Kosova’nın Bağımsızlık İlanı Vesilesiyle Murat Çakır’ın Kaleme Aldığı Yazıya İlişkin
Kosova’nın Bağımsızlık İlanı Vesilesiyle
Murat Çakır’ın Kaleme Aldığı Yazıya İlişkin
Murat Çakır, Kosovalı Arnavutların “Bağımsızlık” kararına ilişkin şunları yazıyor:
“Kosova Arnavutlarının »bağımsızlıklarını« ABD, Almanya veya AB bayrakları ile kutlamaları yadırgansa da, Sırp yönetiminin katliamları akıllara getirilince, anlaşılır bir davranış. Amma velâkin Kosova Parlamentosu’nun, ABD bayrağına yeni bir yıldız olmaktan başka bir anlama gelmeyen kararının, gerçek bir »bağımsızlık« olduğu ise hayli şüpheli.
…Bunu vurguladıktan sonra konuyu açalım. Sekiz yıldan beri NATO’nun egemenliği altındaki Kosova’nın »bağımsızlık ilânı« uluslararası arenada beklenen bir adımdı. Dahası ABD ve AB tarafından hazırlanmıştı.”
Hemen belirtmek gerekir ki Murat Çakır’ın bu yaklaşımı oldukça sakıncalıdır ve eğer bu yaklaşımdan yola çıkarak ezilen toplulukların hareketlerini anlamaya çalışırsak, anlamak yerine yalnızca ve yalnızca yargılamış oluruz.
Aslında yanlış olan ya da Murat Çakır’ı bu yanlışa götüren, onun, “Bağımsızlık” ya da “Ulusal Bağımsızlık” olgularına yüklemiş olduğu anlamdır.
Şöyle ki; tarihin hiçbir döneminde ezilen bir ulusun, kelimenin gerçek anlamında bağımsızlaşabildiği görülmemiştir. Ne Cezayir ne Fas ne de diğerleri… Tarihteki bütün örneklerde söz konusu olan bir bütün olarak ezilen ulusun bağımsızlaşması değil, ezilen ulus ya da ezilen “ulus adına” devlet olanlar ile sömürgeci güç(ler) arasında bir takım yeni bağımlılık anlaşmalarının yapılması ve bağımlılık ilişkisinin yeniden düzenlenmesidir.
Bu mesele ayrı bir tartışmanın konusu olduğundan, burada bir nokta koyarak, kelimenin dar anlamında “Bağımsızlık” ya da “Bağımsızlaşma” olguları üzerinden Kosova meselesine ve Murat Çakır’ın bu meseleye ilişkin yaklaşımına geçelim.
Murat Çakır, ezilen bir ulusun “Bağımsızlık” talebini değerlendirirken, bu talebi kendi durduğu yerden değil, ezilen ulusun durduğu yerden bakarak değerlendirmek ve anlamak durumundadır. Aksi halde hiçbir Marksist’in ulusal bir harekete destek vermesi mümkün olamayacağı gibi, destek verenleri de anlamak mümkün olmaz.
Özcesi, ezilen bir ulusun “Bağımsızlık”tan anladığıyla Marksistlerin “Bağımsızlık”tan anladığı aynı değildir. Dahası, Marksistlerin “Bağımsızlık” gibi bir derdi olamaz. Bilakis, Marksistler nihai olarak toplulukların ya da bireylerin bağımsızlığı yerine, kolektif birliği için mücadele ederler.
Ama buna rağmen Marksistler, ezilen ulusların “Bağımsızlık” taleplerini desteklerler. Marksistler bu hareketleri desteklerler, çünkü yeryüzüne egemen olan hiyerarşik bölünmede, bu bölünmenin mağduru olan toplulukların kendilerine dayatılmış olan ilişkiyi reddetme hakları vardır ve bu uğurda giriştikleri mücadele meşrudur.
Marksistler bu hareketleri desteklerler, çünkü yeryüzünde eşitlikçi bir yaşam kurabilmenin önkoşulu, egemen olana göre ve zor yoluyla oluşturulmuş hiyerarşik bölünmelerin parçalanıp, aşılmasıdır. Ve tıpkı kadın hareketi gibi ezilen ulus hareketleri de yukarıdan aşağıya doğru, egemen olanın ihtiyaçlarına göre gerçekleşmiş bölünmelere ve bu bölünmelerin dayanmış olduğu paradigmalara hücum eden hareketlerdir.
Asıl tartışma noktasına dönecek olursak, nasıl ki kadınların özgürlük ve eşitlik talebini kelimenin gerçek anlamında bir eşitlenme ve özgürleşme olarak değil de, kadınların, kendilerini ezen erkek cinsinden özgürleşmesi ve erkek cinsi kadar özgür, ya da köle olmak istemeleri olarak okuyorsak; aynı şekilde ezilen bir ulusun “Bağımsızlık” talebini de, ezilen ulusun bir bütün olarak emperyalizmden bağımsızlaşması değil, o an için toprağını ya da yaşamını işgal etmiş olan güçten bağımsızlaşması olarak okumamız gerekiyor.
Eğer ezilen ulusun “Bağımsızlık” manifestosunu bu biçimde okursak, o zaman gerek Kosovalı Arnavutları gerekse de Güney Kürtlerini anlayabiliriz. Aksi taktirde ne Kosovalı Arnavutları ne de Güney Kürtlerini anlayabiliriz.
Sevgili Murat Çakır, Kosova meselesini böyle görmediği içindir ki aşağıdaki satırları yazabilmektedir:
“24 Aralık 2007 tarihli ve VWA070767 nolu tutanağı bu köşede olduğu gibi vermek olanaklı değil. Ancak bu dehşet belge, Urosevac kasabası yakınındaki Bondsteel Kampı’nda Avrupa’daki en büyük askerî üssünü kuran ABD için Kosova’nın ne denli stratejik önem taşıdığını göstermekle birlikte, emperyalist Batı’nın boyunduruğu altında gerçek anlamda bir bağımsızlığın olamayacağını da tartışmasız bir biçimde kanıtlamaktadır.
…Çekilen tüm acıları unutmamakla birlikte: Halklar arası kini derinleştiren milliyetçi motivasyonla, emperyalizmin dikte ettiği koşullar altında ilân edilen bir »bağımsızlık«, ulusların kendi kaderini tayin ilkesini iğfal eden bir referanstır. Bence Kosova, Kürtler için bir örnek değil, ibret olarak algılanmalıdır.”
Yukarıda da değinildiği gibi, ezilen bir ulusun bağımsızlaşıp bağımsızlaşamadığının ölçüsü, esas düşmanı olarak tayin ettiği güce karşı savaşında, başka egemen güçlerden aldığı destek olamaz.
Eğer meseleye bu şekilde bakacak olursak, bu durumda 1990’lı yılların başında, Güney Kürtlerinin Irak’tan bağımsızlıklarını ilan etmelerini de anlayamayız ya da meşru kabul edemeyiz. Öyle ya, bu bağımsızlık ilanı da ABD güçlerinin mandacılığında gerçekleşmişti.
Bu demek değildir ki Güney Kürtlerinin ya da Kosovalı Arnavutlar eleştirilemez. Tabii ki bu toplulukların eleştirilecek ya da mahkûm edilecek yanlar vardır. Ama Güney Kürtlerinin ve Kosovalı Arnavutların emperyalist güçlere dayalı bağımsızlık arayışları, bu toplulukların bağımsızlık ilanlarının meşruiyetini ortadan kaldırmaz.
- rozsa ağ günlüğü
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
