Bir Kadının Aşkı

Bir Kadının Aşkı

Tabiatın güzelliğini en iyi gören ve anlayan kişi, aşkın duygusuna kapılandır…

Hiçbir bütün güzellik anlamlanmadan değer kazanmaz. Özgürlükte böyle bir şeydir. Ancak güzelliği keşfetmek bu toprakların en zor olanıdır. Geçmişin derin izleri, kendini her zaman her yerde hissettiriyor ki yılların kadın özgürlüğü üzerine yapılan tartışmalar bile samimi bir gerçeklikten yoksun bırakıyor bu acizlikten. Eşit olduğunu savunan kadınlar bile bazen eşit davranmıyor kendilerine. Sanki bir erkeğin hegomanyası altında bir güvenlik sendromunda güvence arıyor ve kendini o darlığın o muhafazakârlığın içerisinde kendince şefkat ama doğasınca esir bırakıyor.
Bir kadına seçme hakkını verebilmek onu özgürlük yolunda bir geleceği şekillendirmek adına ne katabilir.’’ kadının özgür olması neyi değiştirir?’’ Aslında ölümcül soru bu, tarihin başlangıcından bu güne kadar ( belki amazonları saymazsak) dünyanın neresinde olursa olsun belki son birkaç yüzyıl esnekliği hariç bütün zamanlarda kadının doğası gereği özgürlüğünü ifşa edebilmiş midir? Bu yoksun özgürlükten meydana gelen eşit insan kavaramı üzerine erkek; gerçekten eşitlik, demokrasi ve gerçek özgürlük adına galip çıkmış denilebilir mi? Adil olmak doğanın bütün görkemini cins ve cinsiyet ayrımı gözetmeksizin uygulamak, tarihin ilk aşamalarından bu güne kadar dayatılan fiziksel güç üstünlüğünü yok etmek insan olmanın gerekliliği değil sadece, aynı zamanda mecburiyettir. Çünkü kadın üzerindeki uygulamaya hazır güç tehdidi, dirençsizliğinden doğan zaafı var eder. Dolaysıyla bu zaaf sürekli olarak erkeğin yanında taşıdığı bir silahtır ve buna dur diyecek hiçbir engel de yok. İşte bu erkeğin üstün olduğunu sandığından aslında bir aşağılanma kompleksine kapılması ve'' ben her daim üstünüm ya da bir üstünlüğüm var'' hissiyatı, adil olabilme korkusunu barındırdığındandır. Eşit olunamayacağını düşünenler ise kendi eşitliğinden bahsedebilirler mi? Ya da kendi özgürlüğünden.
Seçme hakkının özgürlük duygusu ile perçemleşmesi, bir kadında ortaya çıkaracağı ifadesel rahatlama, estetiği ortaya çıkarmanın en iyi yoludur. Estetiğin ortaya çıkarılması ise sevgi zemininin yaratılmasını sağlar. Bu da ancak aşkın ortaya çıkarılması ile oluşur. Aşk, işte işlenmesi gereken asıl tema budur. Aşkın tarifini yapmayacağım ama önemini aktarmak çok önemli çünkü toplumun insani gelişimle duygusal bir bağlanma ile paralel doğrultudadır. Ne kadar duygusalsan ;incitmeye, zarar vermeye, öldürmeye ve içinde kötülük beslemeye o kadar uzaksındır. Buda hümanizmin tarifine ve anlayışına en yakındır. Dolayısıyla aşk insan olmanın gereksinimlerinden biridir.
Bir kadının aşkı ve ifadesel özgürlüğü o toplumun gelişkinlik seviyesini en iyi anlatan unsurdur. Neden mi ? Çünkü , eğer ki sadece erkeği göz önüne alırsak’’ bu benim aşkımdır ve ben bu kadını elde etmek için her şeyi yaparım’’ diyebilir. Toplum da buna birçok koşul bile sunar. Örneğin, bir kız için bir erkek hiç seçilmemiştir ve onun için görücülüğe hiç gidilmemiştir. Ama erkek için aile büyükleri bir araya gelir( toplumu oluşturan aileler oldukları için) kızı erkek için isterler. Yani erkek için, yaşamının en önemli seçim hakkı var ama kadın için yok ya da en azından yok. Evet belki kadının ret etme hakkı vardır ama bu sadece bir savunmadır. Bunun tarihsel birde bağnaz anlayışları da mevcut. Bizim toplumumuzdan örneklendirirsek, kırsal kesimlerin ağırlık ta olduğu kentsel kesimin azınlıkta olmadığı aile baskısı sonucu evliliklerin sayısını hiçte az değil. Görücü usulü ile evlenen birçok kadın var. Günümüzde bunun antropolojik çözümlemesi çok az yapıldı. Şöyle çok geriye gitmeyelim. yüz yıllık bir zaman zarfı içerisinde cumhuriyetten şimdiki zamanı örnekleyelim. Bir kadınla evlenmek isteyen bir erkek, kadına hiç sormadan aileler aracılığıyla bu evliliğin belli bir maddiyat veya sosyal avantaj karşılığında gerçekleşmesi mümkün. Veya ne kadının nede erkeğin birbirini tanımadan ailelerin kararları sonucu evliliklerinin oluşması da mevcuttur. Bu mevcudiyetler içerisinde kadının aşkı hep ihlal edilmiştir. Aşksız bir evliliğin oluşturacağı aileyi çok iyi analiz etmek gerek. Çünkü o aileler toplumu var ediyor. Aşksız bir kadın evlenmeye zorlandığından evlendiği kişi ile birlikteliğinin birleşiminden doğacak çocuk, aşksız bir annenin, aşkından ve sevgisinden merhamet bekler ve bu beklenti içerisinde gelişimini sürdürerek büyür, topluma karışır, toplumun bireyi olur. Dolayısıyla bu bireyler bir zaman zarfı dahilinde, aşk ve sevgiden mahrum kalmış çocuklar çoğalarak sevgisiz ve aşksız bir toplum yaratmıştır. Bu çocuklar belki bir çoklarımızın babaları veya anneleri olabilir. Hatta olması çok yüksek ihtimaldir. Çünkü sevgisiz bir toplum, şiddeti içerisinde barındırır ve şiddete açık normları sayesinde bağnaz ve gerici bir hal alır ki buda toplumun gelişiminin hangi doğrultuda olduğunu iyi gösterir.
İyi ve gelişmiş bir toplum yaratmanın yolu kadının aşkını yaratmaktan geçmez sadece kadının aşkını seçme hakkını da tanımak ve o aşkı ifadesel bir özgürlüğe kavuşturmanın mümkünatını yaratmaktan geçer. Bu da ancak kadına seçme hakkı ve gücü hissetme imtiyazı ile gerçekleşebilir. Bu bir iktidar kazanma hakkı değil, erkekle kadın arasındaki dengeyi sağlamak için yapılmalıdır ki o zaman genel bir özgürlükten, eşitlikten ve sosyal adaletten bahsetmiş oluruz.
Fikret Şedal