Güncel Devrimci Düşünce

Güncel Devrimci düşünce.
Günümüzün sosyalistleri, devrimci düşünceden uzaklaşmışlardır. Kürt ulusal hareketinin etkisinde siyaset yapan sosyalistler, kürt ulusal hareketinin devletle olan ilişiklenmenin etkisi ile, devletle ilişik olan siyasetlerini giderek derinleştirmektedirler. Ulusal hareketlerin devletle ilişik siyasetleri anlaşılabilir vakıadır. Onların savaşları ulusal eşitliklerin kurgusu üzerinedir. Devrimcilik ise öyle değildir. Özgür toplum üzerine kurguludur. Yani devletsiz toplum. Günümüzün sosyalistleri için önemli olan şu soruların doğru yanıtlarıdır. İnsanlığın bu günkü durumu nasıl bir durumdur. Bu durum bu şekliyle nereye doğru gider. Bu durum değişmelimidir. İnsanlığı yöneten irade, insanı felâketemi yoksa selâmetemi götürecek. Emareler nelerdir? Bu gidişe bir müdahale gereklimidir? Gerekli ise hangi zemin ve hangi biçimde olur? Önemli olan bu sorulara doğru yanıtlar verebilmektir.

Her şeyden önce insanın, örgütlenmiş bir biçimde bu güne kadar yol almasının altında yatan, insanın ekonomik faaliyetidir. O nedenle bu günde bizim yapmamız gereken, bu günkü ekonomik faaliyetin, doğru bir çözümlemesini yapmaktır. Ekonomiyi canlı bir organizma gibi ele alıp incelediğimizde, onun en küçük biriminin, yani hücresinin “değer” olduğunu görürüz. Değer aynı hücre gibi sürekli yenilenir ve ölür. Ekonominin şimdiye kadar kendi mecrasında ilerleyebilmiş olması, değerin kendini yenileme koşulları ve yaşam bulduğu dünya pazarının varlığı sayesindedir.

Değer, üretim alanında doğar, tüketimde de ömrünü tamamlar. Günümüz ekonomisinde üretim alanları ne durumdadır? Dünya pazarı ne durumdadır? Bu soruların yanıtları ekonominin geleceğini de ifade eder. Değer; İnsan enerjisinde ki stoklanmış değerin ve üretim sürecinde, üretilecek metalar tarafından emilmesi şeklinde gerçekleşir. İnsan enerjisinde ki stoklanmış değer miktarının kaynağı nedir ve değeri neye göre belirlenir? Sorularının yanıtı önemlidir. Stoklanmış değerin kaynağı, yaşam gereçleridir. Değerin miktarı ise o yaşam gereçlerinin fiatının toplamıdır. Yalnız burada önemli bir nüans var. Madde enerjiye dönüşürken miktar olarak daha fazla maddeye eşdeğer olur.Her enerji kaynağı aynı zamanda bir miktar enerji tüketicisidir. Enerji; tüketilen madde ile eş değer, ya da ondan az ise, enerji kriterlirinin kabulü dışındadır.
Üretim sürecinde ki işçi, ne kadar enerji karşılığında, ne kadar değer üretir onu inceleyelim. Günümüzde iş gücü pazarında hem $300 alan hem de $3000 aylık ücret alan işçi var. Şimdi sosyalist iktisatçıların şöyle iddiası var. Bütün işçiler değer üretir. Bu iddianın büyük bir yanlış olduğunu anlatmaya çalışacağım. $300 alan işçiye aldığı ücret karşılığı yaşam gereçler satın aldık, kendisine dedik ki bir ay boyunca bunları tüketeceksin, bunun karşılığında ise $3000 alan işçinin çalıştığı iş yerinde, onun yaptığı işi yapacaksın. Sonuçta bu dediğimizi işçi gerçekleştiriyor ise $300 dolarlık stoklanmış madde ile bir ay boyunca gerekli enerjinin üretilebileceği ortaya çıkmış olur. Bu durumda $3000 alan işçi enerji kaynağı değil enerji tüketicisi konumundadır.

İnsanlar doğada ki enerjiyi tüketebilirler. Bu değer değildir. Ancak insanın ürettiği enerji değer olarak tanımlanır. Yukarıda anlatmaya çalıştığım. Bilimsel teknolojik devrimin etkisiyle, insan enerjisi 1- değersizleşmiştir. 2- gereksizleşmiştir. Değersizleşme, canlı emek ürünü olmayan metaların pazara akışında ki artış, otamasyon sonucu canlı emeğin üretimden çekilme eğilimi ve küreselleşme gereği; iş gücü değerinin dünya ölçü olarak hesaplanmasının neticesinde, gelişmiş ülkelerde iş gücü değerinde ki büyük düşüşler, değersizleşmenin başlıca nedenleridir. Gereksizleşme ise, insan bilgisi ve gücü makinelere verilerek, tezahür etmiştir.

Ekonominin besin kaynağı olan insan emeği, eski işlevini yitirme eğilimindedir. Bir bölümü üretimin dışına itilirken, bir bölümü de değer üreticisi konumunu yitirmiştir. Günümüzde ekonomi, insan yaşamında varlığını sürdürebiliyorsa, bu bir bölüm insan emeğinin değer yaratmaya devam etmesinden ve dünya pazarında yaşanan müdahaleler ve düzenlemeler sayesindedir.

Dünya pazarı ekonomik işleyişin kanıtıdır. Ancak dünya pazarı eski dünya pazarı değildir. Dünya pazarı ateş gibidir. Ateşe odun atmadığımızda bir süre sonra ateş ilgisizlikten söner. Sürekli yeni metalar pazara akarsa, pazar canlı kalabilir. Metaları değerli kılan metaların taşıdıkları emek miktarlarıdır. Otamasyonun etkisi ile metalar ya çok az, ya da hiç emek kitlesi taşımamaktadırlar. (Enerji,bilişim, tohum, patent,iletişim vb.) Bu metalar değeri, canlı emek ürünü metalardan alarak kendilerine değer buluyorlar. Ateş örneğini devam ettirelim. Canlı emek ürünü metalar kuru odun gibidirler, hemen yanarlar. Canlı emek ürünü olmayan metalar ise yaş odun gibidirler. Yanması için kuru odunun ateşinden yararlanırlar. Pazara yaş odun akışı, kuru odun akışından çok fazla miktarlarda akmaya devam ederse, ateş bir süre sonra sönecek demektir. Günümüzde, dünya pazarında ki müdahaleler ve düzenlemeler, ateşin sönmesini ötelemeye yönelik girişimlerdir.

Gerek üretim alanında değer üretiminin düşmesi, gerekse dünya pazarının sönme süreci, bir eğilimdir. Bütün bu gelişmeler, bilimsel teknolojik devrimin sonuçlarıdır. Bu aynı zamanda geri döndürelemez bir süreçtir. Tabi ki bunun siyaset dünyasına da yansıması olacaktır. Devlet ve şirket bürokrasisi, mekanizmaları ayakta tutabilme adına, yönetici sınf konumuna yükselmişlerdir. İşçi sınıfı işini kaybetme, sermaye sınıfı da sermayesini kaybetme endişesi ile tedirginlik yaşamaktadır. Her iki sınıfta parçalanma ve erime sürecindedir. Her iki sınıfta eski günlerini geri istemektedir. Zira artık, her iki sınıfta ilerlemeci gelişmeci ve toplumları taşıyıcı özelliklerini yitirmişlerdir. Artık her iki sınıfta muhafazakâr sınıf kategorisindedir.

Mesele ekonomi dedir. Ekonomi yoksa siyasette yoktur. Günümüzde ekonomi zorlama önlemlerle, bürokrasinin yeteneği ve sahip olduğu olanaklar sayesinde ayakta durabilmektedir. Ekonomi tarihinde ilk kez kendi kendini besleyen nesnel olanaklardan yoksun kalmıştır. Siyasetin de yapacağı tek seçenek ekonomiyi yaşatabilmektir. Siyaset ekonominin yokluğunda kendisinin de yok olacağını bilir. Günümüzün liberal siyasetçilerinin devletlerin ekonomilere olan müdahalesini, gayet sessizce izlediklerini hepimiz gözlemekteyiz. Nedense “görünmez el”i bütün iktisatçılar unuttu.

Günümüz düşünürlerinden Antonio Negri, insanlık tarihinde ilk kez “tam demokrasi” şansını yakaladığını söylemektedir. Demokrasi rahat işleyen ekonomi ile olur. Rahat işleyen ekonomi nesnel nedenlerden dolayı tarih olmuştur. O nedenle demokrasi için şunu söylesek yerindedir. Demokrasi insanlığa el sallamış ve ebedi ayrılık yolculuğuna başlamıştır.

Sonuç olarak, demokrasiler eriyecek, siyaset ise var olabildiği süreçte ekonomiyi kurtarma girişimi olacak. O nedenle devletle ilişik siyaset terk edilmelidir. Günümüzün siyasetçilerini, mitolojiden güzel bir hikaye ile ne durumda olduklarını anlatayım. Kral tanrıya karşı bir suç işler. Tanrı da kralı cezalandırır. Cezası bittikten sonra, krallığını geri alacak. Kral cezasını öğrenir ve sevinir. Cezası, büyükçe yuvarlak bir taşı kimseden yardım almadan yerden tepeye çıkarmak mış. Kral ölene kadar nafile uğraşmış.

Hasan Karataş