Bir Bilinmeyenli Savaş, Endüstri
Sanırım son günlerin en heyecan verici olaylarından bir tanesi olan Newroz ‘un büyük bir ihtişam ile kutlanmasıdır. İnsanların coşku içerisinde deşarj olduğu, bir günlüğüne bile olsa hayatlarından bölge yaşamının yarattığı sıkıntılardan kurtulmuş psikolojisine sahip olmaları mutluluk uyandırıcıydı. Bir emekçinin sürekli çabaladığı işten bir günlüğüne tasarruf ettiği, bir işsizin iş bulması gerektiğini unuttuğu, aile ekonomisine katkı sağlamakta mecbur kalan çocukların, küçük tüccarlığı bıraktığı bir gün oluyor bu topraklarda Newroz. Ama bunun sadece bir gün ile sınırlı kalması arifesinde olduğu gibi sonra ki güne devredilmesi hiçbirinin değişmeyeceğinin olağanlığıdır.
Bölgenin ekonomik yapısı gün geçtikçe daha kötüleşiyor ve daha da dışa bağımlı hale geliyor. ( getiriliyor) 1990’ lı yılların başlarından bu yana bölgesel gelişim ile halkın zenginleşmesi paralel bir doğrultuda ilerlememiştir. Normal şartlarda bu gelişim ve zenginleşme beraber olduğundan bir birilerini tamamlar ve bunu halkın yaşam refahına da yansıtır. Ancak şehir merkezlerinin yapı gelişimi ile halkın ekonomik zenginleşmesinin farklılık göstermesi, kırsal kesimlerde yaratılan tahribatın sonucu olarak zorunlu meydana getirilen göçlerin yarattığı işsizliğin yanı sıra var olan iş olanaklarının da ortadan kalkması ( kaldırılması), bir işsizlik ve yoksulluğa gidişatın en iyi göstergesidir. Bunu sadece göçlerin bir sonucu olarak göstermenin, asıl temanın görülmemesi veya algılanmaması devlet tarafından politize edilmesinden kaynaklanmaktadır. Bölgenin ekonomik yapısı; hayvancılık, turizm ve kısmi olarak madencilik, tarım ve düşük sanayi olarak beslendiği noktalardır. Bir de bölgelenin jeopolitik konumundan dolayı sınırların legal ve illegal gelir sağladığı da aşinadır. Bölgenin ticaret hacminin büyük bir bölümünü elinde bulunduran gelir kaynağı hayvancılık, bir zamanlar yetiştiriciliği sayesinde ihracatı bakımından büyük gelir payına sahipken şimdilerde kendi ihtiyaçlarına bile yetecek kadar yetiştiricilik yapamıyor. Özellikle köylerin boşaltılması sonrası besicilik yapan köylülerin göç ettikleri şehirlerde bu mesleklerini uygulayamamaları sebebiyle işsizlik, yoksulluk ve sosyal adaptasyon yaşamaktadırlar. Bölgenin çok zengin bir tarihi yapısı olması, kültür turizminde iyi bir artısını olmasını da sağlamıştır. Bir çok medeniyet bu bölgede yaşamış ve kültürlerinin kalıntıları ile tarihi değerleri bakımından kültür turizmine 1960 ve 1990lı yıllara kadar bölgeyi ziyaret eden turist sayısı sebebiyle çok önemli bir gelir sağlamaktaydı. Ancak 1990 yılı ve sonrasında bu sayı savaşın etkisi de göz önüne alınarak medyanın da bu konudaki savaş çığırtkanlığı turizm acentelerinin ilgisini başka bir yöne çekmesini sağlamıştır. Tarihi dokuların restorasyon çalışmalarının yapılmaması hatta Hasankeyf örneğindeki gibi tarihi dokuların yok edilmeye çalışılması da turizmin bölgede gelişmesini büyük ölçüde etkilemiştir. Her ne kadar gözle görülür bir değişim söz konusu olmasa bile Van’ın Akdamar adasında bulunan Surp haç kilisesi restorasyon çalışmalarının yapılması tarihi değerini kazandırıp turizme sunmak değil siyasi bir peşkeşin sonucudur.Aksi halde en az Surp harç kilisesi kadar tarihi bir değere sahip olan yedi kilise neden çürümeye terk ediliyor olması düşündürücü değil midir? Ülke ekonomisini canlandıran madenin( bakırın%50’si, kromun %70’i, demirin %75’i, manganezin %35’i, baritin %75’i, çinko ve kaya tuzunun) önemli bir kısmı bu bölgeden elde edilir. Ama buna rağmen kendi bölgesini canlandıramıyor. Çünkü işletmelerin çoğu batılı ve yabancı firmalardan oluştuğu için gelirin çok az bir kısmı bölge ve bölge insanına katkı da bulunuyor. Diğer büyük kısmı ise kendi banka hesaplarını şişirmekte kullanılıyor. Tarımın bu bölgede çok fazla işlenmemesinin veya işletilememesinin arazi yapısı ve kısa süreli bir yaz mevsimime sahip olması etki ediyor. Fakat dünya bu konuda teknolojisini ilerlettikçe iklimler ne kadar sert ve çetin olursa olsun tarımsal üretimin gerçekleşebileceği seralar oluşturuyor. Ama bu yönde bir çalışma tarım bakanlığı ve ya il müdürlükleri tarafından hiç teşvik edilmiyor. Böylelikle dışa bağımlı bir halde yaşaması gerektiği gibi yaşatılıyor. Bölgede yok denilebilecek kadar az olan sanayi yatırımcıların ilgisini ya çekmiyor yada çekilmemesi için epey bir gayret var. Sınır bölgelerindeki illerin legal ticaret hacmi sınır ticaretinin yapıldığı dönemde bölge ve bölge insanına çok büyük ve kazançlı bir gelir getiriyordu. Legal alanda halka bir çok gelir getirecek, halkın ticaret hacmini büyüterek zenginleştirecek ve bu arada vergisini tıkır, tıkır ödemekten kaçınmayacak olması, yasakların bir anda ortaya çıkması ile anlaşılmaz hale geldi. Bu yasaklar halkın ekonomik gücünü düşürmeye başlatınca kendine farklı bir kazanç yolları aramaya yöneltti. Sınır kentleri kendi sınırlarının ticarete kapatması ile zor günler geçiren halkın kurtuluşu tehlikeli bir başka sınır ticareti ile ortaya çıktı. Sınırlarda uyuşturucu, akaryakıt ve sigara kaçakçılığı altında illegal sınır ticareti yoğunlaşmaya başladı. Yine belli bir zenginlik içerisine girmesine rağmen daha sonraları devletin bu konuda da sert tedbirler almasını gerektirdi. Çünkü dünya bu konuda çok hassas, bu hassaslığı önemsememek olmaz. Acaba gerçekten dünyanın hassasiyetleri için mi bu kadar çetin ceviz çıktı. Yoksa bir çok konuda fikir ayrılıkları yaşamasına rağmen ortak noktaların kendi çıkarlarına desteklediğini bildiği için içten içe gülümsüyor. Uyuşturucu kaçakçılığı üzerinde medyanın da yardımı sayesinde öfke patlaması yaratıldı. Cezalar arttırıldı ve caydırıcılığı üzerinden planlar yapıldı. Bundan dolayı ceza evleri doluluk oranıyla uyuşturucu kaçakçıları sayesinde hat safhasını yaşıyor. Uyuşturucu kaçakçılığını önlemek için yapılan yol kontrolleri, halkın genelini suçlar vaziyete teslim almıştır. Bu uygulama Hitlerin Nazi faşizmini yansıtır şekilde uygulanması bir başka dert zaten. Akaryakıt kaçakçılığı sınır kentlerinde çok yoğun bir şekilde yapılıyordu. Kazançlı olmasına rağmen tehlike artık normalleşmiş çünkü böyle yaşatılmaya alıştırılmış bir halk var artık. Yaşamanın bir bedeli var. Çalışacaksın çabalayacaksın yoksa öleceksin. Alternatifsiz kalan halkın başka çözümleri olmadığından ya sınırı geçmeden bir Pastarlara yakalanıp kurşuna dizilecek, ya sınırı geçerken askerler tarafından yakıt yüklü katırlar yivli ateş mermilerinden ateş edilerek yakılmaya çalışılacak ve büyük bir insanlık ayıbı ile katledilecek. Yada yakalanılıp ağır cezalara boyun eğecektir. Sigara kaçakçılığı, bir başka illegal sınır ticaretidir. Sigara zamlarından sonra epey bir rağbet görüyor. Şu anda en aktif kaçakçılık türü diyebiliriz. Uyuşturucu ve akaryakıt kaçakçılığına uygulanan sert tedbirler sayesinde büyük bir düşüş içerisine girmiştir. Sıcak paranın kesilmiş olması 2001 krizinin ülkeye verdiği en büyük zararı 2003 te hissedilir hale gelmesindeki sebep sıcak paranın yok olamaya başlaması ile ortaya çıkmıştır. Bu daha çok sıcak paranın yabancı kapitalist sermayeci zihniyetin bölgede uyguladığı tüketiciye yönelik yatırımın giderek sıcak para üzerindeki kapalılık özelliğini hissettirmiştir. Son dönemlerin bütün yatırımların yabancı sermayeli veya yeşil sermayeci olmaları bölgeye yapılan işletmelerin niteliğindeki ince düşülmüş yatırımlarda saklıdır. Bu yatırımlar genellikle üretime değil de tüketime yönelik yatırımlar olarak ortaya çıkması bunun en büyük özetidir. Örneğin sıcak para kaynağını tüketebilecek en iyi işletme büyük marketler çok rahatlıkla açılabiliyor. Aynı zamanda görsel bir güzelliğe sahip devasa alışveriş merkezleri açılarak hem özenti yaratılıyor hem de üretimden yoksunluğunu koruyarak tüketiciliğini sergiliyor. Böylelikle üretimden yoksun ve endüstrisi gelişmemiş şehirlerin tek kazanç noktaları olan memur maaşlarına bile gözünü dikerek var olan sıcak paranın büyük bir bölümünü büyük marketler ve büyük alışveriş merkezleri sayesinde dışa aktarılıyor. Geriye birikimin oluşmaması için yetecek bir sıcak para döngüsü kalmıyor. Dolayısıyla halkın şehir katılımcılığı yok edilerek ve yavaş ,yavaş da bu güç etkisini arttırarak fakirleşmenin önünü açmıştır.Açmaya da devam ediyor.
Endüstrinin bölge ekonomisini tekelleştiren ve söz sahipliliğini üzerine alan devlet yandaşlığını kullanan yada kişisel burjuva özentisini çıkarları doğrultusunda kullananlar, Kürt sorunun önündeki en büyük engeldirler. Kürt sorununun çözüm noktasında bölge iş adamlarının ve odalarının ekonomik sebepleri her ortamda ifade etmeleri sorunun ekonomi ekseninde döndürebilme çabaları içerisinde olduklarını gösterir. Elbette ki Kürt sorununda ekonomik sebepler çok önemli ama sürekli bu yönde çabalamalar oldukça sorunun özünden uzaklaşılıyor imajı yaratılıyor. Halbuki sorunların varlığını yaratan bu çözümsüzlüğü var eden güçlerdir. Savaşın bütün çirkinliğini güçsüz ve savunmasız bırakılan bir halka karşı uygulamak savaş suçlarının en merhametsizce sidir. Çünkü bölge bu ekonomik yapı sistematiği içerisinde çözülmeye çalışılıyor. Maddi açıdan sıkıştırılmış toplum iktidar tarafından daha kolay kabul edilebilir ve böylelikle kendi toplumunu yaratabilir. Halkın yoksullaştığı ve bu yoksullukla baş edebilecek koordinatörlerin atandığı yada yaratıldığı düşünülmesi, sanki onları koruyormuş gibi yapılıp kandırılmaktan başka bir şeyi ifade etmiyor ki bölge yaşamı üzerinden kendilerine ve statüsel gereksinimlerine ihtiyaç duyulduğu hissi yaratmaları tamamen samimiyetsiz ve çıkar amaçlı olduğu olasılığı fazladır. Örneğin geçenlerde bir iş adamı ile yapılan röportajda şöyle bir başlık atıldı’’ Kürt sorunun çözümünde Öcalan serbest bırakılsa bile bu sorun çözülmez’’ dendi. Sorun hala bu halkın ekonomik yapısı üzerinden korku paranoyaları yaratmak ve çözümün önüne engel koyarak, daha fazla sorun yaratmaktır.
Bu ülkede savaşın bitmesini isteyenlerin oranı ile savaşı destekleyenlerin arasında uçurumlar kadar fark var. Ama iktidar olmaları ihtiyaçlarının tatmin edememeleri endişesi, tehlikeli olmalarını gerektirebiliyor. Bu yüzden bir halkı yoksullaştırmak ve yoksulluklarından kaynaklanan zaaflarını kullanmaktan da asla tereddüt etmezler. Bölgede onurlu bir şekilde yaşamak için bedel verilmesi gerekirse, verilebilecek her türlü bedeli vermekten kaçınmayacak bir değere sahiptir. Hiçbir ekonomik değerin önem kazanmadığı ‘’Aşk ve Özgürlük’’ tutkusudur.
Fikret Şedal
- Fikret Şedal ağ günlüğü
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
