Sorumlu davrananlar 'sorunlu' görülürse...
Genel ve özel planda insanın ve insan topluluklarının gereksinim duyduğu temel şey; demokratik haklar ve özgürlüklerdir. Bu anlamda özgürlük, belli bir sınıfın, halkın ya da toplumun değil, tüm insanlığın sorunudur.
Kolektiftir.
Bu kolektif sorun, her bireyi, halkı ya da toplumu aynı oranda sorumluluğa davet eter. Yükümlülük gösterir. Bireysel ve toplumsal akıl ve emeğin yönünü/yolunu belirler ve bir tek hedefe kilitler:
Özgürlük...
Demokratik hak ve özgürlüklerden yoksunluk ya da bu alanda yaşanan problemlerin ağırlığı sorumluluk düzeyini de belirler.
Yoksunluk soruna işaret eder, sorun da sorumluluklara tabii ki...
Bilinçli birey ve toplum, sorunlar karşısında sorumluluk hisseden, rol üstlenendir. Bu bilinç geliştikçe hak ve özgürlükler toplum hayatında gerçek anlamlarına kavuşarak öncelik kazanır.
* * *
Toplumsal sorunlarla ilgili olmayanlar sorumluluk da üstlenmezler. Hatta bu ilgisiz yapılarıyla 'sorumlu' değil, sorunludurlar. Topluma, toplumsal mücadele ve ihtiyaçlardan çok sisteme yakın ve yatkın özellikleri sorunlu yapmıştır çünkü onları...
Türkiye'nin 'sorumlu' değil, sorunlu bir toplum haline gelmesi de bir bakıma bununla ilgilidir.
Türkiye toplumu kendine yeterliliği olan, üreten, dönüştüren, sürekli bir özgürlük, güzellik arayışı içinde olan, uygarlık çağının ihtiyaçlarına göre kendini aşan, daha da önemlisi tüm bunlar için rol üstlenen bir toplum değil ne yazık ki...
Türkiye düzeni, devlet ve hükümet yapısı da bu özellikleri taşımıyor ve bu nedenle devlet de toplum da sorunludur. İkisi de sorumluluktan uzak...
Devlet dönüşmeyerek, toplum üretmeyerek, tarihsel ve güncel sorunlarına ilgi duymayarak, hatta bir biçimde uzaklaşarak tüketiyor...
İsterseniz analizini yapın: Türkiye toplumunun Kürt demokrasi güçlerine dönük 'eylemi', yönelimi çok daha fazladır kendi emek-özgürlük eyleminden. Hak arayışından...
Devletin de, Kürtlere, Kürt demokratik hareketine dönük baskı ve sindirme çabası, buna dönük arayışı, mesaisi, yoğunlaşması, eforu, gideri/harcaması çok daha fazladır, demokratikleşme çabasından...
Yani çok daha uzaktır sorumluluklarından, dolayısıyla çok daha sorunludur...
Kırar, döker, Kürtleri hedef alır, linçe kalkışır. Salt Kürtçe konuştu diye, Kürtçe müzik dinledi diye, demokratik haklarını aradı diye şiddet uygular, cezalandırır, aşağılayıp dışlar...
Yine de 'sorunlu' algılanmaz devlet de, Kürtler dışındaki toplum da. Aksine 'sorumluluk gereği' sayılır...
* * *
'Sorunlu' olan ise Kürtlerdir!
Huzuru bozan, halkı kışkırtan, kin ve nefret yoluyla ayrılık/gayrilik yaratan Kürtlerdir! Birlik ve bütünlüğü bozan, ulusal kaynakları tüketen, kirli işler yapan Kürtler!
Türkiye'nin gerilemesini isteyen, barışa karşı çıkan, demokratikleşmeyi engelleyen yine Kürtler!
Silahlanmaya neden olan, işsizlik ve yoksulluğu artıran Kürtler!
Türkiye'yi geriye götüren, refahına engel olan da Kürtler!
Çağdaş görünümünü bozan, feodaliteyi ayakta tutan, töre cinayetleri işleyen, taşkınlık yapan huzuru bozan Kürtler!
* * *
Bu tanımlamalar, geçmişten bugüne yürütülen devlet politikaları AKP iktidarıyla daha özel, daha tehlikeli biçim almış; bu da 'tüm sorunların ve kötülüklerin kaynağında Kürtler var' gibi bir algılayışa yol açmıştır. Bu algılayış devletin de yönlendirmeleriyle Kürtleri düşman gören bir siyasal anlayışı, dolayısıyla milliyetçiliği beslemiştir...
Türkiye'deki siyasal akıl tutulmaların, körelmelerin, toplumsal gerilik ve bağnazlığın, hatta çözümsüzlüğün temelinde de bu çarpık algılayış; yani SORUMLU OLANLARIN 'SORUNLU' GÖSTERİLMESİ/GÖRÜLMESİ vardır.
Oysa Kürtler 'sorunlu' değil, sorumludur...
Devlete yaslanan, ondan bekleyen tembel, tüketime koşullanmış bir toplum değil, değişim ve devinimi sağlamaya çalışan üretken bir toplumdur.
Bir toplumu sağlıklı ve üretken kılan da özgürlük arayışıdır, üretkenliğidir. Demokratik hak ve özgürlüklerle özdeşleşmiş oluşudur. Çağa, insanlığa karşı taşıdığı sorumluluktur.
Bu sorumluluk duygusu ve duruşu, tamamen amaçlı ve aynı zamanda Milli Siyaset Belgesi'nin de gereği, çarpıtılarak 'sorunlu halk', 'sorunlu topluluk' biçiminde yansıtılmıştır.
Kürtler; 'sorunlu' değil, sorumlu davrandıklarına ilişkin izah ve anlatılarını sürdürürlerken; Türkiye aydınları ve duyarlı demokratlarının da 'sorunlu' görülenlerin aslında sorumlu topluluklar oldukları yönünde uyarılar yapması bunu 'görev' bilmesi bir biçimde tıkanmış, kilitlenmiş birçok sorunu, yani Türkiye'nin gerçek sorunlarını çözecektir...
DELİL KARAKOÇAN
delil-karakocan@hotmail.com
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun

SORUMLULUK
Sayın Karakoçan; Sorun teşkil eden kişiler, aileler, çevre, toplum ve devlet. Bu sorunlulara çözüm üreten sorumluluk sahipleri. Bu sıkıntıların irdelenmesi, tartışılması ve hatta gündeme getirlmesi bile Türkiye'de kabul görmeyen konular. AKP hükümeti ile Muhalefet partileri bu düşünceden bi haber oldukları gibi sesli düşünülmesine, gündeme getirilmesine bile tahammül edemez durumdalar. Ana muhalafet partsinin ağır toplarından Kemal KILIÇDAROĞLU'nun Batman'da yaptığı Genel Afa açıklaması sonrası AKP,CHP ve MHP hemen birleşi verdiler. Halbuki Kürt Siyasetçilerinin bir af talebi yok. Çünkü onların affı Kürt meselesinin çözümüdür. Sayın Ahmet TÜRK "Kürt meselesinin çözmü gerçekleşsin Allah ogün canımı alsın" diyecek kadar samimi ve sorumluluk sahibiyken kılını kıpırdatmayanlardan bir karşılık beklemek sacede zaman kaybı olacaktır. Bir taraftan bu ülkede hertürlü etnik gruba eşit hakların olduğunu savunan bir meclis diğer taraftan ROJ TV'ye uygulanan baskınların destekçisi olmak ve alkışlamak. 200 yıla aşkındır süren kürt sorununda çekilen tüm acıların sarılacağı ve yapılcak tüm baskılar, işkenceler, kelepçelemeler ve türlü eziyetin biteceğine inancımız hep daim kalacaktır.