Devrimci Gözle İktisat ve Siyaset 2

ABD hegomanyasının erimesi ile ilgili düşünceler zaman zaman piyasaya sürülmektedir. ABD hegomanyası bitiyor söylemi, anti emperyalist duyguları okşayarak sanki ileriye gidişi anlatmaktadır. Böyle bir izlenim veriyor.O nedenle ABD hegomanyası bitiyor söylemi, toplumu olmayacak beklentilere sürükleyeceği için toplumsal mücadeleye zarar veren bir söylemdir. Dünyada şu an öne çıkan çelişki, hegomanlarla (Devletlerle) toplumlar arasında ki çelişkidir. Hegomanlar arası çelişki geriye düşmüş, eriyen bir çelişkidir. Hegomanların birbirlerine gereksinimi vardır. Soğuk savaş dönemleri geride kalmıştır. Şu beklenti toplumu yanıltır. Baş belası ABD gidecek nisbeten ilerici, demokrat bir dünya oluşacak. Yok böyle bir şey.Toplumlar açısından, ABD ne kadar bela ise; Rusya, Çin, Japonya ve Avrupa o kadar beladır. ABD’nin başını çektiği müdahaleler, hiç bir hegomanı rahatsız etmemiştir. Hegomanların ortaklaşa hareket ettiği gerçeği, çıplak bir gerçektir. Buna rağmen yönetenlerin bağımsız irade görüntüsü, milliyetçi duyguları okşadığı için, zira yönetilenler üzerinde illüzyona neden olduğu için ortaklaşa yönettikleri gerçeğini toplumlardan saklarlar.

Hegomanlar hem sık sık bir araya geliyorlar. Hem de bir araya gelişlerinde belirledikleri programları, toplumlardan saklıyorlar. Sık sık program değiştiriyorlar. Zira izleyecekleri strateji ile ilgili olarak, düzeltme savaşı dedikleri bir strateji izleyeceklerini açıkladılar. Düzeltme savaşı demek, bozulmaların ve buna bağlı olarakta sık sık değişikliğin yaşanılacağı demektir. Hegomanların problemi, arızaların tespiti ve düzeltmenin nasıl olacağını bilememek. Onların elini kolunu bağlayan bir güç yok. Siyaseten ve askeri olarak çok güçlüler.ABD'de yöneticiler itirafta ettiler deneme yanılma yolu ile hareket ettiklerini. Ekonomi de bilinmedik ile karşı karşıya oldukları için bir bölgenin sorunlarının çözümü başka bir bölgenin probleme sürüklenmesi ile sonuçlanıyor. Bu kez yeniden değişikliğe gidiyorlar. Dübai'nin çökeceği kimin aklına gelirdi. Başka bir yerleri düzelteyim derken Dübai'nin çökmesine neden oldular. Bu günde Yunanistan ve bir kaç ülke daha düzeltilmeye çalışılmakta.

Paylaşım savaşının olamayacağını kesin dille söylemenin zorluğu, günümüzün hegomanlarından barbarizm beklentisi, paylaşım savaşını da bir çıkış yolu olarak değerlindirilebilirliği ile ilgilidir. Bu durum paylaşım savaşı olasılığını düşüncelerde canlı kalmasına neden olmaktadır. Hatta savaşların çöküntüsünden sosyalizm fışkırma olasılığı, kimi zavallı sosyalistler için umut bile teşkil etmektedir. Ancak günümüzde başkalarına karşı açılmış bir savaş aynı zamanda kendisine karşı açılmış bir savaş olarak tezahür eder. Ekonominin siyaseti belirlediği bilinen bir gerçektir. Ekonominin küresel olduğuda bir gerçektir. Siyaset tek dünya devletine dönüşmemiş olsa bile ekonominin gereklerinin dışında davranamaz. Yani ekonomi paylaşım savaşına izin vermez. Böyle bir savaş tüm dünya ekonomisini tahrip eder. Ekonominin sahipleri kendilerini tahrip edecek bir savaşı neden başlatsın. Eski paylaşım savaşlarında zaferi kazananın ekonomisi de büyüyüp gelişme potansiyeli taşıyordu. O nedenle, savaşlar tıkanmanın önünün açılması açısından, bir seçenek olabiliyordu. Şimdi böyle bir savaşın gerekçesi yok. Savaşların gerekçesi bölgeleri ele geçirmek ve o bölgelerde ekonomik faaliyette bulunabilmekti. Şimdi dünyanın hangi bölgesi hangi sermayeye kapalı. Bütün bu anlatıklarım dan şu sonuç çıkmamalı Kautsky'nin ultra emperyalizm tezi gerçek oluyor diye. Böyle bir şey de yok. Küreselleşme süreci tamamlanmıştır da demiyoruz. Tamamlanmış olsa tek dünya devleti olurdu. Süreç tamamlanmaya doğru da ilerliyemiyor. Nedeni ise ekonomi arızalı olduğu için süreci beslemiyor. Çelişkili bir durum söz konusu, bu çelişkili süreç ancak çöküşün hızlanmasına yardımcı olur diye düşünülmeli.

Dünya ekonomisinin yarısında ABD’nin tasarrufu söz konusu. Bu da ABD’nin siyasetine yansımaktadır. ABD’nin hegomanik konumunun bitmesi, ancak dünya ekonomisinin çöküşü ile birlikte olur. Dünya ekonomisi çökerse sadece ABD değil bütün hegomanlar çöker. O nedenle ABD hegomanyasının bitişini beklemek, iyi niyetli, saf bir bekleyişten öte başka bir anlam ifade etmez. Önümüzde ki süreci kaotik olarak niteleyen arkadaşlar var. Ekonomi iyi analiz edildiğinde, siyasette de neler olabileceği görünür. Zira kaotik nitelemesinde bulunanlar, ekonomiyi tahlil edemeyenlerdir. Olabilecekler üzerinde de net bir şeyler söylemek yerine tahminler üzerinden siyaset yapmak zorunda kalanlardır. Riskli durumlarda ise, yani tahmin olasılıklarının zor oldukları anda kaotik bir süreç yaşıyoruz diyenlerdir.

Kapitalizmin gidebileceği alanlar varsa “kapitalizm daha uzunca yıllar yaşayacaktır” iddiası, çok söylenen bir iddiadır. Ancak kapitalizmin o anda içinde bulunduğu koşullarla birlikte değerlendirilmeli. Bence bu konu ile ilgili başka bir söylem bize daha fazla yardımcı olacaktır."Hiç bir toplumsal formasyon kendi dinamiklerini tüketmeden tarihten çekilmez." Yani mesele kapitalizmin dinamikleri ne durumdadır onları irdelemek daha doğrudur. Dinamikler aşınmamış ise sözünü ettiğiniz coğrafyalara da kapitalizm taşınır ve kendisine yeni bir ömür bulur. Ya aşınmışsa, kapitalizm kendisine yeni bir ömür bulabilir mi? Bizim çözümlememiz aşındıkları yönünde.

Toplumsal ilerleme ve demokrasi üretici güçlerin gelişimi ile ilgilidir. Üretici güçler gelişirken, toplumlarda ilerlemeler de paralel olarak gerçekleşir. Emperyalizm sürecinde de üretici güçler gelişme göstermiştir. Buna paralel olarakta kendi toplumlarında demokrasi ve toplumsal ilerleme gerçekleşmiştir. Ben şunu anlatmaya çalışıyorum. 21.yüz yılla birlikte üretici güçlerin gelişme süreci bitmiştir. Artık kendi toplumlarına da demokrasi ve ilerleme veremeyeceklerdir. Barbarizmden ve sahtecilikten gelişmiş ülke toplumlarıda nasibini alacaktır.

Gerçekten ilginç bir durumla karşı karşıyayız. Ekonomilerin tüm toplum kesimlerine gereksinimi var. O nedenle çıplak diktatörlüklerle toplumları yönetemezler. Demokrasi adı altıda vahşeti yaşayacağız. Bugünkü devlet topluma ne verebilir. Fikir yürütelim, Çocuklar ünüversiteyi bitirmiş olsa bile iş veremiyor. Sermayen varsa herhangi ekonomik faaliyete katıldığında sermayeni kaybediyorsun para kazanma şansın yok. Küresel şirketler, bankalar ve devletler piyasadan parayı çekmekte. Bu devlerin arasında küçük sermayenin para kazanma şansı yoktur. Eskiden küçükte olsa sermayenin büyüme şansı vardı. Her yıl 700 000 insan istihdam edilmek istiyor. Ekonominin böyle bir kapasitesi yok. Çok az genci polis ve memur olarak istihdam edebilir. Devlet özelleştirmelerle büyük yükten kendini kurtarmaya çalıştı. Hala da çalışıyor. Devletlerin finansmanı başlı başına sorun. Bütçeler açık veriyor, ya da devletler borçlanıyor. Son yıllara kadar devletlerin iflas ettiği hiç duyulmuş muydu. Şimdi devletler iflas ediyor. Devletler çıplak diktatörlüğe neden baş vururdu. İnsanların itiraz etmeden düşük ücretlerle çalıştırmak içindi. Çıplak diktatörlüğün gerekçeside ortada yok. Şimdi düşük ücretle de olsa insanlar çalışmak istiyor. Ancak ekonomi bunu istihdam edemiyor.

Şimdi devletler çıplak diktatörlüğe yönelse toplumun tepkisi ne olur. Onun üzerine fikir yürütelim. Ekonomik faaliyete katılsa sermayesini kaybedecek, iş aradığı zaman iş bulamayacak üstüne üstlük bir de devletin şiddeti. Bu durumda toplumun önünde tek seçenek kalır. O da kaçmak. Tüm ülkeler de aynı sorun yaşandığı için oralara da gitmek çözüm olmadığına göre, iki seçenek kalır ya doğaya yönelmek ya da intihar etmek. Bu gün çıplak diktatörlük yok, buna rağmen insanlar bu iki seçeneğin arasında sıkışıyorlar. Yoksulluk ve borçları için az insan intihar etmedi. İnsanların köylere kaçtığını var sayalım, bir şekilde yaşamlarını sürdürürler. O zaman devlet kimlerden vergi toplayacak.Kimlere ceza kesecek. Bankalar kimden faiz toplayacak. Dev şirketler yüksek fiatlı ürünlerini kimlere satabilecek. Böyle bir manzara ne devletin ne de şirketlerin aklından bile geçirmedikleri bir manzaradır. Bir gün bile dayanmazlar, devletler de şirketler de çökerler. Devlet bunu çok iyi biliyor. O nedenle sürekli açılımlar piyasaya sürerek, demokrasi imajı vererek ve bu imajı da sürekli canlı ve taze tutarak toplumu yönetmek zorundalar. Kısacası çıplak diktatörlük ile yönetemezler.

Toplumların kurtuluşu ancak devrimle mümkündür. Devrim insanlığın önünde tek seçenektir. Bunun dışında ki seçenekler, yani reformcu vb yaklaşımlar tamamen aldatmacadır. İnsanlık iradi devrimci müdahale ile hareket etmediği sürece barbarizme yaklaşıyor demektir. Benim anlatmak istediğim eski biçimiyle değil yeni biçimliye bir devrim. Devrim konusunda kısaca şunu söyleyeyim. Devrimi kafalarda görebiliyormuyuz? Mesele buradadır. Şimdi açık olalım hangi sosyalist kafasında devrimi biçimlendirebiliyor. Devrim diyen sosyalist, dediği devrime kendisi de inanmıyor. Kimse kendisini ateşe atmıyor. Geleceğini güvence altına almaya ya da devlet kapısına yerleşmeye çalışıyor. Eskiden devrimcilerin geleceği diye bir şey yoktu. Hepsi kafalarında devrimi görüyorlardı, Her şeyi ret ediyorlardı. Bu şunu anlatıyor, insanların kafalarında devrim görünüyordu ve herkes seve seve ölüme gidebiliyordu. Şimdi kimsenin kafasında devrim görünmüyor. O nedenle demokrasi ve ilerleme herkesin önceliği olmuş. Şöyle bir örnek vereyim. Hayvanlar da üretimde bulunurlar,ancak sürekli aynı hareketi yineleyerek aynı sonuca ulaşırlar. Arı çok güzel petek yapar,sürekli aynı hareketi yaparak aynı petek meydana gelir. O nedenle hiç bir gelişme gösteremez. İnsanlar öyle değildir. Yapacağı eseri kafasında canlandırır, hatta önceden maketini yapar. Yani ne yapacağını önceden bilir. Bugün'ün insanı da, nasıl devrim yapacağını bilemediği için, arı gibi önce ki hareketlerini tekrar etmeye çalışıyor. Eskiyi tekrar etmeye çalışmak insansı davranış değildir. İnsan geliştirdiği dünya ile beraber kendisini de geliştirir. İnsanlığın önünde ki devrim başarılırsa, eskiye göre çok daha gelişmiş bir devrim olacağı gibi, insanlığın kurtuluşunu da getirecektir.
________________________________________ hasankarataş