Lady Ashton’un misyonu
13 Mart 2010
Avrupa Parlamentosu’nun geçen Çarşamba günü gerçekleştirilen oturumuna, 1 Aralık 2009’da yeni oluşturulan AB Dışişleri Sorumlusu makamına getirilen Britanyalı Catherine Ashton’a yönelik sert eleştiriler damgasını vurdu. Aynı zamanda AB Komisyonu Başkan Yardımcısı da olan Ashton, makamında yüzüncü gününü doldurmuştu.
Gerçi Upholland baronesi göreve geldiği ilk günden itibaren diplomasi çevrelerinde »renksiz« ve »soluk« bir görünüm verdiği iddiasıyla eleştirilmekteydi, ancak yeni AB Dışişleri Dairesi (EAD) içerisinde AB üyesi devletleri arasında süren yetki kavgalarının bu eleştirilerin asıl arka planını oluşturdukları herkes tarafından biliniyor.
Lady Ashton’un misyonu, AB’nin militarist dönüşümü ve küresel paylaşım mücadeleleri içerisinde üstlenmek istediği konum ile doğrudan bağlantılı. AB Konseyi’nin de üyesi olan ve Avrupa Savunma Ajansı’nın başında duran Ashton, şu anda toplam 130 ülkeye büyükelçi gönderecek ve yaklaşık 8.000 kişilik bir kadro çalıştıracak olan santralist bir bürokratik aparatı kurmakla meşgul. Üye ülkeler, AB Bakanlar Konseyi ve AB Komisyonu yeni merkezî aparata, her biri üçte bir oranında olmak üzere, kadrolar atayacaklar. Salt bu durum bile AB organları ile üye devletler arasındaki tartışmaları alevlendirmeye yetmekte.
Ancak »hangi kadro, hangi makama« kavgası çerçevesinde çıkartılan gürültüler, özünde kamuoyunun dikkatini asıl çelişkilerin üzerinden çekmeye yarayan danışıklı dövüşten başka bir şey değil. Çünkü, her ne kadar Slovenya, Litvanya, Lettland ve Kıbrıs gibi »küçük« AB üyesi devletleri bir mektupla »bütün üyelerin makul bir biçimde temsil edilmesinin sağlanması« ricasında bulunmuş olsalar da, oluşturulacak olan yeni kurumun asıl karar vericilerinin Çekirdek Avrupa ile Britanya’nın olacağı şimdiden belli. Bu açıdan gerek Avrupa Parlamentosu’nun, gerekse de »küçük« üyelerin AB Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası’nın biçimlendirilmesinde oynacakları rol son derece marjinal kalacak.
Diğer taraftan imzalanmış olan Lizbon Sözleşmesi de AB Dış Politikası’nı kurumsal olarak ortaklaştıramadığından ve AB Komisyonu’nun dış politikalar konusunda alınan kararlardaki dominant konumunda bir değişiklik olmadığından, AB üyesi devletlerin ulusal parlamentolarının da herhangi bir söz hakkı olmayacak. Böylece AB’nin Çekirdek Avrupa – Britanya işbirliğinde belirlenen dış politikası da, güvenlik ve savunma politikaları da fiîlen parlamenter kontrol altına alınamayacaklardır.
Bu nedenle Ashton’un Çarşamba günü yapılan AP oturumunda »AB’nin askerî operasyonları için kendine ait bir genel karargâhı olmalıdır« talebi, AB Dış Politikası’nın bundan itibaren izleyeceği temel çizgisinin ne olacağına işaret etmesi bakımından anlam taşımaktadır.
Görüldüğü kadarıyla Ashton’un başında bulunduğu bürokratik merkezî aparat, AB’nin militarist ve müdahale politikaları çerçevesindeki dönüşümünü hızlandırmak için kullanılacak. Demokratik ve parlamenter kontrol altında olmayan, bütün AB üyesi devletleri bağlayan dış, güvenlik ve savunma politikalarını belirleyen, kendi bütçesini kendisi hazırlayan, askerî-endüstriyel kompleks ile doğrudan bağlantılı ve silah tekellerinin lobisi durumundaki Avrupa Savunma Ajansı’nın bağlı olduğu böylesi bir merkezî kurumu, AB’ni neoliberal ve militarist bir »Global Player« hâline getirmek için atılan en önemli adımlardan birisi olarak değerlendirmek gerekmektedir.
AB’nin asıl karar vericilerinin bugüne kadar yaptıkları, bundan sonra yapılacak olanların teminatı olarak görülmelidir. AB Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası kisvesi altında, başta Kosova, Kongo, Gürcistan ve Afganistan olmak üzere, küresel çapta askerî müdahalelerde bulunan, saldırı savaşlarına katılan; AB Komşuluk Politikası adı altında ekonomik ve stratejik çıkarları için çeper ülkelerine »rejim değişiklikleri de dahil« çeşitli yaptırımlar uygulayan ve başta AB üyesi ülkeler olmak üzere, dünya çapında silahlanmayı ve militaristleştirmeyi körükleyen AB, dünyanın emperyalist paylaşımında oynayacağı role soyunmakta, emperyalist güçler arasındaki konumunu güçlendirmeye çalışmaktadır.
Bu hedef AB politikalarını bütünsel olarak belirleyen bir faktör hâline gelmiştir. Militaristleştirilen dış politikalar; malî piyasalar kapitalizmin taşıyıcılarına, ulusaşırı tekellere ve özel sermaye gruplarına yarayan ekonomi politikaları; bütçe konsolidasyonu gerekçesiyle yürütülen sosyal kısıtlamalar ve kamusal yaşamın her alanının ticarîleştirilmesi; »teröre karşı tedbirler« gerekçesiyle demokratik hukuk devleti ve temsilî demokrasinin içinin oyulması, AB’nin etrafına görünmez duvarlar çeken göç rejimi; sertleştirilen iç politika ve uluslararası işbirliği politikası ile gelişme yardımı politikalarının yeni yönelimleri birbirleri ile bağlantılı halde bu hedefe odaklanmıştır.
Lady Ashton’un misyonu »renksiz« ve »soluk« değil, tam tersine son derece bilinçli, soğukkanlı ve sinsi bir emperyalist planın parçasıdır. Siz bakmayın kopartılan gürültüye. Bütün AB üyeleri yeni kurumda eşit olarak temsil edilseler bile, karar vericiler belli olduğu sürece, misyonun özünde bir değişiklik olmayacaktır.
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
