Kürt hareketi, kadın önderlikli bir harekettir...

Özgürlük için yaşamını yitiren, emek veren, mücadelesini yürüten kadınlara...

Erkek egemenlikli toplumun en çok bölündüğü, dile doladığı, birbirinden farklı, çelişik, hatta karşıt yorumlar getirdiği 'kadın tanımı' olmuştur. Erkek egemen yaklaşımdan kaynaklanan bu durum sosyal mücadele ve devrimlerde kadının yeri ve rolü konusuna da yansımış, bundan dolayı da yakın zamana kadar siyasal ve sosyal hareketler gerçek devrimci kimliğine kavuşamamış; diğer bir tabirle başarısız olmuşlardır.

Toplumsal esaret de, bir bakıma kadın cesareti, kadın yaratıcılığı 'yok' edilerek ya da 'yok sayılarak'; kadının özgürlük dünyası, özgürlük ütopyası yıkılarak gelişmiştir...

En problemli toplumlar, özgür kadın katılımının olmadığı, kadın özgürlük ideolojisinin gelişmediği toplumlar olmuştur. Çünkü kadın; toplumun, toplumsal yürüyüşün cesareti, yaratıcı birikimi, koruyucusu ve sahiplenicisidir.

* * *

İnsanlık tarihinin hemen hemen her aşamasında kadının özgürlük arayışı, toplumsal mücadelelerin konusu olmuş, buna karşın gerçek çözümünü bulamamış; yeni neolitik çağını yaratamamıştır.

Burjuva devrimleri, sonrası proletarya devrimleri döneminde de (buna Ekim devrimi ve sonrası ulusal kurtuluş deneyimleri de dahil) erkek egemenlikli ideoloji ve ağırlıkla bu ideolojinin etkisiyle gelişen sosyal hareketlerin gündemine girmişse de ki Ekim devrimi bile erkek karakterlidir çözümlenememiş, doğru formülasyonu Kürt özgürlük mücadelesiyle bulmuştur.

Tarihsel açıdan kadın özgürlük mücadelesi; böylece kendi öz ideolojisini, bakış açısını, yorumlayışını yaratarak eksikliklerine karşın; çağın en devrimci ve devindirici gücü haline gelmiştir.

Böylece kadını 'korkaklık', 'güçsüzlük', 'aptallık' gibi küçümseyici ve aşağılayıcı hallerle özdeşleştiren erkek egemen anlayışı ve bu anlayışın yaşattığı kültür ve ilişkiler dizisi yıkılmaya başlamıştır. Yıkılmaya başlamakla da kalmamış, kadın ideolojisi, kadının özgürlükgüzellik arayışı 'mit' olmaktan çıkarak Kürt demokrasi mücadelesinde somut gerçeğe dönüşmüştür...

Buradan hareketle Kürt özgürlük ideolojisi, özünde bir kadın ideolojisi olarak da tanımlanabilir.

Kürt demokratik hareketi aynı zamanda bir kadın hareketidir; kadın önderliğidir demek de yerinde olur...

* * *

Kürt hareketinin başarısı da, sürekliliği de, kalıcılığı da, çözümsel oluşu da kadın katılımıyla sağlanmıştır.

Direngen kılan, kökleştiren, sosyalleştiren de kadındır; kadın ideolojisinin bu gelişkin yapısıdır denebilir.

Kadın katılımını 'toplumun yarısı' gibi orantısal ele almak, asıl niteliğinden yani ideolojik önderliksel özünden soyutlamak, toplumsal cinsiyet sorununu da salt 'kadın sorunu' olarak görmek elbette yanlış olacaktır.

Burada söz konusu olan kadının niceliksel/orantısal katılımı değil; katılımın ideolojik niteliği, bunun sosyal siyasal ifadesi, demokratik ekolojik toplum paradigması ve devrimiyle olan bağıdır elbette...

Ancak bu bağ kolay yaratılmamıştır.

Bunda özgür kadın katılımı, kadın emeği, kadın üretkenliği belirleyicidir. İdeolojikleşmeyen, sosyalleşmeyen erkek, kadın katılımıyla çatışmalı olmuş, kadın bir de bu cepheden egemen erkek anlayışıyla mücadele etmek zorunda kalmıştır.

Bugün bu mücadelenin kadın lehine değişmekte oluşu Kürt demokrasi hareketine farklı bir ruh, renk ve evrensellik kazandırmış, bu da DEĞİŞİM, UYUM ve YAPILANMA süreçlerinin daha az problemli yaşanmasını sağlamıştır.

Kadından ve kadının önemli ağırlık oluşturduğu toplumsal tabandan kopan hareketlerin önderliksel konumları kadar 'sosyal' niteliklerini de yitirerek yalnızlaştıklarını biliyoruz.

Kadın, toplum ile 'hareket' arasındaki en güçlü bağdır çünkü...

Kürt hareketinin 'sorunlu' olduğu dönemlerde bu bağ ya çok zayıflamış ya da erkek egemen dayatmaları son derece yıkıcı ve saptırıcı sonuçlara yol açmıştır.

* * *

Kadının, toplum ile hareket arasında oluşturduğu bağ, aynı zamanda egemenliğe karşı sağlıklı toplumun da güvencesidir. Bu bağ yitirildikçe ya da zayıfladıkça toplumun kendisi de zayıflamış; kadın katliamları, kadın intiharları artmış, iktidar ve onu besleyen töre, linç ve tecavüz kültürü belirleyici olmuş, kadını klasik köleci rolüne geri iten anlayış ve uygulamalar güç kazanmış, bu da sistemin kendisini beslemiş, güçlendirmiştir.

Kürt kentlerinin (ne yazık ki) bir yönüyle hala büyük trajedilerin yaşandığı kentler olması, böyle bir paradoksu yaşaması da egemen politikalar kadar bu bağın zayıflığından kaynaklanıyor...

* * *

Dünya Kadınlar Günü'nün 100.yılında da kadının özgürlük sorunları vardır.

Dünya kadınlarının olduğu gibi, Kürt kadınları da yarattığı özgürlük gerçeğine karşın önemli sorunlarla karşı karşıyadır. Ve bu sorunlar hayatın her alanında kadını baskılamakta, bu da cinsiyet özgürlükçü toplum hedefinde zorlanmalara yol açmaktadır.

Cinsiyetçi anlayıştancinsiyet eşitlikçi (özgürlükçü) anlayışa eviriliş sorunlarının ANA ODAĞI oluşturduğu problemler dizisi, kadını ve özgür kadın mücadelesini de olumsuz etkiliyor, yalnızlaştırıyor...

Burada çözüm elbette demokratik, ekolojik cinsiyet özgürlükçü toplumdur. Toplumsal paradigmanın özümsenmesidir.

Kadın hareketinin, özgür kadın arayışının yanında olmaktır.

Ama en önemlisi, en etkili ve belirleyici olanı da egemen erkek anlayışından vazgeçmek, içimizdeki 'ERKEĞİ ÖLDÜRMEK', cinsiyet özgürlükçü akıl ve kültürle kendimizi yeniden yaratmaktır...

8 Mart Dünya Kadınlar Günü Kutlu olsun!