Mızrağın Sivri Ucu AKP'ye Çevrilmelidir
Sosyalist ideolojinin önderlerinden V.İ.Lenin çelişkilerin çözümünde çelişkiler arasında en temel çelişkiyi tespit etmek ve bu çelişkinin en hassas noktasına karşı çözümcül müdahaleyi yapmak için “Mızrağın sivri ucunu” kullanmaktan söz eder. Bunun anlamı hedefi daraltmak ve esas noktaya kilitlenmektir.
Yaşam hareket halindedir ve hareketin kaynağı eski ile yeni arasındaki mücadeledir. Bu hareketlilik yaşamdaki değişimi ifade eder. Değişimi görmek ve buna uygun konumlanmak, değişen her koşulda mızrağın sivri ucunu doğru hedefe yöneltmek gerekir.
Türkiye hızla değişen bir ülkedir. Yıllardır üzeri örtülerek bastırılmış çelişkiler kabuğunu kırmış ve çözüm için kendisini dayatmıştır. Sistem bu değişim karşısında kendi konumlanışını gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Askeri bürokratik devlet yapısı, gerek dünya konjöktörü gerekse iç gelişmeler nedeniyle sürekli değişmektedir. Düne kadar en belirleyici çelişki askeri bürokratik devlet yapısı ve buna uygun darbeci-ulusalcı zihniyetti. Bu dönemde mızrağın sivri ucunun bu kesime yöneltilmesi ve buna uygun bir konumlanış kaçınılmazdı.
Türkiye demokrasi güçleri bu nedenle esas mücadelelerini bu kesime karşı yöneltti. Darbeci zihniyeti mücadelesinin merkezine aldı. Bunda da sonuna kadar haklıydı. Kuşkusuz bu dönemde AKP’nin temsil ettiği neo liberal ılımlı İslam anlayışı bir tehditti ve buna karşı da tedbirler alınıyor, bu gelişmeler teşhir ediliyordu. Ancak mızrağın sivri ucu AKP’ye çevrilmemişti. Bu dönemde bazı demokrasi güçleri tarafından sloganlaştırılmış olan “ Ne şeriat, Ne darbe” sloganı her ne kadar, darbe ve şeriat anlayışlarının birbirine karşıt şeylermiş gibi yanlış bir izlenim bırakmışsa da kanımca bir hedefi değil, şeriat ve darbe dışındakilerin ittifak zeminini vurguluyordu. Nitekim bu sloganı sahiplenenler esas olarak darbeci zihniyete karşı mücadeleyi esas aldılar ve ulusalcı statükocu güçlere karşı mevzilendiler.
Ulusalcı devlet zihniyeti ve Amerikancı ılımlı İslam arasındaki çelişki süreç içerisinde büyük oranda çözüldü. Özellikle 5 Kasım 2007 de Beyazsaray’da gerçekleşen Erdoğan-Bush görüşmesi ve ardından Dolmabahçe Sarayında Genel Kurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt ve Başbakan Tayip Erdoğan arasında yapılan görüşmelerde sağlanan uzlaşma, Amerikancı İslamın kendisini kabul ettirdiğini kanıtlıyordu. Bu uzlaşma esas olarak statükocu ve ulusalcı askeri –sivil bürokratik güçlerin inisiyatifi AKP’ye kaptırdığını gösteriyordu. Bu anlaşma sonrası iktidarın asıl gücü olan darbeciler büyük oranda inisiyatif olmaktan çıkarıldı. Kuşkusuz bu durum AKP’nin darbe karşıtlığını veya bürokratik yönetim anlayışı karşıtlığını göstermiyordu. Yaşanan eski ve statükocu güçlerin geri çektirilmesi yerine ABD’nin yeni politikalarına uygun kişiliklerin konumlandırılmasıydı. Bu el değiştirme bile Türkiye temel politikalarında ciddi değişimlerin habercisiydi ve AKP’nin temsil ettiği Amerikancı yeni anlayış kesin hâkimiyetini ilan ediyordu. Başbakanın diyişiyle “AKP seçimle hükümet olmuş ama iktidar olamamıştı” bu dönemde ise AKP artık iktidar oldu.
AKP İktidara değişim vaatleriyle gelmişti. İktidar için kitlelere ihtiyaç duyan AKP iktidarlaşmayla birlikte ABD’nin çıkarları doğrultusunda devletsel politikalara yön vermeye başladı.
Türkiye’de AKP’nin iktidarlaşması ile birlikte, toplumsal konjöktörde de iktidarsal alanda büyük değişimler olmuştur bu değişimler Türkiye halklarının yararına olmamakla birlikte sistemde önemli bir değişimdir. Bu durumda Türkiye demokrasi güçleri de bu değişime uygun konumlanış arayışına girmiştir ve girmelidir.
Artık mızrağın sivri ucu devleti temsil eden AKP’ye yöneltilmelidir. Mızrağın sivri ucunun AKP’ye yöneltilmiş olması hiç kimseyi yanıltmamalıdır. AKP’nin esas hedef haline gelmesi, darbecileri ve ulusalcıları ittifak kapsamına almak demek değildir. Türkiye’de özgürlük ve demokrasi güçlerinin ittifak zeminin de bu güçlere yer yoktur ve olamaz.
Son dönemlerde Kürt demokrasi hareketinin AKP’yi faşist olarak tanımlaması ve bu kesimi giderek birincil hedef haline getirmesi bazı kesimler tarafından yanlış değerlendirilebilmekte Kürt hareketinin darbecilerle ittifak zemininin doğduğu tespitleri yapmalarına yol açmaktadır.
Türkiye sol hareketinin en temel yanlışlarından biride statik olmasıdır. Bunun nedeni yaşamı ak ve karalardan ibaret görmesidir. Bu yaklaşım devrim dışında yaşanan gelişmeleri ve değişimi yok saymadır. Oysa gerçeklik gridir ve siyah ile beyazın karışım halinde bulunmasıdır. Gri içindeki ton farkı çoğu zaman yaşamın tamamını etkileyecek düzeyde olabilmektedir. AKP üzerinden yaşanan değişim de grinin tonları arasındaki farklılıktır. Karşıt güçlerin kendi aralarındaki çelişkiyi görmezden gelmek ve mızrağı bütün değişimlere rağmen aynı hedefe yöneltmek statik bir anlayıştır ve insanı hedefsiz bırakır veya esas ve birincil tehlike karşısında savunmasız kalınır.
Toplumsal olgulara bütünlüklü bakmak gerekir ve geneli görmek önemlidir. Ancak geneli görüp özeli kaçırmakta siyasal körlüktür. Örneğin, yaygın bir belirleme olan emperyalizme ve işbirlikçilerine karşı olmak yaklaşık yüzyıldır sosyalistlerin genel hedeflerini belirtmektedir. “Biz hedeflerimizi belirlemişiz” deyip burnumuzun dibinde gelişen iç değişimleri görmemek özünde gelişmeler karşısında saf dışı kalmaktır ve bu durum statükoculuğa teslim olmaktır.
Mızrağın sivri ucunu yöneltmek durumunda kaldığımız AKP nasıl bir tehdittir. Çoğu kesimin düşündüğü gibi AKP sadece laiklik karşıtımıdır. Öncelikle şu gayet iyi bilinmelidir ki AKP her ne kadar liberal İslami anlayışı temsil ettiğini belirtmiş olursa olsun, AKP’yi bu günlere taşıyan İslamcı anlayış değil, ABD’nin çıkarları ve Yahudi sermayesidir. Amerika ise Türkiye’yi gerçek anlamda laik bir ülke olarak değil, Ortadoğuda kendisine uygun bir İslam ülkesi olarak görmek istemektedir. Bu durumda AKP kendi doğasından çok ABD’nin doğası gereği laikliğe karşıdır. Zira AKP İslami gömleğini çıkardığını daha işin başında ilan etmiş ve geçmişte savunduğu Türk İslam sentezinin yerine Amerikancı İslam anlayışını tesis etmiştir.
AKP Türkiye için İslami bir tehdit değil Amerikancı bir tehdittir. Türkiye hiçbir dönem gerçek anlamda laik bir ülke olmamıştır ve AKP yaşanan resmi laiklik anlayışından uzak değildir. Bu konuda ABD’nin yaptığı, Türkiye devlet yapısının temsil ettiği Türk-İslam anlayışının yerine Amerikancı İslamın konumlanmasıdır. Açıktır ki Türkiye de ortadan kaldırılacak olan gerçek bir laiklik yoktur. Kuşkusuz Türkiye demokrasi hareketi Türkiye’nin laik demokratik bir ülke olması için mücadelesini sürdürmelidir. Ancak bu laiklik önündeki engeller sadece AKP değil, aynı zamanda kendisini laik olarak tanımlayan Türk –İslam sentezci askeri ve sivil bürokrat kesimdir.
AKP, kimilerinin tanımladığı gibi merkez dışındaki taşranın bir partisi değildir. Devlet merkezindeki elit kesimin dışındaki kesim elbette ki statükocu devletsel güce karşıdır. Ancak bu güçler Amerikancı yabancı güçlerle barışık değildir ve kendi geleneksel halk gerçekliğine bağlıdır. Oysa AKP bu dışlanmışların temsilcisi olarak emperyalist güçlerin desteği ile oluşturulmuş bir partidir. AKP toplumsal bir güç olarak sisteme dâhil olmamıştır. Başta ABD olmak üzere emperyalizmin desteği ile yaratılmış ve sisteme dâhil edilmiştir.
AKP’ye karşı mücadele emperyalizme karşı mücadeleden ayrı düşünülemez. AKP, taşranın geleneksel mücadelesinin üzerinden bir güç oluşturup sisteme dâhil olmamıştır. AKP 28 Şubat darbesi ile bir günde yukardan bir darbe ile oluşturulmuş bir partidir. Ancak darbelediği Refah Partisi’nin taşra tabanını kendinde toplamayı başarmış bir örgüttür.
. AKP emperyalist güçlerin yaratıp sisteme dâhil ettiği bir partidir. Sürekli olarak kendisini taşranın bir partisi olarak tanıtmış ve mağdur rolü oynayarak merkez dışı güçlerin sempatisini kazanmıştır. Toplumsal kesim içinde hiçbir temeli olmayan ve ABD eksenli kurulmuş olan bu parti, kitleleri yanıltmakta oldukça başarılıdır. Somut tabanı olmayan tüm güçler gibi takiyeci bir partidir. Ona asıl niteliğini verende bu olgudur. Takiyecilik sahte söylem ve vaatlerle toplumsal destek kazanır. Görülen o ki AKP bu özelliğini iyi kullanmaktadır. Toplumun bütün taleplerinin sahibi, bütün problemlerin çözüm gücü olarak kendisini sunmaktadır. Darbeciliğe karşı demokrasi, Kürt sorununda demokratik çözüm, baskılara karşı kültürel gelişme, devletçiliğe karşı halkçılık vb. söylemlerle toplumsal destek sağlamış, ancak belirttiği bu konularda söylemin dışında en küçük bir icraat göstermediği gibi aksi yönde pratik sergilemiştir.
AKP’nin en zayıf karnı ekonomi politikalarıdır. Yaşamı derinden etkileyen ekonomi söylemle gizlenebilecek bir olgu değildir. Toplum her geçen gün açlıkla karşı karşıya kalmaktadır. AKP ise uluslar arası sermayenin kurduğu bir parti olarak halkların geçimi ile zerre kadar ilgili değildir. Bu nedenle de kendisine dayatılan ekonomik programları harfiyen uygulamak zorundadır. Yaşanan ekonomik çöküntünün takiye ile gizlenmesi de mümkün değildir. Zira toplum günlük yaşar ve gün içindeki geçim derdi çıplaktır ve gizlenemez. Soyut ve uzun vadeli konularda etkili olan takiye sistemi ekonomik konularda başarısızlığa mahkûmdur. Emperyalist ekonomi politikalarının bir uzantısı olan AKP politikalarının deşifrasyonu bu nedenle de en küçük bir hamlede kendisin ele vermektedir. AKP ye karşı mücadelenin ekseni AKP’yi deşifre etmek ve gerçek yüzünü topluma göstermekten geçmektedir.
Gelinen bu süreçte mızrağın sivri ucunu AKP ‘ye yöneltmek elbette ki doğrudur. Ancak bu yeterli değildir. Mızrağın sivri ucunu yöneltenler hedefi daraltabilmeli ve ittifak alanını da bu temelde genişlete bilmelidir. Her yere savaş açanlar yenilmeye mahkûmdur. Bu gün demokrasi, geneli kapsayan en temel taleptir. İttifakların zeminini de bu oluşturmaktadır. Bu açıdan demokrasiden yana olan tüm kesimlerin buluşturulması mızrağın güçlü savrulmasını getirecektir.
Geneli kapsayan demokrasi talebi bağımsızlıktan ayrı düşünülemez. Zira AKP sadece demokrasinin önünde bir engel değil, aynı zamanda emperyalizmin dayattığı bir projenin uygulayıcısıdır. Bu anlamda emperyalist bağlılık ilişkilerine karşı çıkmak zorunludur. Ancak emperyalizme karşı durmak soyut ve ülke gerçekliğinden kopuk olarak algılanmamalıdır. Emperyalizme karşı mücadele AKP’ye karşı mücadele üzerinden sürdürülmelidir.
Kuşkusuz belirttiğimiz AKP karşıtı mücadele sadece hükümeti oluşturmuş bir siyasal partiye karşı bir mücadele olarak algılanmamalıdır. AKP gelinen bu noktada devleti temsil etmektedir AKP şahsında kastedilen mevcut iktidardır, sistemdir.
Mızrağın sivri ucunu AKP’ye çevirmek durumunda olduğumuz bugün. “Şimdiye kadar nerdeydiniz” soruları ile karşılaşılacağı muhakkaktır. Bizim açımızdan AKP’yi öncelikli hedef haline getiren bu yeni gelişmelerdir. Daha öncede AKP’yi öncelikli hedef olarak tespit edenler olmuştur. Bu kesimler AKP karşıtlığı temelinde gelişmelere direnen darbeci ve statükocu güçlerdir. Halk saflarında olup demokrasi mücadelesi veren bazı güçlerde bu güçlerin etkisiyle darbecilerin elini bilerek veya isteyerek olmasa da güçlendirmişlerdir. Yüz yıllardır emekçilere ezilen halklara baskı uygulayan devleti savunmak bizim işimiz değildir. Ama bu gün AKP devlettir ve halkaların gelişmesinin önünde en büyük engeldir. İşte bu nedenledir ki Mızrağın sivri ucu artık AKP’ye çevrilmelidir.
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
