Çevre kirlenmesi
Doğa onu koruyamadığımız, aksine de çeşitli zararlar verdiğimiz için maalesef bizi cezalandırıyor. Ve sel felaketinden sonra Kıbrıs’taki dereler kirlenmenin en doruk noktasına geldi. Belediye vidanjörleri bile derelere akıtılıyorsa, çevre kirlenmesinde bazı belediyelerin de katkısı ortaya çıkıyorsa çevre nasıl korunacak? Çevreyi koruması gereken, vatandaşına hizmetler sunan kuruluşlar da çevrenin kirlenmesine katkıda bulunuyorsa şu anda bu sorunun çözümü daha da karışık bir hal alıyor. Sözünü ettiğim olaylar Kuzey Kıbrıs’ta olmakta. Öncelikle sel baskınları sırasında bazı merciler olayın Kıbrıs Rum tarafından kaynaklandığını iddia etmişler ve Kıbrısrum yetkililerin baraj kapaklarını açarak sel ve su baskınlarına sebep olduklarını iddia etmişlerdi ama durumun fecaati daha sonra ortaya çıktı. Baraj kapakları değil ama plansızlık ve geleceği düşünememek Kuzey Kıbrıs’taki sel ve su baskınlarına sebep oldu. Önce Güzelyurt Bölgesi sel felaketi ile karşılaşırken daha sonra da Lefkoşa’nın Kuzey varoşları suların içinde kaldı ama görülen dere yatakları içerisine inşaatlar yapılması, moloz yığınlarının dere yataklarının içine dökülmesi de felaketlere sebep oldu. Şu anda Beşparmak Dağlarındaki kayaların alınması ve de orman alanlarının ,ağaçlarının ortadan kaldırılmasıyla bu dağlar ağzından dişleri alınmış bir yaratığı andırmakta. Oysa sel felaketlerinde mahvettiğimiz ağaçların da sellerin meydana gelmesinde etkisi yok mu sanıyorsunuz? Var, hem de fazlasıyla var…Selden birkaç gün önce o bölgeden geçerken dere yataklarının çoğunun kapanmış, içlerinde moloz yığınları ve buzluktan tutun araba enkazlarına kadar çeşitli eşyaların olduğu, dere yataklarının yakında sel baskını olursa o bölgeye zarar getireceğini yanımdakilere söylediğimi anımsamaktayım. Nitekim çok sürmedi ve Lefkoşa’yı da aynen Güzelyurt gibi sular bastı. Olay sonrasında bir zamanlar altmışlı yıllarda o bölgelerde dere yatağı olarak bilinen yatakların çeşitli binalarla doldurulduğunu öğrendim. Bunun yanında Lefkoşa Genel Hastahanesi’nde de aynı felaket baş gösterdi çünkü 1974 sonrasında Genel Hastane de aynı bölge içerisine inşa edilmişti. Bırakın onu hastahanenin birçok bölümü de sular altında kalmış, Kuzey Kıbrıs’taki sağlık ilgilileri o hastanede hiçbir operasyon yapamaz hale gelmişti.
Ormanlarla kaplı Kıbrıs
Kıbrıs adası bir zamanlar ormanlarla kaplıymış. Anlatırlar ki atalarımız ta Baf’a kadar av avlamaya çıkarlar ve ormanların içinde seyehat ederlermiş. Şimdi ne mi var? Sadece Mesarya dediğimiz çölü aşıyoruz arabalarla. Derelerin yataklarını değiştirmişiz. Coğrafya ve çevreyle oynamışız. Derelerinin yataklarını moloz ve binalarla doldurmuşuz ve bu dağınıklığa ilgililer bir ses çıkarmamışlar. Son birkaç senedir de yağan yağmurlarla Lefkoşa ve Güzelyurt sular altında kalırken bu sene felaket daha da büyük olmuş. Kıbrısrum ilgililerin baraj kapaklarını açtıkları ve bizi suya boğdukları ise sadece bir safsata olarak kaldı. Yetkili merciler bile vidanjörlerini dere yataklarına boşaltıp derelerin içerisindeki insan dışkıları göllere ve barajlara kadar varmışsa vah halimize. Yetkili merciler bile çevre temizliğine, çevrenin bozulmasına dikkat etmiyorlarsa sade vatandaşlar ne yapsın? Sel felaketi yanında merkez Lefkoşa’nın Kuzeyine dökülen çöpler ise başlıbaşına bir sorun haline gelmiş durumda. Bu çöplerin yanında bulunan köyler ve Lefkoşa, çöpler yakıldığından dolayı başka bir çevre sorunu ile karşı karşıya kalıyor ve oradaki sakinler oksijen yerine yakılan çöplerden ortaya çıkan dumanlı havayı ciğerlerine solumak mecburiyetinde kalıyorlar. İşte bu felaket kanser olaylarının da Kuzey Kıbrıs’ta artmasına sebep oluyor. Şu anda binlerce hastamız var ve gittik sonra da kanser hastaları artmakta. 1974 sonrasında planlı yaşamayı bırakmışız, plansız ve günü birlik politikalarla yaşamaya çalışmamızın bedeli işte böyle olmuş. Ne yapılmalı?
Kıbrıs’ın Güney’inde böyle felaketlerin olmadığını da sizlere nakletmem gerekiyor çünkü onlar çevreye bizim kadar zarar vermemişler de onun için…
Planlı bir siyaset ve planlı bir yaşam
Politikacılar sırf oy kazanmak için gelecekte toplumun yaşamına ve geleceğine etki edecek politikalara imza atmamalı. Oportünist politikalar değil ama toplumun geleceğine felaket getirmeyecek poltikaları yürürlüğe koymalı. Çevre felaketine son verilmeli. Bugün Beşparmaklar üzerinde bambaşka bir felaket sürdürülmekte. Taş ocakları ve yer yer ortadan kalkan orman alanları sel felaketini bırakın güzellikleri ve doğayı da mahvetmekte ve doğa mahvolurken de çeşitli felaketlerle bizleri bulmakta. İnsanlarla doğanın ve de çevrenin uyum içerisinde yaşayacağı politikaları yürürlüğe koymalı. Sırf oy uğruna toplumun geleceği ile oynanmamalı. Bu yazılanlar uygulanır mı? Uygulanmazsa toplum bu çağrıya kulak vermeli ve bunca felaketten sonra daha insanca bir yaşam için talepte bulunmalı. Çok mu fazla talepte bulundum? Peki çok talepte bulunmuşsam önce Güzelyurt ve sonra da Lefkoşa’da yaşananlar değer miydi tüm o yaşananlara? Söyleyin o yaşanan acılara değer miydi?
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
