Savaşa dur de...

Bazen durur, içinde bulunduğumuz tuhaflığa şaşarım.

Anayasayı tartışırız, yasaları tartışırız, referandumda evet mi yoksa hayır mı diyeceğimizi tartışırız.

Kötü de yapmayız tabii, ama ne bileyim bana burada bir tuhaflık var gibi geliyor.

Sınırlara yüzlerce askeri araç silah ve asker taşıyor.

Ortada adı konmamış bir savaş hali var. Veya adı değişik biçimlerde konmuş olsa da, silahlı bir çatışma hali var.

Türk silahlı kuvvetlerine o kadar güveniyoruz ki, bu askeri sevkiyatın bu güne kadar olduğu gibi yine bazı askeri saldırılarla sınırlı kalacağından eminiz.

Yine bir sonraki kışa kadar şu kadar asker ve şu kadar gerilla öldü, istatistiklerinin ötesine geçmeyecek bir rutin hareketlilik.

Savaş durumuna alıştık.

Savaş durumu içinden çözüm arıyoruz.

Savaşa karşı çıkmaksızın çözüm arıyoruz.

Bu nasıl bir güvendir ki, bu kez patlayacak bir silahın, basılacak bir mayının, atılacak bir top mermisinin hepimizi bir anda cehennemin orta yerine fırlatıp atıvereceği olasılığını aklımıza bile getirmiyoruz.

Cehenneme alıştık.

Savaşa dur demiyoruz artık...

AKP'ye dur diyoruz, darbelere dur diyoruz; ama iş savaşa geldiğinde dur demiyoruz.

Kime, neye güveniyoruz ki, normal olmayan bir soğukkanlılık içindeyiz böyle.

Savaş koşullarının sürdüğü yerde hiçbir yasal düzenlemenin etkili olmayacağını, en demokratiğinin bile bir anda nasıl buharlaşacağını tarih öğretmedi mi bize.

O zaman savaşa dur de...

Politikanın en zor kısmıdır bu. En kıyıcı, en yaman kısmı.

Nice sosyalist ilahlar, nice anlı şanlı demokratlar iş kendi devletlerinin savaşına geldiğinde nasıl da bir anda savaşı haklı kılacak nedenleri bulup çıkarıverdiler ortaya. Tarih haksız kıldı hepsini, süpürüp attı bir kenara. Alınlarına milliyetçilik damgasını vurarak hepsinin.

Hepsinin 'akla uygun' gerekçeleri vardı kuşkusuz.

Bizim liberallerin de var tabi.

'Hiçbir devlet dağlarında silahlı insanların dolaşmasına izin vermez.'

Onun içindir ki, darbeye dur der ama savaşa dur demez.

Sosyalistlerimizin de önemli bir kısmı, AKP'ye dur der ama, savaşa dur demez.

Bu iki kesimden biri diğerini AKP'li olmakla ve diğeri ise devlete değil, AKP'ye karşı olmakla politika belirliyor diye eleştirirler.

Ama savaşa dur demezler.

Bu iki kesimi de 'Kürtleri sevenler derneği' kurup orada toplamak gerekir.

Çünkü ilginci her iki kesim de Kürtleri acaip sevdiklerini söylerler.

Dernek başkanlığı için benim önerim Taraf Gazetesi köşe yazarı Ayhan Aktar'dır.

26 Nisan 2010 tarihli taraf gazetesinde bu derneğe başkan olmasını sağlayacak görüşlerini açıklamış. Ve AKP'yi aklamak için güzel sözler sarf etmiş: ' Geçtiğimiz aylarda yapılan KCK operasyonları, polise taş atan çocukların hapislerde süründürülmesi ve bölgeye askeri güç kaydırılması gibi gelişmelerin kimlerin marifeti olduğunu sıradan kürt vatandaşımız çok iyi anlar.'

Bu 'sıradan kürt vatandaşımız'a bunun devlet işi olduğunu, hükümetlerin ve dolayısıyla AKP'nin bunda bir günahının olmadığını anlatmakla devam etmiş A. Aktar.

HSYK, Anayasa mahkemesi normalleştiğinde, askeri vesayet ortadan kalkacağı için pek bir mesele de kalmayacaktır.

BDP'yi bu gelişmeler karşısında iyi eleştirmiş yazarımız. 'Ay valla, bu ülkede savaş var, siz biliyor musunuz gibi beylik lafları söyleyip sonra da sıvışacak iseler, onların askeri vesayet rejiminden memnun olduklarını bile düşünebiliriz.' diyerek devam etmiş.

Ne güzel de devam etmiş!

'Sıradan kürt vatandaşımız' çok mantıklı ve sağduyulu ama gel gör ki BDP'li kürt siyasetçileri bunları iyi temsil etmiyor, yazarımıza göre.

Biz bu 'sokaktaki sıradan vatandaş' (ne kutsal bir vatandaştır bu ki, hiçbir zaman somuta inmez, hep sokaktaki sıradan vatandaş olarak bizleri kandırmak isteyenlere bir tür soyut figür olur) ne diyor sözlerini bir yerlerden anımsıyoruz kuşkusuz. Ve o vatandaşın temsilciliğine, sözcülüğüne soyunan medyanın, askeri vesayet ve savaş medyası olduğunu da biliyoruz.

Kenan Evren de bu sokaktaki sıradan vatandaşın şikayetlerine tercüman olduğunu ne çok yinelerdi darbe yaparken.

Terk edildi sanıyorduk. Yanılmışız.

İş sokaktaki 'sıradan kürt vatandaşına' gelince, aynı tarzı uygulamanın bir sakıncasını görmüyor yazarımız.

Sokaktaki 'sıradan kürt vatandaşımız' olurken, onu temsil edenler 'kürt siyasetçileri' haline gelip hemen ötekileştirilebiliyor. Sokaktaki 'sıradan Türk vatandaşımız' diye konuşana şimdiye kadar rastlamadık kuşkusuz.

Savaş karşıtlığı ve savaşa dur demek ne zamandır 'beylik laflar' haline geldi bilemiyorum. Ama belli ki, Ayhan Aktar savaştan çok uzak olduğunu düşünüyor. Ve bu düşünüş hiç de liberal demokrat değil, düpedüz Türk.

Sekiz yıldır savaşı durduramamış ve bu konudaki tüm fırsatları heba etmiş bir hükümeti BDP üzerinden aklayabilmek mümkün gözükmüyor bana.

Olası bir referandumda bazı 'sıradan Kürt vatandaşları' AKP için kandıracağım diye; savaş karşıtlığına 'beylik laflar' denmesini de içim almıyor açıkçası.

Askeri konvoyların Hakkari'den değil, Sincan'dan mı geçmesi gerekiyor liberallerimizin tutum alması için...

Gelin, sınırda askeri hareketliliğin arttığı, BDP'nin 'barış operasyonları' için harekete geçmeye çalıştığı şu günlerde birlikte 'beylik laflar' edelim.

Gelin, bahar haki renkle gelmesin bu yıl dağlara. 'Beylik laflar' edelim, bir tek insan bile ölmesin diye.

Savaşa dur diyelim...

Tayfun ŞEN
tyfnsen@yahoo.com