onlar ve onlar(şiir)
onlar ve onlar
“onlar ki
toprakta karınca
suda balık
havada kuş kadar çokturlar
korkak
cahil
hakim
ve çocukturlar
ve kahreden
yaratanlar ki onlardır
destanımızda yalnız onların maceraları vardır
asırda onlar yendi
onlar yenildi
çok sözler edildi onlara dair
ve onlar için
zincirlerinden başka kaybedecek şeyleri yok denildi”
ve ama onların
ürkek
korkak
donuklaşmış bakışlarının arasındaydı ölüm
tarihin şaşmaz hükmünü yazmak için
yani acıyı
işsizliği
ve umutsuzluğunu yıkmak için yoksul insanlığın
gecekondusu başına çökenlerin ekmeğine
ve kanı
ve terine tarladaki ırgatın
ve emeğine işçinin el koyanların
iktidarını yıkmak için silah elde savaşanların
birer birer çınar gibi devrildi bedenleri
bir kudurmuş temmuz sabahı
hücre hücre yattılar ölüme
on iki yüce dağ parçası
on iki kardelen çiçeği
on iki yürek atımı sevgi yumağı
yüzlerinde ölümü yenmenin hazzı
ve inançlı bakışlarıyla halklarına/suskunca bağırdılar kavgayı
“haykır acını ey halk baş eğme haykır
bir yol kavşağındasın ve ancak yaraların haykırışlarla onarılır”
haykırmadılar ancak
ve seslerini katmadılar haykıranlara
63 üncü gün bir fidan kırıldı bileklerinden
64
65
66
ve ölerek yücelttiler insanlığı
67
68
69
günler düşmanın yenilgisiydi
on iki can yitikti
yüzümüzde ağıran acıyla geldi zafer muştusu direnişin
bütün fesleğenler küsmüştü yaşama
papatyalar koparmıştı kanatlarını hüzünden
ve kar yağmıştı da temmuz akşamlarında dağ yamaçlarına
bir tek onlar susmuştu
onlar ki
korkaktı
cahildi
ve o kadar çoktular ki
onların donuklaşmış bakışlarının arasındaydı ölüm
“sevginin ve öfkenin uğultusunu bağrına vura vura taşırken sana
karşılık gözetmiyor o gencecik insanlar”
“haykır acını ey halk baş eğme haykır”
sustular
sanki insan değildi ölenler
kaya parçasıydı sanki ufalanan bedenler
ne deprem
ne sel
ne toprak kayması
onların gözlerinin önündeydi ölüm
ne deprem
ne sel
ne toprak kayması
kardeş bir halkın feryatlarıydı kulakları sağır eden
öyle bir acıydı ki tarifi imkansız
tank paletlerinin ardındaydı parçalanmış cesedi genç bir adamın
yeşil otlar üzerine atılmış çıplak
narin bedenli bir kadının barut yanığına kesmişti göğüsleri
bebelerini emziremeden daha
ve sırtlan bakışlı bir adam hitler artığı gülüşüyle duruyordu başında kadının
cilalanmış postallarıyla basarak gül dalına
fotoğraflar çektiriyordu
erguvanlar kokmadı bir daha
mor bir hüzne açtılar yıllar yılı
dağ bademleri kuruttular yemişlerini dallarında
ne nergisler açtı
ne de zambaklar
durgun akan suların koynunda/
ışıltılı bir bahar sabahına
bir tek onlar sustu
onlar ki
işçiydiler
köylüydüler
esnaf ve emekçiydiler
susarak seyrettiler televizyonlarından ölümlerin en akla gelmeyenlerini
öyle bir acıydı ki tarifi imkansız
kardeş bir halkın özgürlük çığlığıydı beyinleri sarsan
bir kadın halay çekiyordu bayram yeriydi mezopotamya o gün allı yeşilli
söküp aldılar sıcacık yüreğini insanların içinden
önce çökerttiler dizlerinin üzerine sonra tekmeyi vurdular yüzüne yüzüne
geriye savruldu baş
ve beden toprağa düştü yavaş yavaş
kan sıçradı toprağa
çukurun içinde kan ve ölüm
çukurun içinde kadın
ve zulüm
ve halay
ve bayram yeriydi mezopotamya o gün
artık elma ağaçları çiçeksiz/
kahır yüklendiler dallarına
canerikleri gelinlik kız değil şeker pamuklarına benzeyen
bir tek onlar
seyrettiler ölümlerin en akla gelmeyenlerini
onlar ki
işçiydiler
köylüydüler
esnaf ve emekçiydiler
oh dediler pis bölücü vurun gebertin kahpeyi
ne deprem
ne sel
ne toprak kayması
onların
ürkek
korkak
donuklaşmış bakışlarının arasındaydı ölüm
“bu direniş senin için ey halk
bu çığlık
senin kollarında yıkılsın şu köhne dünya
ve coşkuyla yeniden kurulsun diye çınlatıyor hayatı…”
“haykır acını ey halk baş eğme haykır”
haykırmadılar ancak
haykıranlara seslerini katmadılar
ey yılların zehrini beyninde toplamış
ve karanlığı düşüncelerine yedirmiş halkım
birde öncüler var bu ülkede
senin çocuğun
kundağını toprakla sardığın
yiğit
adanmış
ölümleri hiçe sayan
onlarda kardeşçesine birleşip karanlığa birlikte mum yakamadılar yıllar geçti aradan
bazen uzun sürdü suskunlukları
bazen şahlanarak kükrediler öfkelerini
onların atalarıydı pir sultanlar serez çarşısında urganlarda sallanan
isyanların gürleyen sesiydi şeyh bedreddin
kale burçlarında demirci kawaydı özgürlüğün ateşi
onlar söylemişti yüz yıllar bin yıllar önce
birlikten kuvvet doğar
doğar umutlar yedi kat yerin altından
haydi şimdi zamanıdır artık/
aydınlığı yüzlerine vurmuş mayıs baharlı pırıl pırıl insanlarım
siz birleşmeden büyümeyecek bu kavga
halk cahil
halk korkak
halk şükrediyor yarı aç doyan karına
sizler ki yeni bir toplum yaratmak için çıktınız yola
yollar sarp
yollar dolambaçlı
kandan çizilmiş
ve barut kokar özgürlüğü tomurcuklayan tenlerinizde
ne sevmeye vaktiniz oldu
ne çocuk cıvıltılarıyla uyandınız sabahları
ve kırmızı bir gül verip sevgiliye öpemediniz özgürlüğü söyleyen dudaklarından
ve kadın
ve erkektiniz
ve devrim uğruna ödenen bedeldiniz
siz birleşmeden büyümeyecek bu kavga
halk cahil
halk korkak
halk darmadağın
ve susuyor dipsiz bir kuyu gibi
haydi şimdi zamanıdır kini tavında dövmenin
düşman güçlü değil elbet
elbet yenilirde bir gün
bir gün 26 sıydı eylülün
ulucanlarda dört duvar içindeydi ve büyümekteydi ölüm
sis bombalarıyla boğmak için umudu
malta başlarında haince yüzleri cellatların
ve usturalarla kestiler duyan kulakları
gözleri orman yeşili ve deniz mavisiydi yiğitlerin
oydular gözlerini
düşman yenilmez değil yenilir elbet
sizler birleşmeden büyümeyecek bu kavga
ne çocuklar gülecekler kahkahalarla
ne”tarlalar orta malı kanallarda su”diyecek köylüler
ne de fabrikalarda orak çekiçli kızıl bayrağında üretilecek s o s y a l i z m
siz birleşmeden büyümeyecek bu kavga
28 eylül 1999 kırşehir
- coşkun edip soykan ağ günlüğü
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
