Ahmet Türk' atılan Yumruğun etkileri!
Kapatılan DTP'nin Eş Başkanı sn. Ahmet Türk'e bir yumruk atıldı, olması gereken karşı cevabı ise çok geçmeden tüm Kürdistan da ve türkiyenin bir çok çevresinde verildi.
Muşta, DTP nin kapatılmasını protesto eden kitleye ateş eden iki korucu kardeşin katlettiği DTP lilerin davasını Samsuna alan mahkeme, Muş Samsun hattının yollarına döşenen kanlı taşların mimarımıydı! bilinmez, lakin bilinen döşenen taşların üzerinde yürüyenlerin maruz kaldıkları vahim durum iddiayı doğruluyor!
Olay Muşta oluyor, dava Samasun'a alınıyor. 12 yaşında ki Uğur Kaymaz'ın 13 kurşunla katledilmesinin davası Mardin Kızıltepede cereyan ediyor, dava Denizliye alınıyor. Bütün bunlara gerekçe olarak da güvenlik nedenleri gerekçe gösteriliyor! Garip. Güvenlik zaafınız ve korkunuz varsa devletin orada hiç bir hükmü kalmamış demektir.
Alçağın biri bir yumruk attı lakin yumruğun atıldığı yerde olay durulmadı. Yumruk sıradan birine atılsaydı yankısı sadece atılan insanın burnunda ki acıyla sınırlı kalırdı! Düşünün İstanbul da Kasımpaşa semtinde ya da Amed de Bağlar da, yahut türkiyenin ve Kürdistanın her hangi bir köyünde ve kasabasında, şehrin de binlerce insan biri birine yumruk atıyor, şamar atıyor, tekme atıyor, fincik atıyor, katır gibi tepişiyor ama sesi orada boğulup kalıyor. Tokatı yiyen acısıyla baş başa kalıyor, atan da kahramanlığıyla bir müddet şişiniyor sonra olay sönüp gidiyor.
Lakin, sn. Ahmet Türk'e atılan yumruk hiçte belirttiğimiz, türkiyenin yahut Kürdistan'ın her hangi bir kuytu köşesinde her hangi birine atılan yumruk değildi. Planlı, projeli, patentli, önceliği olan, hesaplı-kitaplı ancak yaratacağı etkinin sonuçları iyi hesaplanmadığı için yumruğu atan alçak ile ona attıranların tüm hesaplarını boşa çıkardı. Ahmet Türk sıradan bir Kürt değil. Ahmet Türk sahipsiz ve kimsesiz yetim Kürt değil. O, tabiri caiz ise Kürdün son otuz yıllık mücadelesinin acılarının, trajedelilerinin, Kürtlere reva görülen en alçakca mezalimin süzgecinden damıtılımış bilge insandır. Diyarbakır zindanlarından bu güne kadar nice badirelerin ve zulmün basamaklarını sabırla, metanetle, özveriyle, dirençle, saygın duruşuyla, bedelin ölüm olduğunu bilerek emeğiyle, çabasıyla tırmanmış alim biridir O. Ona atılan yumruk artık eskisi gibi kanıksanmaz. Sıradan bir Kürte atılan tokat gibi değerlendirildiğinde anlamı Kürtler açısından gafletttir, ihanettir, saflıktır, ezikliğin eski tarzını kabuldür ki, bunu şimdinin Kürdü kabul etmez.
Fazla değil; yirmi, otuz yıl öncesinin Kürdistanın her hangi bir köyünde sıradan bir karakol jandarması her hangi sıradan bir Kürde dipçikle vurduğunda, işkenceden geçirdiğinde, ağzını-burnunu dağıttığında korkudan sineye çeker, bağrına taş basar, ocağının içine gömerdi acısını. Şimdi böylemi o sıradan Kürdün dahi hesabı soruluyor, Kürd eski Kürt değil: Kürt atılan dayağında, edilen küfüründe hesabını sorar hale gelmiş, anında yüz binler ayağa kalkıyor. Tepkisini veriyor, "bana artık eskisi gibi zulüm yapamazsın" diyor. Hele bu Ahmet Türk ise.
Ancak ne var ki burada bir açmazla karşı karşıyayız. Ahmet Türk tüm söylenenlerin, yazılanların en fazlasından daha da fazla övgüyü hakediyor. Ona bu hakkı verende duruşu ve Kürt halkının içinde sahip olduğu saygınlığıdır. Kürtler, ha Ahmet Türk ha Mehme Kürt olsun, kişinin duruşuna not vermeye başlayan, ona göre de sahiplenen halk konumuna gelmiş düzeydedir. Siyasetsiz, kifayetsiz bırakılan saygın bir siyasetçinin, türk devleti ve yasası tarafından tüm siyasi kimliğinden soyutlanması hinliğiyle ona giydirecekleri yumruğun ya da dayağın Kürtlerin çeperinde haklı talebi olmasaydı verilen mesaj şu olacaktı: "Biz adamı işte böyle rezili rusva ederiz, önce desteksiz ve kimsesiz bırakırız, sonra da ağzını burnunu dağıtırız. Alın size Ahmet Türkünüzü, görün perişan halinizi". Lakin, alçaklığın hesabı tutmuyor işte burada. Kürtler bu hesabı çok iyi bilen, onlarca yıllık mücadele deneyinin süzgecinin imbiğinden geçmiş tecrübeyle karşı balyozu ardından patlatıverdi: "Sen yumruk atarsan bende senin beynini dağıtırım", cevap netti.
Kürdün Balyozun hemen ardından yapılan açıklamalar aslında zıvanayı kurtarma telaşıdır. Bel ki altı adet türkçü-faşist partinin açıklaması birilerinin kulağına hoş gelen seda olur ama bir çoklarının da şunu dediğini çok iyi biliyorum; "hadi oradan alçaklar! Yaptığınız açıklama aslında Kürtlerin gazını almadır. Tepkiyi dindirme açıklamasıdır! Açıklamada dahi sinsilik ve namussuzluk tam gazla yapıldı. "Atılan yumruk milletimizin birliğine, bütünlüğüne, vatanın bölünmez bütünlüğüne atılan yumruktur, nefretle kınıyoruz! Bu açıklama işin aslına ve de faslına bakarsak atılan yumuruğun niyetinin ne denli sinsi ve hoyratça olduğunu ifade eder. "Milletimizin birliğine!" Hala tek milletin birliği! Yumruk atan it soyuda 'Türk milletinden özür dilerim' diyor. Her şey bir birini tamamlıyor.
Eksik kalan bir şey tüm olanlardan sonra; Türk Kürt kardeşliği adına gene altı boş açıklamalar! İçi boş çünkü bu ırkçı inkarcı, katliamcı zihniyet kendi tarihinde hiç kimseyi kardeşliğe layık görmedi. Bu gerçeğin görülmesi lazım. Irkçı-faşist zihniyetin islami tandanslı verziyonuda aynı zihniyette, pro türkçü zihniyetide. Kardeşlikten önce kurulması gereken çok daha somut, çok daha mantıklı bir başka bağ var, o bağı yaratmak şart; Irkçı, faşist, alçalmanın en dipsizliğini ve rezilliğini yaşayan türke dostluğu ve kadirişinaslığı öğretmek gerek. Bu ırk geldiğinden beri Anadoluda çokca değerleri alt üst etti. Kardeşlik tümden silinir oldu. Dostluk, dayanışma, birlikte yaşama, acılı ve sancılı günlerde dostunun imdadına koşmanın yerini soygun, talan, yağma ve tecavüz aldı. Türkler önce bunu kavramalı sonra kardeşlikten bahsedilir duruma gelinmeli.
Altı da üstü de bom boş kardeşlik sızlanmalarıyla bu halk kardeşliğe müsait bir halk değil. Çünkü; yağmadan, talandan, soykırımdan payı olan bir ırktır. Üstüne oturduğu zenginlik kendisine atalarında kalmadı. Tarlasıda, evide, dükkanıda, sermayeside, hatta aldığı kadında devşirilmiş soykırımı uğramış; ya Kürt kadınıdır, ya Ermeni, ya Laz, yahutta Rum kadınıdır. Azmı Dersim katliamından sonra kimsesiz yetim kalmış Dersimli kadınlarımız onlara eş, karı edilmiş. Kardeşlik bin yılların ortak yaşam kültürü ve saygınlığıdır. Kim kime kardeş diyor! Güneyli Kürtler henüz bizim kardeşimiz olamadı! Kaldı ki türkler. Önce türklüğünden istifa etmeliler sonra Kürtlerin varlığını kardeşlik düzeyine çıkarıp kardeşleşmenin anlamını kavrayıp kardeşlik sınavından geçmeliler. Tıpkı; Kemal Pirler, Hak Karerler gibi.
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
