Parti Kurma Girişimiyle Elini Kolunu Bağlayan “Demokratik” Alevi Hareketi

Demokratik Alevi-Bektaşi örgütlerinin kongre dönemi geldi. Özellikle son yılı siyasi parti kurma çabası ile heba eden Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Alevi Bektaşi Federasyonu yine merkez genel kurullarını düzgün bir ön hazırlık çalışması yapmadan karşılayacak. Belli ki görevdeki yönetim kurulları bu durumdan memnun. Genel kurulu, delege oyunlarıyla önceden kaderi belirlenmiş seçimler ve bir iki süslü, ama içi kof söyleve indirgeyecekler. Genel kurulun, demokratik örgüt yaşamındaki rolünü ortadan kaldıracak, tabana söz ve karar hakkı bırakmayacaklar.

Bu üst yöneticilerin ve onları destekleyen çevrelerin anlamadıkları şey, böyle genel kurullarla aslında örgütlerin iç işleyişinde demokrasiyi öldürmekte olduklarıdır. Ancak örgütün iç işleyişinde demokrasinin öldürülmesi, o örgütlerin içinin boşalması, demokratik özünü yitirmesi demektir. İç işleyişte demokrasinin öldürülmesi, şubelerin birer “lider” etrafında örgütlü dar çevrelere ya da bir “siyasi örgüt” yapısının dar çerçevesine indirgenmesi demektir. Bu durum, örgüt şubelerini kısa yoldan Alevi-Bektaşi düşünce ve davranışının dışına düşürür.

Bu sayımızda Alevi-Bektaşi gençlerin yaka silktikleri örneklerle anlattığı, örgütlerinin yönetici kişilere bağımlı gidişi ayan-beyan ortadadır. Böyle kişiye bağlı dar çevrelerin, Alevi-Bektaşilerin eşit haklar, demokrasi ve laiklik için mücadelesini örgütlemeyi başarması olanaklı değildir.

Bir derneğin, kişilere ya da bir siyasi örgüte bağlı çalışması, en geniş katılımlı, en kapsayıcı ve üyelerini ilerletici demokratik çalışma tarzının yerine; örgütün çevresinin daraltan, tabanda ayrışmayı, bazı üyelerin dışlanmasını ve üyelerin en geri yönlerini öne çıkartılmasını içeren bir çalışma tarzının geçmesi. Örgüt içinde dengeli, anlayışlı ve yapıcı bir çalışma tarzının yerine; dengesiz, karşısındakini dinlemez ve çatışmacı bir çalışma tarzının geçmesi demektir.

Alevilere Yakışmayan Bir Çalışma Tarzı

Geçtiğimiz günlerde bu çalışma tarzının örgüt yaşamında giderek ağır bastığını gösteren kötü bir örnek yaşandı. Ankara’da direnen Tekel işçilerini ziyaretten dönen İstanbul PSAKD Şubelerinin otobüsünde, şoförle yöneticiler arasında çakın bir anlaşmazlık, kavgaya dönüştü. Olaya sonradan müdahale eden polis, gözaltına aldığı PSAKD üye ve yöneticilerini acımasızca dövdü. Polisin bu saldırısı tabii ki her ilerici, demokrat namuslu insan tarafından lanetlendi. Polisin gözaltına aldığı herhangi bir kişiyi dövmeye hakkı yoktur; gözaltına alırken orantısız güç kullanmak ve gözaltına aldıktan sonra dayak suçtur, işkencedir.

Ne var ki PSAKD genel merkezi, kendi üye ve yöneticilerine yapılan bu açık saldırı ve işkenceye karşın suçlu polislerin mahkemeye çıkarılması için sesini yükseltmedi. Beklenenin aksine, hukuki mücadele yolunu sonuna kadar izlemeyi, gerekirse konuyu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne götürmeyi hedeflemedi. Hukuki mücadele yanında bu saldırıya karşı bir siyasi kampanya başlatmadı.

Olayı geçiştirir gibi görünen bu yaklaşım ilk başta anlaşılır gibi değildir. Ancak üst yönetim aslında böylece, olayın birinci aşamasında İstanbul şube yöneticilerinin yanlışlarının; dengesiz, anlayışsız ve çatışmacı tutumlarının üstünü örtmeye çabalamaktadır.

Hataları örtme ya da yok sayma, özünü meydanda dar’a çekmeyi fazilet bilen Alevi-Bektaşi düşüncesiyle, davranışıyla örtüşmemektedir. Kongreler, dengesiz, anlayışsız ve çatışmacı tutumlardan kaynaklanan hataların dernek içinde konuşulup giderileceği organlardır. Örgüt içi tartışma bastırılırsa, demokrasi boğulursa bu hatalar giderilemez, aksine giderek büyür. Bu olayda da görüldüğü gibi giderek biriken hatalar da örgüt çalışmasının ve Alevilerin hakkını aramanın önüne engel olur; örgütün gelişmesinin önünü kapatır.

Birgün Söyleşileri

ABF ve PSAKD’nin bir Alevi partisi, bir sol parti ya da bir sosyal demokrat parti kurma yolunda bir yıldır açıktan yürüttüğü çalışmalar örgütleri tam bir çıkmaza soktu. Bölünme, karşılıklı açıklamalar ve örgütsel tasfiyelerle gizlenemez hale geldi.

ABF ve PSAKD yöneticileri bu çıkmazın nedeni olarak kendilerini eleştirenleri göstermeye çabalıyor. Kendilerini haklı göstermek, eleştirenleri haksız göstermek için yaptıkları açıklamalarda acayip mantık zıplamaları yapıyorlar. Birgün gazetesinde yapılan dizi söyleşi bunun örnekleriyle dolu.

Bu konuda bir daha yazmak istemiyordum. Bu yöneticilere örgütleri bırakıp gidin, daha fazla zarar vermeyin, diyerek son sözümü söylemiştim. ABF’nin parti kurma girişimine kurban edilmesini başından beri eleştiren biri olarak Birgün söyleşilerindeki mantık zıplamalarını ele alıp, yanlışını göstermek zorunlu oldu.

Parti kuracak canlar, her Alevinin siyasi çalışma yapma hakkı vardır diye söze başlıyor. Fevzi Gümüş, “Alevi örgüt yöneticilerine siyaset yasağı yok” diyor. Kazım Genç, siyaset boşluğunun dolduracak bir parti kurmak, “Alevi örgütlerinin değil, Alevi örgütlerinin yöneticilerinin sorumluluğunda olan bir görevdir” diyor. Ali Balkız, “Alevilerin talepleri siyasi taleplerdir”; Necdet Saraç, “Alevilik sorunu siyasal bir sorun olduğu için, Aleviler kesin siyasetin göbeğinde” olmalı diyor.

Bu sözler bir gölge boksudur. Size yöneltilen eleştiri, bireyler olarak buna hakkınız yok demiyor ki. Size yöneltilen eleştiri, bir yılı aşkın bir süredir ABF üst yönetiminin tüm çalışmasını ve örgütün kaynaklarını bir parti kurmaya yönlendirilmesinin yanlış olduğudur.

Sizlere yöneltilen eleştiri, demokratik Alevi örgütlerinin siyasetle uğraşması değildir. Diyanet İşleri Başkanlığının kaldırılmasını istemek, laiklik istemek ve demokrasi istemek tabii ki siyasettir. Sizlere bunlar için mücadelede en geniş Alevi çevreleri sokakta birleştirin diyoruz. Meclise girmeyi hedefleyen siyasi partinize örgütü alet etmeyin; Alevileri “oy davarı” gibi görmeyin diyoruz.

Değerli üst yöneticiler, her türlü siyasi hakkınız var, amenna. Hatta Meclis’e girip kendinizi rezil etme hakkınız dahi var. Belli ki geçtiğimiz dönemde bu hakkı kullanan Arif Sağ’dan Ali Rıza Gülçiçek’e kadar nice Alevi ünlü kişisinin başına gelenler size ders olmadı. Ama sizden başka herkes, ünlü kişilerin milletvekilli seçilmelerinin, Alevilerin demokratik istemlerinin gerçekleşmesine zerre kadar fayda sağlamadığını biliyor.

Eleştirileri Çarpıtmayın

Size yöneltilen eleştiri, bir yılı aşkın bir süredir tüm örgüt çalışmalarını bir yana bırakıp, örgütün bütün olanaklarını bu iş için seferber etmenizdir. İstanbul’da büyük bir miting düzenlerken ayrılan “sıfır bütçe”, ama siyasi parti kurmaya yönelik 23 toplantı yapacak bütçe bulunuyor. Yirmi üç tane ceme katılmış yönetici yok, ama o il senin bu il benim parti kurma toplantısına katılmak için dolaşan yönetici bol. İki satırlık bir bildiri, bir bülten, bir gazete çıkartmak, internet sitelerini düzgün çalıştırmak için kaynak yok, ama binlercesi bedava dağıtılan parti kitapçığı için kaynak bulunuyor.

Size yöneltilen eleştiri, siyasi parti kurmak demek, demokratik Alevi hareketini bir daha bölmek demektir gerçeğini görmezden gelmenizdir.

Bugün geldiğiniz yerde başarınız, baştan beri CHP’ye alternatif olacak bir parti kurmanıza karşı olan Alevi Kültür Dernekleri’ni Alevi kamuoyu önünde “haklı görünür” konuma yükseltmeniz oldu. İkinci başarınız, İstanbul’daki demokratik Alevi hareketinin önemli örgütlerinden biri olan Hubyar yönetiminin ABF merkezindeki temsilcisini, siyasi görüşünüze karşı olduğu için görevden almaya girişerek, demokratlıkla ilginiz kalmadığını göstermeniz oldu. Başarınız, ABF adına siyasi bir parti kurarsanız, o siyasi partiye kendinizle birlikte bir avuç insandan başka kimseyi götüremeyeceğinizi dosta düşmana göstermeniz oldu.

Sizi eleştirenleri, başka siyasi çevrelere bağlı olmakla suçluyorsunuz; diğer sol örgütleri, CHP’yi, hatta Sarıgül hareketini bu eleştirinin arkasında olmakla suçluyorsunuz. Demokratik Alevi hareketinin böyle siyasi çizgilerle bölünmüş olduğunu ilk defa mı duydunuz? Sizin, her demokratik Alevi örgütünde, özellikle de ABF’deki göreviniz, bu bölünmüşlüklere rağmen, demokratik Alevi-Bektaşi hareketini ortak hedefler çevresinde birleştirmek ve birlikte mücadeleye çekmek, sokağa çıkartmak değil miydi? Siz yeni bir siyasi örgütle bu bölünmelerde yeni bir taraf olarak, merkezi örgütlerin hedefleri birleştirici-mücadeleyi ortaklaştırıcı görevini yerine getirme olanağını ortadan kaldırdınız.

Yolun düsturu içinde “Diline...” varsa söz ağızdan çıkmadan iki kere düşünmek zorundaydınız. Size söylenmeyeni söylenmiş gibi göstermenin ve kendi söylediklerini öyle dememiştim ki diye tevil etmenin yolda yeri var mıdır? Olmayanı varmış gibi gösterme siyasi hokkabazlığı Türkiye’nin “seçimli” Meclis siyasetinde, bezirgân siyasi parti siyasetinde belki işe yarar, ama Alevilere faydası yoktur.

Asker-sivil bürokrasinin vesayetinin bütün ağırlığıyla toplumun ve siyasetin üzerine çöktüğü, demokrasiyi boğduğu ülkemizde seçimli Meclis siyasetinin içinde debelenmenin kime ne faydası var? Kuracağınız partinin “gücü” seçim öncesi pazarlıkla Meclis’e bir kaç milletvekili sokmaya belki yeter. Bununla Alevilerin kaderini değiştireceğinize, demokratik siyasi dönüşümlerin önünü açacağınıza Alevi-Bektaşileri inandıracağınızı mı sandınız?

Alevilerle Kürtlerin Arasına Duvar Örmek

Ağzınıza doladığınız, “Alevilerin hakkını savunan hiçbir siyasi parti yok” yaklaşımı, ülkenin siyasi yelpazesinin durumunu anlatmıyor. Tersine, bu yakıştırmanız önyargıyla gözlerinizi gerçeklere kapattığınızı gösteriyor. Ali Balkız söyleşide, “Israrla ‘Çağımızda, bir dine, mezhebe, inanca, kökene, aidiyete, bölgeye dayalı bir partinin reel anlamda bir gerçekliği yoktur ve olamaz.’ dememize karşın” Alevi partisi kuruyorlar diyenlerden şikâyet ediyor.

Gözden kaçırdığı gerçek, bu sözlerinin Kürt özgürlük hareketini dışlamak anlamına geldiğidir. Evet, Kürt özgürlük hareketini milliyetçi ve başka önyargılarla dışarıda tutarsanız, Alevi-Bektaşilerin demokratik taleplerine sahip çıkabilecek ve ortak mücadele edilebilecek gerçek bir güç göremezsiniz. Bu yaklaşımın ruhuna sinmiş gerici sosyal-demokrat ruh bakın Balkız’a neler dedirtiyor:

Biz ne diyoruz? Laiklik ve demokrasi… Bunun kimin savunduğu çok önemli değil… Ama eğer bir parantez açarsak, bunu bir Alevi anne-babadan doğmuş olan, ilerici demokrat Alevilerden daha iyi yapacak da kimse yoktur.”

Bu sözler, sözde demokrat, özde “cumhuriyet aydını” Alevilerin zihinlerinin derinliklerine yerleşmiş milliyetçi, ırkçı ve ayrımcı görüşlerin; Alevileri doğuştan “üstün” bir toplum görmenin; içine kapalı köy toplumundan bugünkü zihinlere artakalmış tortuların en kötü örneklerinden biridir. Yetmiş iki milleti bir bilen yolun felsefesiyle de taban tabana zıttır.

Bu anlayış ağır bastığı müddetçe kendinize demokrat, solcu, sosyal-demokrat gibi sıfatlar yakıştırmanızın faydası yoktur. Başta Kürt özgürlük hareketi olmak üzere tüm demokratların sizi güvenilmez milliyetçi-ayrımcılar olarak görmesine şaşmamanız gerekir. Mantık oyunları, söz söyleme kurnazlıkları bu gerçeği örtmez.

Sacayak dergisinin 10. sayısına aşağıdaki köprüyü tıklayarak ulaşabilirsiniz:
http://issuu.com/sacayak/docs/sacayak_sayi10_renkli

Sacayak_Sayi10_Sayfa 1_5cm.jpg