Ekonomizm Yaşıyor mu?
‘’İŞÇİ SINIFI EN DEVRİMCİ SINIFTIR’’ !!?
Yukarıdaki soru,birçokları için neden sorulduğuna bakılmaksızın hemen evet yanıtını verecekleri bir kısmı içinse bu sorunun geçerliliğini yitirdiği yanıtı ile karşılaşacağızdır. Bu ikilemin dışına çıkıp yeniden değerlendirme yapmak gerektiğini de söyleyeceklerin hiç azımsanmayacak ölçüde olacağını kanaatimce ifade etmek gerekmektedir.
Neo- liberal saldırıların etkisini önemsemekle beraber bu sorunun bu saldırılar karşısında yaşanan gerilemeler den başka bir şey olduğunu düşünmenin daha doğru olacağını söylemek lazım gelmektedir. Varolan sorunlar yumağı, sosyalizmin yenilmiş olması ve neo liberal saldırılar ile açıklanamaz. Proleteryanın sosyalizmden geri durmasının temel etkenlerinin ne olduğunu tartışmak, onun en devrimci sınıf olup olmadığının sorgulanması düzeyine indirgenemez.
Sorunun tartışılması gereken esas noktası, marxizm içerisine sızmış olan daha sonraları 3. enternasyonelin düsturu haline gelen ekonomizmin sorgulanması ve onun ait olduğu yere yeniden geri gönderilmesidir.
Sosyalist sistemin son dönemlerinde, artık sınıfın ve halkın yöneticilerini seçmesi mantığı yerini yöneticilerin kendine halk seçmesi mantığına evrilmiş olması sorunsalını es geçmeden ve sistemin çözülmesi sonrasında yaşanan sosyalizmin aslında kapitalist işbölümünden çokda uzağa gidilemediğinin farkedilmesi, sonrasında yaşanan hayal kırıklıklarının tamiri zor durumlara nerden olduğunu, işçi sınıfının düzene entegre olmaktan ziyade, kendisini istismara yönelmiş her hareketi dışladığını sınıfın bu mekanizmayı bilinçli ya da bilinçsiz olarak içselleştirdiğini söyleyebiliriz.
Bu nedenle sınıfın düzene entegre olduğunu iddia edenler olduğu gibi aslında hiç bir şeyin değişmediğini düşünenler de vardır. Ancak işçi sınıfı için sınıfsal mevzilenişi oldukça geri noktaya evrilmiş ve sınıfsal çıkarlarını bu güne kadar birilerinin anlattığı şekil dışında da koruma yöntemlerini içselleştirmiştir. Bu içselleştirme süreci reel sosyalizme yerleşmiş , içkin biçimlere yönelik tepkilerden bağımsız olamazdı.
Moskova’da ki bir işçi ile başka bir kapitalist ülkedeki işçinin yaşam biçimleri arasında esasen değişen çok şeyin olmadığı sınıfın her iki tarafta ki üyelerinin kendilerine verilen ile yetinmesinin vaz edildiği bir dünyada yaşamalarını farketmeleri sınıfı reel olarak sosyalizm mücadelesinden uzaklaştıran esas nosyonlardan birisidir.
Vehameti, teorize ederek başka yol arayışlarına yönelenler olduğu gibi hiçbirşeyin değişmediğini idda etmekte oldukça gülünç olacaktır. Verili yeni duruma uyarlanmış, yenilenmiş,geliştirilmiş, politik mücadele biçimleri olmaksızın işçi sınıfına devrimci ya da değil demenin bir önemi politik planda kalmamıştır.
Doğrudur günümüzde işçi sınıfı halen tek devrimci sınıftır ancak bu tespit bilimsel bir doğruyu ifade eder ,politik düzlemde hiç bir somut durumu açıklamaz.
Sınıf mücadelesi denilen şey işçi sınıfından ve yana olanlarla ona karşı olanların Ankara ovasında yapacakları bir meydan muharebesi değildir. Sınıf mücadelesi her gün kendisini ideolojik ve politik planda yeniden üreten çelişkinin varlığı sonrasında yaşanan her durumda tavır alışı gerektirir, müdahale biçimidir. bu nedenle çelişkinin varlığı yokluğu tartışmasından ziyade çelişkinin çözümü konusunda bir tartışma yürütmek anlamlı olacaktır.
Burjuvazi de bilir belki bizim aydınlarımızdan daha iyi kavramıştır, toplumda sınıfların ve sınflar mücadelesinin olduğunu, sadece onun iddiası her zaman kendisinin kazanacağı ve sınıfların yok olmayacağı tezidir. Bu ülkede sosyalizm savunucuları proleteryanın özyaşam koşullarını nasıl ortadan kaldıracağı konusunda bir fikre ve anlatıma sahip olmadığı ölçüde burjuvazi kazanmaya devam edecektir. Özyaşam koşullarından kastedilen salt yoksuluk ve sefalet kavramları değildir. Özyaşam koşulu denen şey zihni süreçlerden arındırılmış bir sınıfın sadece üretmesi ve başka şeylerle ilgilenmemesini amaçlayan toplumsal işbölümüdür.
Tüm ülke, bir korku filmi izler gibi tuzlada insanlık dışı çalışma koşullarını ve işçi ölümlerini izliyor. Ama tekbir mücadele sinyali gösteri grev vb. Hala ufukta görünmüyor. Tersanede örgütlü limter-iş grev çağırıları yapmaktan öteye geçemiyor. Çünkü biliyor ki greve çıktığında taşeronlaştırma nedeniyle grev kırılacak bundan dolayı basın açıklamalarının ötesinde bir adım atma tereddütlerini sürdürmektedir.
Tuzla daki tersanelerin kapitalistleri halka meydan okuyarak, devletten yeni imtiyazlar almadan çalışma koşullarını iyileştirme için kılını kıpırdatmayacağını dile getirmiş olmasına rağmen bu kapitalistlerin teşhiri dahi ne yazıkki yapılamamaktadır.
Salt gündelik mücadeleler sonucu ulaştığımız bu noktadan daha ileri gitme şansımız yok gibi görünmektedir, günlük mücadeleler işçi sınıfında mücadele azmi, deneyimi yaratan bir şey olması esasıyla önemlidir. Ancak işçi sınıfına başka bir dünyanın mümkün olduğu gösterilmeden sınıfsal niteliğinin sosyalizmde de aynen devam etmeyeceğini, sınıfsal konumunun ortadan kalkacağı bilinci ve imkânları verilmeksizin bir adım ileri gitmek imkânsızdır.
Marxın, felsefenin sefaletinde söylediği gibi sefaletin içinde salt sefaleti görmek ve bunu anlatmak değil, eski toplumu alaşağı edecek devrimci yıkıcı yönü görmek gerekir der.
Bu gün sınıf mücadelesi salt fabrikaya hapsolmuş o sınırlar içerisinde yürüyen bir mücadele biçimi değildir.
Sınıf mücadelesi, hayatın her alanında kendini sürekli yeniden üreten ve buradan gündelik yaşamımızda alışkanlıklarımızda yer alan ideolojik ve politik bir mücadele sürecidir de
Kadın sorunu, türban sorunu, ekolojik sorunlar, şövenizm, militarizm, kürt sorunu vb tüm sorunlar yumağı bu ideolojik ve politik mücadele çemberinde yer alarak devam eder. Burada alacağımız tutum ve davranışlar kapitalist ideolojiden ne kadar bağımsız ve veya bağımlı olduğumuzun göstergeleridir.
Bu gün işçi sınıfı saf homojenize bir yapı değildir. Üyeleri çok farklı nedenlerden dolayı sorunlarının varlık ve kimlik sorunları olduğunu düşünmektedir.
Kadın- türban- işçi, kadın -alevi –kürt- işçi – bu sıralamayı çoğaltmak mümkündür. Bu gün kim kalkıp sıradan ve bayağı bir ekonomizmle, kürtlere, kadınlara, alevilere türbanlılara eşcinsellere, aslında siz işçisiniz diyebilirki. Ya da işçi sınıfı devrimi yapınca siz kürtler ve diğerleri zaten kurtulacaksınız. Bu söyleme inanacak ne kadar işçi sınıfı üyesi bulunabilirki, zaten bu söylemler gerçeği ifade etmektende oldukça uzaktır.
Bu gün kimlikler içiçe geçmiştir bu nedenle politik planda tüm ezilen sınıf ve kesimleri kucaklayacak bir proje olmadığında, fabrika içine sıkıştırılmış ekonomizm le malul mücadelenin tüm ezilen sınıfları değil kendisini bile kurtaramayacağı aşikârdır.
Marx, kapitali ekonomi politik bilimine bir katkı olarak yazmamıştır. Marx eserinde her ne kadar bilimlerden yararlanmışsada bilim yapmamıştır. Ekonomi- politik bilimi denen şeyin safsata üç kağıt ekonomisi olduğunu yani ‘’ekonomi-politik biliminin kapitalist ideolojinin ta kendisi olduğunu anlatmaya ve bunları göstermeye çaba harcamıştır.
Kapitali sadece kendinden menkul olarak değerlendirir ve marxı kapitalle sınırlı tutacak olursak ulaşacağımız nokta, kautsky den daha ileri bir nokta olmayacaktır. Çünkü onlara göre marx kapitalizmin temel yasalarını bulmuştu ve bu yasalar onu sınıfı adım adım sosyalizme taşıyacaktı. Ancak kapitalde gözden kaçan bir nokta vardır marx, burada işçi sınıfının devrimci şidetini açığa çıkartmayı başarmıştır. Bunu da çartist hareketi eleştirirken,gündelik ekonomik mücadelelerden ziyade komünist bilinç ile mümkün olduğunu anlatmaya çalışmıştır.
‘Proletarya, özel mülkiyetin proleteryayı yaratarak kendine karşı verdiği yargı kararını uygular; tıpkı ücretli emeğin başkasının zenginliği ve kendi öz sefaletinni yaratarak kendine karşı verdiği yargı kararını uyguladığı gibi. Eğer proletrerya utkuyu kazanırsa bu hiçde toplumun mutlak yanı durumuna geldiği anlamını taşımaz çünkü o bu utkuyu ancak hemkendi ni hemde onun karşıtını kaldırarak kazanabilir. Öyleyse onu içeren karşıtı olan özel mülkiyet kadar proleteryada ortadan kalkacaktır.’ Ve devamla kutsal ailede marx şunları belirtmektedir. Proletarya kendi özyaşam koşullarını yoketmeden kendini kurtaramaz güncel toplumun kendi özdurumunun özetlediği tüm insan dışı yaşam koşullarını ortadan kaldırmadan da kendi özyaşam koşullarını ortadan kaldıramaz.(kutsal aile sayfa 59–60 sol yayınları Nisan 2003)
Burada iki şeye dikkat çekmek istiyorum birincisi proleteryanın toplumda var olan tüm insanlık dışı durumları ortadan kaldırmaya yönelmesi ve onlarla mücadelesidir. Yani burjuvazinin istediği gibi salt kendi sorunlarıyla sınırlı kalan ve kendi sınıfsal sorunlarını çözme çabası çerçevesinde mücadele eden bir sınıfın üretim ilişkilerinin doğal sonucu olan mülkiyet ilişkilerini ortadan kaldırması mümkün değildir. Demek ki burada mikro düzeyde salt fabrika sınırlarına sıkıştırılmış bir sınıf mücadelesi yerine toplumun tüm eşitsizlikleri üzerine giden bir sınıf mücadelesinden bahsedilir.
Ayrıca , işçi sınıfı ,proleterlikten kurtulma mücadelesinde , dünyayı yeniden düzenlemeyi hedefleyerek, ilkel komünal toplumda olduğu gibi tüm hiyerarşik yapıları ortadan kaldırma mücadelesini vermek zorundadır.
İkincisi ise proleteryanın sefaleti sorunudur. Proletaryanın yaşam kalitesinin artırılmış olması açlık sınırından biraz daha yukarılarda yaşaması sınıfsal sorunlarının çözüldüğü anlamına gelmez. Proletaryanın kendi özyaşamsal koşulları denilen şey varlık nedeninin kendisidir. Kendi özyaşamsal koşullar kavramı proleteryanın sefaletini, yoksulluğunu değil proleteryanın makinenin parçası haline getirilmiş onun eklentisi durumuna indirgenmiş insandışı durumunu görmek ve bu durumu ortadan kaldırmayı anlamak gerekir.
‘’Aynı zamanda bu fabrika işi sinir sistemini tükettiği gibi kasların çok yanlı çalışmasını engeller hem vücut hem zihin faaliyetlerindeki özgürlüğün her atomunu tümüyle elinden alır. Makine, işçiyi ,işten kurtarmadığı ama çalışmanın bütün ilginçliğini yokettiği için ,işin hafiflemesi bile bir çeşit işkence haline gelir. Emek araçlarını kullanan işçi değildir ,işçiyi kullanan emek araçlarıdır. Üretimin zihinsel güçlerinin el emeğinden ayrılması ve bu güçlerin sermayenin emek üzerindeki güçleri haline gelmesi büyük sanayi tarafından tamamlanmıştır. Fabrika işçisi için önemsiz olan her bireyin özel hüneri, bilim, dev fizik güçler, ve fabrika mekanizmasında somutlaşan bu mekanizma ile birlikte patronun gücünü oluşturan kitle emeği karşısında küçücük bir miktar olarak yok olur gider’’ (KARLMARX, KAPİTAL 1,CİLT SAYFA 405–406)
Burada anlatılan, sefalet, yoksulluk ya da açlık değildir. Burada anlatılan özgürlüğün yokedilmesi ve insandışı bir köle düzenidir.
Karl marks, yukarıdaki alıntının biraz sonrasında yine devamla fabrikayı anlatırken sınıfın makine karşısında darmadağın oluşu ve ona karşı direncinin kırıldığını ve fabrikanın, proleterya karşısındaki zaferini anlatır.
Proleterya ,askeri bir disiplin ile ustabaşıları ve formenler ve postabaşıları emrinde tıpkı astsubay, çavuş, onbaşı örneğinde olduğu üzere insanlıkdışı koşullarda makinenin bir eklentisi olarak çalışmak durumundadır.
Proleteryanın diğer devrimci dinamiği işte buralarda gizlidir.
Yoksa gündelik mücadelesinde değil.
1906 Yılında rozanın yazdığı gibi özellikle rusya daki sınıf mücadelesini aktarırken işçilerin günlük ekmek taleplerini yansıtmak için sokağa çıktığını ve çarın atlılarının (kazakların) onlara saldırması sonrasında yedikleri dayak ve baskı sonrasında bilinçlerinin bir üst evreye evrildiğini anlatması değildir. Çünkü Lenin de esas olan çarlık otokrasisinin yıkılması fikriyatının işçi sınıfına anlatılması ve işçi sınıfının nasıl bir dünyayı kucaklama imkânı olduğunu işçilere anlatabildiği ölçüde ve sınıfın devrimcileşebileceğini yukarıda anlattığımız enerjinin açığa çıkabileceğini biliyoruz. Sınıfın yanında sağında solunda yaşam alanlarında karşısına çıkan, ona değen sosyalist ve devrimciler olmasaydı sınıfın bilincinin kendiliğinden yükselebileceğini sanmak biraz saf dillik olurdu.
Lenin , işçi sınıfını örgütlemek için tüm sınıfları örgütlemeliyiz derken işçi sınıfının günlük yaşamının her anında sokakta, fabrikada gittiği meyhanede bulunduğu her yerde bir biçimde devrimcilerle burun buruna gelmesini anlatır. Yani işçi sınıfının kuşatılmasından ve feth edilmesinden bahseder.
Bu gün ülkemizde şövenizmle ve militarizmle açıktan bir mücadeleye girişmeksizin sınıfın ve diğer ezilenlerin karşısına tutarlı bir güç olarak çıkma imkânı kalmamıştır.
İşçi sınıfına doğrudan şövenizme ve militarizme karşı çıkmasını vaz etmeyen tüm yapılar, ekonomizmin günümüzdeki yeni temsilcileridir. Çünkü bu ülkede tüm sömürü, talan ve yağma şovenizm ve militarizm ekseninde hayat bulmaktadır.
Şovenizm ve militarizme karşı mücadele etmeyen bir sınıfın devrim yaptığı görülmüş değildir. Her gün şövenizm ve militarizm bomdardımanı altındaki sınıf ne yapacağını bilmez halde en geri süreçlere savruluyorsa bu salt bomdardımanın gücü ile açıklanamaz sosyalistlerin en ciddi hataları bu alanı görmezden gelerek sınıfa gitmeye kalkışmalarıdır. Bu nedenle bizlerden yüz yıl önce yaşamış birinin sözlerine kulak vermek gerekir; TOLSTOY’u hepimiz romanlarıyla biliriz. Ancak ‘’vatanseverlik’’ üzerine söyledikleri bu gün gündemimizde olan tartışmayı yeniden tartışmamızı anlamlı kılacaktır.
‘İktidarlar diğer milletlerden veya aralarındaki düşmanlardan gelecek bir saldırı tehlikesi altında olduğuna ikna ederek halka tahakküm ederler’ ve devamla sözlerine yine; ‘’vatanseverlik köleliktir, iktidar ve sağladığı avantajlar, sadece memurlar ve din adamlarınca değil, aynı zamanda büyük ve hatta küçük kapitalistler toprak sahipleri bankerler adli meslek üyeleri, öğretmenler taşra memurları, bilim adamları sanatçılar ve gazetecilerce paylaşılıyor. Ve bütün bu insanlar bilerek ve bilmeyerek avantajlı pozisyonlarının idamesi için vazgeçilmez vatanseverlik aldatmacasını yayıyorlar der.
Hepimizin bildiği şövenizm ve militarizm yalnızca tek bir odak tarafından üretilmez. , tolstoyun yukarıda saydığı kesimler tarafından her an be an yeniden üretilir. İşçi sınıfı bu bomdarmının altında sürekli bilinç yitimine uğratılmaya çalışılır. Her gün ilkokuldan başlayarak yüzlerce kez şovenizm ve militarizmin söylemleri ile karşı karşıya gelir. Vatanseverlik kavramı altında her türlü şövenizm,ayırımcılık, ötekileştirme politikaları, görmezden gelme felsefesi militarist bir çerçevede yeniden üretilir
İşçi sınıfını, bu bilinç yitimine karşı mücadeleye teşvik etmez sınıfa vatanseverlik nutukları yerine enternasyonalizmi yeniden anlatmazsak başarı şansının olmadığını bilmek durumundayız.
Ayrıca güncel bir örnek vermek gerekirse, tüm sosyalist devrimci örgütlerin Tuzlada hepsinin birer dükkânı var ve hepsi, sınıfa, sınıf mücadelesini öğretmek, gündelik sorunlarından yola çıkarak işçileri ikna etme ve tabiri caizse birbirlerinin elinden işçi sınıfının değerli üyelerini, kapma savaşını vermektedirler. Ama hali hazırda bırakın sınıfı kapsamayı tuzla’da çalışan işçi yığınları içerisinde dahi hatırı sayılır bir nüfusa ulaşamadılar. Yine ayrıca yakın çevremizde ki siyasal çalışma gruplarının sınıfı örgütlemek için kurdukları dayanışma dernekleri vb.. Örgütlenmelerin işçilerle bağlantı kurma noktasında oldukça becerikliyken onları bir üst forma taşıma durumunda aynı başarı ve beceriyi gösteremediklerini az çok biliyoruz. Beceri ve başarı gösterilememesinin nedeni çalışmayı yürütenlerin kendi eksikliklerinden ziyade sınıfa sundukları proje ne olursa olsun projeyi gerçekleştirilebilecek araçların yaratılamamış olmasıdır. Sorunları çözme yeteneği gösterebilecek örgütlenmeler becerilemediği ölçüde devrimcilerin ve yürüttüğü çalışmaların , sınıf tarafından hala neden benimsenemediğini anlamak güçleşir.
Sınıfı, bir bütün olarak politikalarına kazanacak araclara sahip olmadıkları zaman yani işçi sınıfına yeterince güven verecek ve oluşturacak mekanizmaları geliştiremedikleri ölçüde devrimciler ve sosyalistler havanda su döğmeye devam edecektir. Bu mekanizmalar sosyalist hareketin bu günkü içler acısı haliyele mümkün görünmemektedir. Bizzat siyasal mücadelenin argümanlarını kullanmaksızın güçler dizilişinde önemli bir halka olmaksızın bu sürecin ölü toprağının uzun zaman kalkamayacağını biliyoruz artık.
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun

sosyalist hareket ekonomizmle malülüdür
sayın ozantahir,
bu sorunu deşen bir makale okudum, bu neden (sorun) sizin makalenizi kapsadığı için övgüyü hak ediyor.
belki de bu makale bir başlangıç olabilir şimdiden devamını sizlerden ve siz gibilerden bekliyorum.
temelde yatan şey işçi sınıfının nesnel veya öznel olarak devrimci olup-olmamasından ziyade onun sosyalist ve de devrimci öncülerinin (veya bu misyonu kendilerine biçenlerin) sınıf mücadelesini ekonomizme indirgedikleri ve niyetlerinin bu olmamasına rağmen politikalarının öyle olduğu gibi saçma bir durumla karşı karşıyayız. sınıf mücadelesi kavramı ne yazık ki böyle diyenlerin elinde saçma bir silaha dönüştü. oysa devrimci öncünün görevi işçi sınıfının önüne politik hedefleri koymaktı. ve tarihte de asıl olarak büyük mücadelelerin bu hedefleri gerçekleştirme uğruna savaşan işçilerce kazanıldığı bir gerçeklik olarak bilinmesine rağmen, sanırım bu politik öncülerin güçleri hakkında bir fikir vermektedir. daha kesin olarak söylemek gerekirse bu politik öncülerin gücü felan yoktur. çünkü onların politikası da ekonomizmdir.
bunların sayısı da oldukça kalabalıktır. söylemleri de hep aynı nakaratlardır: işçilerin birliği, sınıf dayanışması, ve ilh. politik alanda yapabildikleri şey ise anti-emperyalizm hamasetidir. bu anti emperyalizmin dahi hangi politik hedefleri gerektirdiği asla sorulmamaktadır. (örn. demokratik cumhuriyet) sanırım makalenizde eksik olan taraflar da bu konulardadır ve yine sanırım bu konular tarafınızdan ilerde ele alınacaktır.
saygılarımla,