Yaşasın 1 Mayıs
Devrimcilerin, ileri işçi ve emekçilerin Taksim ısrarı 32 yıl sonra zaferle sonuçlandı... Egemen güçler geri adım atarak Taksim Meydanı’nın “yasal” 1 Mayıs alanı olduğunu ilan etmek zorunda kaldı. Artık yıllardır İstanbul somutunda süren alan tartışması da son buldu. Şimdi 1 Mayıs’ın tarihsel anlamı unutulmadan başta Taksim Meydanı olmak üzere en yaygın zeminde, büyük bir kitlesellik ve coşkuyla kutlanması gerekiyor.
1 Mayıs'ın 1 Mayıs alanında, Taksimde kutlanacak olması kuşkusuz ki kolay olmadı. Dünden bugüne büyük bedeller ödendi. Fiili ve meşru mücadele temelinde, kararlı ve dirençli bir duruşla bu sonuç elde edildi.
Yılmadan direnerek elde edilen bu kazanımları, AKP yetkilileri ve savunucuları “biz verdik” havasındalar. AKP’liler, 1 Mayıs'ı 2008 yılında “emek ve dayanışma günü” olarak ilan ettiklerini, 2009 yılında “tatil günü” kabul edilmesini sağladıklarını 2010 yılında da Taksimi kutlamaya açtıklarının propagandasını yapmaya başladılar. Bu söylemlerle birlikte “laleleri bile koparıyorlar” edebiyatıyla devrimci güçleri olayların kaynağı olarak göstermekten de geri durmuyorlar. Taksim Meydanının açılması bir lütufmuş gibi sendikacı bürokratlarla birlikte işçileri ve devrimci güçleri ayrıştırmaya çalışıyorlar. Önceki gün Başbakan Erdoğan TGRT ekranlarından olası provakasyondan söz ederken, eski sendikacılardan AKP’li Agah Kafkas’da TRT ekranlarında benzer işlevi yerine getiriyordu. Daha önceleri de İstanbul valisi aracılığıyla da aynı mesajlar verilmişti. Oluşturulan havayla, yapılan balans ayarıyla devlet-hükümet güdümlü sendikacıların da katkısıyla1 Mayısı resmi bir güne dönüştürmeye çalışıyorlar.
Başbakan Erdoğan, TGRT Haber'de yayımlanan ''Ankara'nın Gündemi'' adlı programda 1 Mayısta Taksim kutlamalarına Hükümet temsilcilerinin de katılacağını ifade etmiş. Erdoğan, Sendika yönetimleriyle daha önceki yıllarda yapılan görüşmelerde, "Taksim'de yapılacak bir mitinge illegal örgütlerin temsilcilerinin katılabileceğini söylediklerini" onun için Taksim kutlamalarına izin vermediklerini belirtmiş… “Bu illegal örgütlerin temsilcileri orada provokatif eylemlerle o güzelim havayı, işçinin, emeğin dayanışma gününü, bayram diye kabul ettikleri günü bayram olmaktan çıkarıyor. Emekçilerin öldürüldüğü o günü tekrar aynı şekilde size hatırlatıyorlar. Biz onu o şekilde hatırlamak istemiyoruz. Onu artık daha farklı bir şekilde analım, hatırlayalım istiyoruz.” demiş…
Benzer açıklamayı üç gün önce İstanbul Valisi Muammer Güler de yapmıştı. Güler "Taksim'deki 1 Mayıs kutlamalarında sıkıntı yaşanması durumunda, sendikaların bu tür taleplerine önümüzdeki yıllarda kesinlikle izin verilmeyeceğini" söylemişti... (Zaman 27.04.2010)
Bu sözler 1 Mayıs’ı kitlelere “öcü” olarak gösteren geleneksel mantığın söylemde dahi terk edilmediğinin açık delilidir. İşçilerin, emekçilerin ezilenlerin birlik dayanışma ve mücadele gününde eğer egemenlerin “provokatif eylemleri” olmasa hiçbir olayın yaşanmayacağı kesindir. Bunun en bariz delili bir bucuk ay önce yaşandı. Egemenler saldırmadığı için Newroz kutlamalarında herhangi bir “olay” yaşanmadı. O halde bu sözleri nasıl yorumlamalı? Bu sözler olası “olayları” veya provokasyonu çıkaranların kendileri olmadığını devrimci çevrelerin çıkardığı algısını yaratmayı hedeflerken aynı zamanda sendika bürokratlarına görevlerini hatırlatıp 1 Mayısın ruhunu boşaltarak resmi 1 Mayıs'a dönüştürmeleri çağrısıdır.
Erdoğan ve İstanbul Valisinin Taksim alanı ile ilgili geçen yıl söyledikleri unutulmadı. Vali: “Buyursunlar temsili mahiyette gelsinler. Gelsinler 100 kişi, 300 kişi açıklama yapsınlar. Ama bu alan 300 bin kişilik, 500 bin kişilik geniş katılımlarla miting yapılacak bir alan değil” dedi. Güler, 1 Mayıs için Kadıköy, Çağlayan ve Kazlıçeşme meydanlarını tahsis etmeye hazır olduklarını söylüyordu.(Taraf 2009–04–11)
Yine 22 Nisan 2009 tarihinde 1 Mayıs yasa tasarısı ile ilgili görüşmeler sürerken Taksim Meydanının kutlamalara açılmasını talep eden bazı milletvekillerine yanıt veren dönemin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in benzer bir yaklaşımla yasakçı mantığı savunmaya çalıştığı ve Emekçilerin 1 Mayıs günü “piknik” yapabileceklerini veya gösterilen alanda kutlama yapabileceklerini ifade ettiği de unutulmadı...
Hatırlanacağı üzere Emekçilerin 1 Mayıs’ın tatil günü ilan edilmesi taleplerine ilişkin, Başbakan Erdoğan 2 Milyar YTL den oluşan maliyet hesabı çıkarmış ve emekçilerin taleplerini “gönül beyliği” olarak nitelemişti. Erdoğan iki yıl önce şunları söylemişti. : “1 Mayıs'ın tatil edilmemesiyle ilgili bizi eleştiriyorlar. Türkiye bir tatil ülkesi. Çalışma süresi yılda 200 gün. Bir taraftan emeğin karşılığını verin diyeceksiniz diğer yandan gönül beylikte diyeceksiniz, olmaz. Biz hesapladık bir günlük tatilin Türkiye'ye maliyeti 2 katrilyon (2 milyar YTL). Biz bunu enine boyuna tartıştık.” (Hürriyet 22 Nisan 2008)
Erdoğan'ın “gönül beyliği” olarak nitelediği söz konusu maliyet hesabı bir yıl sonra aşılmıştı. 1 Mayıs'ın "Emek ve Dayanışma Günü" olarak tatil günü ilan edilmesini öngören yasa 22 Nisan 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu'nda, kabul edilmişti... Ve yıllardır sürdürülen vahşi saldırıların sonuç vermemesi üzerine, Taksim meydanını açmak zorunda kalmışlardı...
Devrimcilerin , ileri işçi ve emekçilerin Taksim ısrarı kuşkusuz ki nedensiz değildi. Taksim Meydanı sıradan bir alan değildi. Emekçilerin önemli bir sembolüydü. İşçilerin görkemli kitlesel mitinglerinin gerçekleştiği, sınıf mücadelesinin egemenlere korku saldığı bir süreci hatırlatıyordu. Bugünden oldukça farklı bir sınıfsal mevzilenmeyi hatırlatıyordu. İşçilerin mücadelesini bastırmak için katliam yapıldığını, kurşunlandığını, 1977 yılında işçilerin emekçilerin katledildiğini hatırlatıyordu.. Katledilen emekçilere sahip çıkmanın ve hesap sormanın yolu 1 Mayıs alanı olan Taksim de emekçilerin birleşik gücünü göstermek oldukça önemliydi... Erdoğan’ın devrimcileri şu sözlerle suçlaması nedensiz değildir: “Emekçilerin öldürüldüğü o günü tekrar aynı şekilde size hatırlatıyorlar.” Evet devrimcilerin bunca ısrarı, tarihine sahip çıkması, sınıf mücadelesi ve moral değerler anlamında ne kadar önemli olduğu Erdoğan’ itiraflarıyla bir kez daha ifade edilmiş oldu…
Biliniyor, 1977 katliamıyla barikatlanan sınıf mücadelesi, 1979 sıkıyönetimi ve 12 Eylül darbesiyle birlikte Taksim Meydanı kutlamalara kapatıldı.
1977 1 Mayıs'ı görkemliydi. DİSK ve devrimci güçlerin öncülüğünde yaklaşık 500 bin emekçi katılmıştı. Sınıf mücadelesinin barikatlanması gerekiyordu. 12 Eylül'e giden yolda egemenlerin karanlık saldırısı yaşandı. Katliam yapıldı. Yapılan en son hesaplamalara göre o gün 42 emekçi katledilmişti...
1978 yılında DİSK’in ilerici devrimci örgütlerin öncülüğünde başta Taksim Meydanı olmak üzere yüz binlerce işçi emekçi yeniden alanlara çıkıyordu.
1979 yılında sıkıyönetim ilan ediliyordu. Yasağa rağmen ileri işçi ve emekçiler sembolik de olsa Taksim alanına çıkıyorlardı.
12 Eylül faşist darbesinden sonra yaşanan karanlık dönemde uzun yıllar1 Mayıs kutlamaları da yapılamadı... Faşist darbeyle birlikte resmi düzeyde “ bahar bayramı” olarak kutlanan ve tatil günü kabul edilen 1 Mayıs aynı zamanda tatil olmaktan da çıkarılıyordu.
1989’da yine başvuru yapıldı. Yine yasaklandı. Türk-İş bürokrasisi yasaklama üzerine “provokasyon” ihtimali gerekçesiyle eylemden çekildi. Taksim Meydanı’na yürümek isteyen göstericilerden 17 yaşındaki işçi Mehmet Akif Dalcı polis kurşunuyla öldürüldü...
1990’da sendikalar 1 Mayıs’ı işyeri ve salon etkinlikleriyle geçirdi. Devrimciler yine Taksim’e yürüdü. Egemenler yine polisi saldı. Vahşice saldırdılar. İTÜ öğrencisi Gülay Beceren polis kurşunlarıyla felç oldu. Binlerce kişi gözaltına alındı.
1996 yılında KESK, DİSK, TÜRK-İŞ ve HAK-İş’in başvurusuyla Kadıköy’de yapılan Mitingde 12 Eylül sonrası en büyük işçi emekçi kitlesi katıldı. Egemenler kontrgerillayı yeniden devreye soktu. Ve üç işçi kurşunlanarak katledildi. Kadıköy’deki olayları gerekçe olarak kullanan Hükümet Kadıköy meydanının 1 Mayıs gösterilerine kapattı. KESK DİSK ve devrimci çevreler 1 Mayıs’ı alanlarda kutlamaya devam ederken TÜRK-İŞ diğer sendikalarda 1 Mayısı salonlarda kutladı.
2004 yılında DİSK ve KESK taksim meydanını talep etti. KESK, DİSK ve bazı devrimci çevreler saraçhanede miting yaparken Türk-İş ve EMEP ise şişli de miting yaptı. 2004 yılında yükseltilen Taksim talebi 2005 ve 2006 yıllarında 1 Mayısın yasaklı alan olan Kadıköy meydanında yapılmasına yol açtı.
2007 yılı aynı zamanda 1977 katliamının 30. yılıydı. 30. yıl vesilesiyle 1 Mayıs'ın Taksimde kutlanması için DİSK yeniden karar alıyor ve uygulamaya sokacağını ifade ediyordu. KESK DİSK Türk-İş’e bağlı bazı sendikalar Meslek örgütleri ve devrimci çevreler 2007–2008 ve 2009 yıllarında Taksim Meydanına yürüdü. Egemenler her defasında yasaklar ilan edip terör uyguladı. Her şeye rağmen binlerce emekçi Taksim meydanına girip 1 Mayıs marşını söyledi.
1 Mayıs özüne uygun kutlanmalıdır
Ve 2010 yılında egemenler geri adım attı:1 Mayıs alanı açıldı.
Egemenler ve sendika bürokratları ne düşünürse düşünsün yarın Başta İstanbul olmak üzere birçok merkezde ezilenlerin görkemli buluşması engellenemeyecektir.
1 Mayıs vesilesiyle işçi ve emek örgütleri öncülüğünde hayatın her alanında, fabrikalarda, işyerlerinde ve meydanlarda somut talepler yükseltilerek kapitalist barbarlık teşhir edilmelidir.
Zam, zulüm ve sömürünün olmadığı, eşitlik ve özgürlük temelinde halkların kardeşliğinin yaşanacağı farklı bir dünyanın mümkün olduğu bir kez daha haykırılmalıdır…
1 Mayıs ruhu Newroz ruhuyla buluşmalıdır. Yapılacak bütün çalışmalarda ve kutlamalarda Kürt halkına yapılan zulüm teşhir edilmeli, Kürtlerin eşitliği ve özgürlüğü açıkça savunulmalıdır...
Unutmamak gerekir ki 1 Mayıs Dünya işçilerinin aynı çıkarlara sahip olduklarını hissettikleri ve bunu bilince çıkardıkları bir anlayışın simgesidir.
Dünya işçileri-emekçileri ve ezilen halkları, Kapitalist ekonomik krizin, sefalet ve sömürünün derinleştiği, işsizliğin arttığı bir süreçte 1 Mayıs’ı kutlayacak…
Dünya işçi- emekçileri ve ezilen halklar Emperyalizme Kapitalizme ve sömürgeciliğe karşı somut taleplerini haykıracak, 1 Mayıs marşları söylenecek, insanlığın, emeğin birleşik gücüyle enternasyonalle kurtulacağı bir kez daha dillendirilecek
2010 1 Mayıs'ı sosyal yıkım saldırılarına, işsizliğe, güvencesizliğe, 4/C köleliğine, özelleştirmelere, taşeronlaştırmaya, Kürtlere yönelik inkâr ve imha politikalarına, emperyalist saldırganlığa, hapishanelerdeki tecrit uygulamalarına, baskı ve yasaklara yanıt olacak bir içerikte tarihsel ve güncel anlamına uygun olarak kutlanmalıdır...
2010 1 Mayısı’nı aynı zamanda başta TEKEL işçileri olmak üzere, işçi- emekçi direnişlerinin görece yükseldiği bir süreçte kutlayacağız. İşçi sınıfına ve emekçi kitlelere yönelik saldırıları geriletecek olan birleşik ve örgütlü bir mücadeledir... TEKEL işçileriyle gündemleşen 4-C uygulamasının, kuralsız ve esnek çalışmanın bütün işçi sınıfı ve kamu emekçileri için büyük bir tehdit oluşturduğunun bilince çıkarılması hedeflenmelidir.
1 Mayıs’ın savaşsız sömürüsüz bir dünya ve ülkeyi hedefleyen değerlerini savunmanın yolu ezilenlerin acil taleplerini gündemleştirmekten geçiyor. Dolayısıyla 1 Mayıs, ezilenlerin, sömürülenlerin, çözüm bekleyen talepleriyle alana çıktıkları ve seslerini yükselttikleri gündür. 26 Mayıs Genel Grevinin de hazırlayıcısı olacak olan 1 Mayıs’ın katılım düzeyinin 12 Eylül sonrası yapılan gösterilerin en kitleseli olması şaşırtıcı olmayacaktır.
Yaşasın 1 Mayıs…
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
