Kürtlerin Özgürlüğü Türklerin ulus gerçekliği!

n/aOtuz yıllık Kürt Ulusal Özgürlük Mücadelesinin gelişmesine parelel ama ters yönde bir başka gerçeği de aslında açığa çıkardı. Türk ulusa sorunu ve milliyetçilik. Kendi milliyetçi ve ulusal sorunlarının çok derin ve üstünü örten gerçekler aralandığında çok çarpıcı gelişmeler ortaya çıktı.

Türkler henüz kendi uluslaşma sürecini tamamlamadı!

Kürt Ulusal Özgürlük Hareketinin otuz yıllık mücadelesi aslında tarihsel birikime ve yazılıma konu olacak daha detaylı içeriğe sahip olduğu kesin. Şu an için Kürt Özgürlük Hareketinin her ne kadar aklı evveli bazı kerameti kendinde menkul akıl daneleri tarafından salt 'Ulusal Mücadele ile sınırlı, ulusal çitleri aşamayacağı' gibi yanılgılı ve dünyanın merkezine kendilerini koyan tarza düşmelerinin dışında şu gerçek ortada; Kürtler hem kendi ulusal özgürleşme mücadelesini veriyor, hemde kendi mücadeleleriyle birlikte Orta doğunun temelden yapısını da, çeperini de-çehresini de değiştiriyor.

Kürtler; Özgürlük Hareketinin tarihin toplumsal ve tarihsel olanın ışığında bir halkın tarih ve toplumsal olan yaşam zamanın tünelinde yürürken her kes için var olan kaçınılmazı; uluslaşma ve sosyolojik olarak örgütlenmesinin var olmasını çok geç de olsa gerçekleştiriyor. Tarih sahnesine uluslarası sömürge statüsünde giren bir halkın açıktır ki hiç de bir ulusun var olması için yeterli koşullara haiz olmadığı ve sömürge olşundan kaynaklanan baskıcı koşullardan ötürü ulusmaşını gerçekleştirmesini yerine getiremediği gerçektir.

Uluslaşma zora dayalı olmaz ve dıştan dayatmayla da uluslaşma olmaz. Birilerinin dıştan dayatmasıyla; 'haydi niye uluslaşmıyorsun, kendi ulusal gerçekliğini tamamlasana' önerisiyle tarih sahnesine çıkmış hiç bir ulus yoktur. Her halk kendi arasında ki bir ve var olma yaşamsal değerlerine göre uluslaşma sürecini tamamlar: Dil, ruhsal şekillenme, aynı coğrafya üzerinde binlerce yıllık yerleşik ve kalıcı yaşam gerçekliği, kendi aralarında ki sosyolojik katman kategori ve sınıfların iç içeliği vb. gibi tarihin toplumsal yürüyüşünde kendi doğal süreci içinde O halkı uluslaşmaya doğru götüren, modern söylemin diliyle uluslaşmasını mütemadiyen sürdüren evrimidir.

Kürtler, binlerce yıldır aynı toprağı ekip-biçmek, tahıl elde etmek, yaşamın sürdürülmesin de kaçınılmaz olan, maddi yaşamında devamını sağlayacak derinlemesine bir kültürün de yaratıcısı oldular. Uluslaşma da, at sırtında ok atmak, kılıç-kargı, topuz-gülle ile kelle uçurmak geçerli veri olamaz. Toprağı ekip-biçip undan ekmek yapmak, bağ-bostan ekip mutfrak kültürü oluşturma, yünü ip yapıp dokuyup örtünmek kültürdür. Bu ve benzeri tolumsal değerler toplumu halklaştırır, uluslaştırır, yaşatır ve kalıcı kılar.

Ancak Kürtler bir başka şeyi de başardılar; bu güne dek var olma gerçekliğini; yerleşik ve zorluklara karşı dinamik ruhsal ve inançsal güçlerine dayanarak yaslanarak da yaşamlarını amansız koşullara rağmen modern çağın şafağına rojbaş dediler. Şu iddia abartılı değildir; Dünya da hiç bir halk yoktur ki Kürtler gibi bu kadar talan edilmiş, yağmalanmış, tecavüz-inkar, kılıçtan geçirilmiş, sömürge olmanın daha da fazlasının en dip çukuruna itilmiş olmasına rağmen tarihin halklar ve uluslar panteonunda ben de varım dediler.

Bu var olma haykırışı; en fazla türk sömürgeci ve imhacı-inkarcılarını rahatsız ettiği gibi, diğer sömürgeci güçleri de [Arap ve Farsi, Avrupa, ABD vb. gibi] rahatsız etti.

Kürtler; yaşadıkları coğrafya da tüm arkeologların ve tarih yazıcılarının bilimsel açıklamalarının ışığında ele alındığında binlerce yıldır aynı coğrafya da yaşadıkları, halk olarak varlıklarını tüm baskıcı-sömürgeci koşullara rağmen bugüne dek getirdikleri noktasında hemen hemen tüm tarih yazıcıları hem fikirdirler. Tarihi ve toplumsal olan gerçeklik, inkarcıların-soykırımcıların, imhacı-sömürgecilerin tüm yok sayan zırvalıklarına rağmen sözlü olandan yazılı olana doğru Kürtler içinde, tarihin ezber bozan şafağı bu tezleri kabul etmiş durumda.

Hiç kuşkusuz ki yaşamın zorlukları karşısında ki halk olarak var olma ve direnerek yaşamın ötesin de kaptilazmin amansız katliamcı çağına girişle birlikte Kürtler kendi doğal evriminin kendilerine özgü toplumsal ve halksal olan değerleriyle giriş yapmalarının yanında, kaptilazmin emperyal amansız baskıcı oteriterliği altında eski tarz yaşamsal gerçeklikleriyle var olamazlardı. Tam da burada devreye giren Kürt Ulasal Özgürlük Hareketi yok olmayla karşı karşıya kalan Kürt halkının varlğını devam ettirmenin ve daha da anlamlı bir yaşamında bununla birlikte sahip olmasının mücadelesidir. Nedir anlamlı olan; Eski tarz yaşamla girilen çağda yaşanılmayacağı, varlık-yokluk arası ince çizgide duran bir halkın var olmasına müdahele edilmezse tümden tarih sahnesinin kanlı şafağında kanla boğulacağı, sürecin doğruye evrilmesi için mücadelenin kaçınılmaz olduğu gerçekliğinden dolayı ortaya çıkmıştır Özgürlük Hareketi.

Eski yaşamın devamı doğruya çevrilirken kendisiyle birlikte Kürtlerin sömürgeciler tarafından sosyolojik temelde düzlemleştiriliş, tüm sınıf kategori ve katmanları [düşünürler, aydınlar, yazarlar, sanatçılar, işçiler, köylüler, cins olarak kadınlar vb. gibi.] kendisi olmanın ötesinde bir başkası olmuştu neredeyse. Tersten bu gidişin doğruya çevrilmesinin müdahelesinin hareketi olarak Kürt Ulusal Özgürlük Hareketi kendi ulusal sosyolojik geçekliğininde oluşumudur yanı zamanda. Sınıfları belirginlelşmesi, aydınların, sanatçıların, gençliğin, orta sınıfın, çeşitli toplumsak kategori ve katmanlarında açığa çıkmasının da hareketi ve mücadelesidir. Hiç bir ulusal toplumsal hareket yokturki; amorf duruma düşmüş şekilsiz, formsuz ve formatsız, sınıfsız, katman ve kategorik olarak anlamsız ve belirsiz bir toplumdan devrimci örgüt ve oluşum yaratamazlar. Her hareket mutlaka kendine yakın tolumsal verziyonuna dayannmak zorundadır. Dayanmadan mücadele olmaz. PKK'nin yaptığıda budur tam anlamıyla. Bir başka ulusun hareketi verili olana ve var olana dayanırken Kürt Özgürlük Hareketi ise yok olmayla karşı karşıya kalanın açığa çıkarılması ve ona dayanıp mücadelenin başlatılması ve sürdürülmesinin adıdır.

Türkler henüz kendi uluslaşma sürecini tamamlamadı!

İddiamız nedir? Kürterin ve inkar edilmiş diğer halkların değerlini kendisine mal etmiş; gaspçı, imhacı, soykırımıcı, talan ve yağmacı bir ulusun ulus olamayacağının daha doğrusu olmadığının açığa çıkması gerçeğiyle karşılaşıyoruz. Bu gerçek Türk egemen sınıflarının için düştüğü histeri, dayanılmaz acılar, attıkları çığlıklar, söylemler, tehdilter den ve tarihi gerçeklerin bize sunduğu argümanlardan anlıyoruz; Söylem şu; Binlerce yıllık kardeşliğimiz bozulmasın, fırsat vermeyiz, bir etle-tırnak gibiyiz, kimse bizi ayırramaz, kzı alıp-kız vermişiz, bu topraklar bizim, kanla kazandık kolay vermeyiz vb. gbi içine düştükleri histeri çığlıkları ulus olmanın vermediği acınası bağırışlardır aslında. Çöküşün yaratacağı deprem sadece ırkçı-inkarcı zihniyetlerinin açığa çıkmasıyla kalmayacak aynı zamanda gasp edilen Anadolu ve Mezopotamyada ki diğer halklara ait olan yaşamsal değerde ki var olmanın olmazsa olmaz toplumsa değer yargılarıda gaspçıların elinden alındığında çırıl çıplak ortada kalacaktır.

Tarihin ironisi; "Anne bak türkler çırıl çıplak kaldı". Meğer kendilerine ait tek şeyleri yalan ve inkar imiş" diyeceklerinden korktuklarından olsa gerek ki bu kadar çılgınlaşmaları ve hırçınlıkları.

Son söz; bana göre halklar suçsuz değildir, halklarında kendi tarihinde işledikleri insanlık suçları vardır. Ama toplumsal suçlar, ama binlerce yıl geçse de silinmesi mümkün olmayan bir başka halka karşı işlenmiş, ruhta derin yaralar açmış, silinmesi mümkün olmayan tarihsel suçlar. Örnekmi? Almanlar, türkler, İsrail, Amerikaya göç eden halklar tamda bu suçları işlemiş örnek halklardır. Binlerce yıl geçse de kimse yaşanılan acıları silemez!