Diyarbakır'da 8 Mart

Ben İstasyon Meydanı'ndan hızlı adımlarla uzaklaşırken, kendilerine Sîlbûs û Tarî adını veren genç bir grup, miting alanını tam bir coşku seline çevirmişti. İsviçre'den gelen ve çoğunluğu gencecik kadınlardan oluşan grup, Kürtçe müzikleri popun isyankar tınısı ile buluşturarak tam bir coşku ziyafeti hediye etti. Tarzlarındaki modernlikle geleneğin harmanına yakıştırdıkları o Avrupai rahatlık ve kendine güven halini meydanların, hele hele kadınların çok sevdiğini hemen belirtmeliyim. Aksi halde her hallerinden gençlik ve hareket fışkıran bu gençlere başı leçekli, orta yaşı çoktan geçmiş Kürt anaları bu kadar güzel eşlik edemezdi.

Bana diğer kentlerimizdeki kadınlar kızmasın ama bu manzara 8 Martların en çok da Diyarbakır'a yakıştığını söyletti. Hakikaten de ben 8 Martların coşkusunu ve anlamını en çok Diyarbakır'da yaşıyor, Diyarbakır'da anlıyorum. Burası kadınların geleneklerine ait tüm sembolleri kucaklayarak koştukları nadir yerlerden. Geleneksel elbiselerin ışıltısı ile güne ekstra aydınlık katan nadir yerlerden Diyarbakır. Ama kimliğine ait folklorik unsurları gururla taşırken, modern kadına has etkinliği ile de benzerlerine taş çıkartan bir yer burası.

Her şey kendine has buralarda; tanıdık sözler, modern hayata ait etkinlikler bile kılık değiştiriyor. Örneğin 3 gün boyunca kadın kenti olan Diyarbakır'da kadınlar açılışı Türkiye'nin ve Orta- doğu'nun çeşitli ülkelerinden gelen kadınlarla bir resepsiyon da gerçekleştirdi. Ancak bu resepsiyon batıda gördüklerinizden oldukça farklı. Elbette burada da kadınların şıklığı ışıltısı göz doldurdu. Ama bu şıklık bilinen gece kıyafetleri ile sağlanmadı. Yaratıcılığın ne mükemmel şey olduğunu düşündüren geleneksel 'qiras û xeftan'la sağlandı. Her biri birbirinden farklı fistanlar geleneksel giyimde çığır açacak ve moda yaratacak cinstendi. Elbette ki bu resepsiyonu diğerlerinden farklı kılan başka şeyler de vardı. Halaylar, türküler, zılgıtlar gibi... Alın size Kürt usulü şık bir resepsiyon işte...

Her şeyi kendine uyarlamakta ve geleneği terk etmemekte mahir olan Diyarbakırlı kadınlar için 8 Mart yürüyüşü de kendine haslıklarla doluydu. Miting alanına Diyarbakır surları boyunca yürüyerek giden kadınlar, yaklaşık bir saat süren hareketlilikte örneğin asla kortej kuramadılar, protokol yapamadılar. Yıllardır burada 8 Martları kutlarım, ben hiç kadınların kortej oluşturabildiklerine rastlayamadım.

Yani Diyarbakırlı kadınlar kortej sevmiyor, ama yürüyüşü seviyor... Bir de kamera ve fotoğraf makineleri nerede ise oraya dönüp sloganını atmaya bayılıyor. Genelde gazeteciler, milletvekilleri ve belediye başkanlarının olduğu kısmı çektiği için doğal olarak oraya ilgi gösteren kalabalık sayesinde ortada protokol falan da kalmıyor. Buradaki kadınlar ayrıca önde yürümeyi seviyor, ama düzeni sevmiyor... Herkes önde olmak isteyince de yığılmalar Allah'ın emri oluyor.

Bu duruma iyimser bakacak olursak; Diyarbakırlı kadınlar önde olmaktan, seslerini duyurmaktan, değerlerini sahiplenmekten korkmuyor. Bu bakımdan özgürlük yolunda ciddi mesafeler kat ettiğini de hemen söyleyeyim.

İşte sabah başlayan uzun yürüyüşümüz de aynen böyle gelişti. Görevli kadınlar tüm çabalarına rağmen bir kortej oluşturmayı başaramadı. Hele hele anaları korteje davet etmek nerede ise anlamsızdı. En önde, en görünür yerde olman, en çok bağıran, çağrısını, yüreğini, eylemini en yüksek sesle haykıran onlar oldu. Bir yandan kadın özgürlüğüne ilişkin sloganlar, bir yandan hükümet aleyhine ama Öcalan lehine sloganlarla 'biz buyuz' diyorlardı.

Ben bunları düşünürken arkamdan 'AKP şaşırma, bizi dağa taşırma' sloganını duydum. Sesler yoğunlaşınca arkama döndüm, bir de ne göreyim; bu sloganı atan 50'li 60'lı yaşlardaki kadınlardı. Gülümsedim. Diyarbakırlı analar doğrusu 'atılacak slogan varsa biz atar, söylenecek söz varsa biz söyleriz' der gibiydi.

Anaların görünür olma ve mitinge sahiplenme halleri miting alanına da damgasını vurdu. Buna en açık örnek Fevziye Kaya'ydı. Miting başlarken platforma çıkan Fevziye anayı deyim yerinde ise hiçbir güç aşağıya indiremedi! 60'lı yaşlarını çoktan geçmiş olan ve savaşa can vermiş olan Fevziye ana, tüm sunumlarda, selamlamalarda, konserde orada oturdu ve kimsenin kendisini kaldırmasına izin vermedi. Ondaki inat ve ısrar; isterlerse kadınların ne denli güçlü varlıklar olduğunun, istemedikleri şeyleri kimsenin yaptırmaya gücünün yetmeyeceğinin göstergesiydi.

Bu 8 Mart'tan geriye akıllarda kalacak olan şeylerden birinin anaların ısrarı olduğu düşünülürse, anaları kızdıranlar korksun derim... Özellikle dünkü konuşmasında anaları 'örgüte yardımcı olan anneler' ve 'yardımcı olmayan anneler' diye ayırarak şimşekleri üzerine çeken Erdoğan... Zira dün Diyarbakır meydanında kadınlar en çok ona kızgındı. Analar en çok da ona göstermek ister gibi örgüt lehine sloganlarını sakınmadı.