ebdûlrıhman û rojmanegeriya cîhané/ Hefiz Abdulrahman ve Dünya basın emekçileri için
jitem_belge_jandama.jpg
Jı bo bıdarvekırına xortên Kurd...( İdam edilen Kürt gençleri için...)
Jın,Jiyan,Azadi/ Nisa,Heyat,Hürriyet/ Kadın,Yaşam,Özgürlük
Kadri Gökdere
Kadın Soruşturması.jpg
Kadın Soruşturması.jpg
kadına bakış
Kadına Bakış(yağlıboya resim)
Kapak - Emvali Metruke
Kapak---Ocalana-Mektuplar.jpg
kapak-onyiloncesi400.jpg
kapak.jpg
kapak.jpg
kapak300.thumbnail.jpg
kapaksanat.jpg
kapak_0.jpg
karayilanbasin5.jpg
karayilan_filizkocali.jpg
kardelen.jpg
kardesist.jpg
Kasabalılar-Kapak
katliam_halepce.jpg
kawa-nemir.jpg
kayit-olunmamis-soykirimistanbul-eylul-1955-vasilis-kiratzopulos.jpg
Kaypakkayakapak
Kayıt dışı bir isyan.jpg
kazimkoyuncu.jpg
Küçük İskender.jpg
Kültür Üzerine Yaazılar - Kapak
Küreci Anması Afiş
kürt'lük
KCK-Karayılan
Kelepce.jpg
kelepce1.jpg
KemalistEvler.jpg
Kemalizm Stalinizm ve Türk Solu - Kapak
Kemalizm Stalinizm ve Türk Solu - Kapak
Kemalizm ve Askeri Bürokratik Oligarşi Üzerine Yazılar Kapak
keyman_gulec.jpg
kilaman.jpg
kilisecami.jpg
komplokapakkucuk.jpg
koxuz-duz-golgeli.gif
kresim.jpg
kultur-kapak.jpg
Kurban.jpg
kurdocul1.jpg
Kurt-Hareketi-kapak200.jpg
kurttvleri_medtv.jpg
Kıvılcım Gazetesinde Yayınlanmış Yazılar
Kıvılcımlı Üzerine YŞazılar Kitabı Kapağı
Kıvılcımlı Sempozyumunda Servet Ziya Çoraklı Bildiri Sunarken
Kızıl Afiş
La prison.jpeg
latchodromez01.jpg
Latin Amerikanın Kesik Damarları.jpg
Lawij / Hida/ Ağıt
Lawij.JPG
Lenin
levi_straus.jpg
Levon Ekmekciyan
lewis_hine_phot_nyc_empire.jpg
liberation_tigers_of_tamil_eelam.gif
logo.gif
logo.png
louise-michel.jpg
Ltte_emblem.jpg
luqman_ahmed_.jpg
LWtc0504.jpg
maden-iscileri-destek.jpg
maden_iscileri_yeralti.jpg
Madimak.jpg
Madteos Sarkisyan.jpg
Mahmut Baksi.jpg
Manifesto_benedict_xvi.png
Manukyan
manusyan kitap.jpg
manusyan.jpg
manusyan_resim.jpg
Marksisit Demokrasi Teorisine Katkı
Marksizm 2010 Afis
Marksizmde Yapı ve Özne Sorunu - Kapak
Marksizmin Marksist Eleştirisi Kapağı Küçük
Marksizmin Marksist Eleştirisi İkinci Basık - Kapak
Marksizmin ve Sosyalizmin Sorunları Üzerine Yazılar - Kapak
Mascha kaleko.jpg
Matruşka'larda Tarih Bulmak..
mayin.jpg
mayin.jpg
mayžs68-a...jpg
Medya.jpg
Mehmet Güler-KCK.jpg
mehmet_uzun.jpg
mehmet_uzun.jpg
Mem û Zîn
Metin Küreci anması
metin2.jpg
metinyegin_01.jpg
Mevsimlik işçiler.jpg
michel_foucault.jpg
mindit.png
MSF+Logo.jpg
msf.jpg
msflogo.jpg
muma.jpg
Mumia Ebu Cemal
musa_anter.jpg
Musa_anter_.jpg
muzsesleri.jpg
muzsesleri.jpg
Necdet Adalı.jpg
Newroz
Newroz.jpg
Newroz.jpg
Newroz.jpg
newroz_250x0.jpg
news.gif
newspapers_medya.jpg
nisanyan1.jpg
nisanyanevi.jpg
nobel_liderler_s.jpg
Nure- Nora.jpg
olume-kil-payiermeni-soykirimindan-kurtulmus-birinin-anilari-hampartsum-citciyan.jpg
Omayra.jpg
Ongözlü Köprü.jpg
Onnik ve oğlu ara.jpg
op-denklem.jpg
Orhan Pamuk
Oscar Wilde.jpg
otekitarih-seyhsait1.jpg
Otobiyografi-Kapak.jpg
otobiyografik-yazilar-kapak.jpg
ozevin_ozdemirler.jpg
ozgurgundem_site_sansur.jpg
Paramaz Darağacında
Penguen'in yaptığı ve -ne yazık ki- asla yapmayacağı kapak
Penguen- Irkçı Kapak.jpg
pera_spor_klubu_taksim_standinda.jpg
Perperok.../ Kelebek...
Perperok.jpg
peternorman_atlet.jpg
picasso.jpg
picture-1
picture-10
picture-11
picture-12
picture-13
picture-14
picture-15
picture-16
picture-18
picture-19
picture-2
picture-20
picture-21
picture-22
picture-24
picture-25
picture-26
picture-27
picture-28
picture-29
picture-3
picture-30
picture-31
picture-32
picture-33
picture-4
picture-5
picture-6
picture-7
picture-8
picture-9
pinar.png
PKK.jpg
Porén te/ Saçların
Poren te- Saçların.jpg
Q04.jpg
qijikares2ğğ.jpg
Qijıka Reş.jpg
qırıka reş.JPG
reklamin_dili_b.jpg
Rekompozisyonkk.jpg
Rekompozisyonkk.jpg
resim.jpg
Resim2.png
Roj TV.jpg
Roj Tv.png
roni.jpg
Rosa - Özgürlüğün Bedeli
Rosa Luxemburg, Özgürlüğün Bedeli
Rosa Luxemburg.jpg
Sacayak dergisi Sayı 8
Sacayak dergisinin 11. sayısı
Sacayak, Sayı 3
Sacayak, Sayı 4
Sacayak, Sayı 6
sacayak2.jpg
Sacayak_Sayi10_Sayfa 1_5cm.jpg
Sacayak_Sayi12_Kapak.jpg
Sacayak_Sayi_05_Kapak.jpg
Sacayak_Sayi_09_Kapak.jpg
Saidi Kurdi-Son Derviş.jpg
saitfaik.jpg
sakine ana.jpg
salihzezgin.jpg
Sarkis Çerkezyan.jpg
Sarkis H-1.JPG
Sarkis ve Doğan
sarkis.jpg
Sarmaşık.jpg
sartre.jpg
savunma_kapitalistuygarlik.jpg
Sayı 54
sazai sarıoğlu.jpg
Sazak'ın Dikenleri
süryaniler.jpg
senci.jpg
senci.jpg
Serhedo ve Gerilla
serif_gencdal_kandil_s.jpg
serturkm.jpg
sevahir_bayindir_yarali.jpg
Sevan nişanyan.jpg
seyit rıza.jpg
Sezen Aksu-Kürt Açılımı.jpg
Shantel.jpg
Ship to Gaza: I have eyes only for you!
sol_cati_partisi2.jpg
Sor (kırmızı)
sorayayi_taslamak.jpg
Sosa.jpg
Sosyalizm Nedir? Kitap kapağı
stalin.jpg
Surp Giragos Ermeni Kilisesi.jpg
SURP%2~1.JPG
suryaniler_toplumu.jpg
sylvia-plath.jpg
Sırrı Süreyya Önder.jpg
taraf-gazetesi.jpg
tas-atan-cocuk.jpg
Taş Atan Çocuklar
Taşhoran Kilisesi.jpg
Türk Solu'nun İzinden Gittiği Gelenek: Naziler
Türkiye: 98 - Almanya: 0
tbmklein2.jpg
Tehcir.jpg
tersinden kemalizm.jpg
Teslim Ol!
thumb4073.jpg
Tigran Zaven photo.jpg
Tigran Zaven photo.jpg
Tigran Zaven, Digran Zaven
Toplum ve Kuram.jpg
Toplum_ve_Kuram.jpg
toprak_empati.jpg
Troçki.jpg
tuncboyaciyan.jpg
Turkey-ruins-FE05-wide-horizontal.jpg
Uçurtma Gerilla.jpg
ucuncu-koxuz1024.jpg
ugurkaymaz_cocuk.jpg
uludere-8mart.jpg
Unbenannt-2.jpg
van_mazot_iskence.jpg
Varlik Vergisi Kitap Kapagi
varlikver400.jpg
Vedat Kurşun.jpg
vedatturkali.jpg
vedat_kursun_azadiya_welat.jpg
Veysi sarısözen.jpg
Walter Benjamin.jpg
wwwresimmaxnet-top-oynayan-horozlar.jpg
x-golgeli
Xmas beginning and traditions
Yabancı
Yanılsama(yağlıboya resim)
Yargıtay neden mi Pınar'a düşman?
Yargıtay Neden mi Pınar'a Düşman?
yasamagaci136.jpg
yasamagaci136.jpg
yasarjem1.jpg
yasarkemal.jpg
yazar_migirdic.jpg
Yaşam Ağacı Derneğinin Afişi
Yeni Kıbrıs Partisi.jpg
yilmaz-guney-.jpg
yilmaz-guney.jpg
yukselgenc_nukhetsirman.jpg
yusuf.jpg
zarakolu_onderoglu.jpg
Zeki_Okten_by_ozgurcanakbas.jpg
Zeyneb_Celaliyan.jpg
Zeyneb_Celaliyan.jpg
Zeynel Ergin.jpg
zeynep_celaliyan2.jpg
zeynep_celaliyan2.jpg
Ziya gökalp lisesi.jpg
Şerzan Kurt.jpg
Şivanê_Kurmanca_kapak_as.jpg
İçerden.jpg
İdam Edilen Ermeni Sosyalistler
İHD ve TİHİV.jpg
İHD.jpg
İkince Köxüz sitesinin görünüşü
İkinci Köxüz Sitesi
İlk Köxüz sitesinin görünüşü
İslamda Kayıp Gerçek - Kapak
İttihat et.jpg
Choose an image already existing on the server if you do not upload a new one.
-or-
Upload Image:
Image title:
The title the image will be shown with.
Günlük iletisi:
Diğer yazarların sizin düşüncelerinizi anlaması için burada yaptığınız eklemelerden veya değişikliklerden bahsedin.
Yazarlık seçenekleri
Yazan:
Misafir
için boş bırakın.
Yazıldığı tarih:
Biçimi:
2010-03-09 07:47:23 +0000
. Zaman olarak gönderme zamanını kullanmak için boş bırakın.
Yayınlama seçenekleri
Yayında
Ana sayfaya yükselt
Listelerin üzerinde kalıcı
Yeni sürüm yarat