ideoloji hakkında.. ve kemalizm!!!!

İDEOLOJİ

* İdeoloji; genel olarak bir düşüncenin kurgulanıp, sistemleşmiş ve toplumsal yaşamda hayat bulmuş halidir. Her ideolojinin oluşum ve gelişme sürecinde kendine has evrimsel aşamalar ve bu aşamaların kendine has özellikleri, etki alanları, etkilenmeleri, eklemlenmeleri vardır. İdeoloji; bir düşünce olarak ortaya çıkarken sosyal, kültürel, etnik, dinsel, hatta doğasal tüm var olan nesne ve olaylardan etkilenir. Bu etkilenme ile oluşan ideoloji sosyal, kültürel, etnik, dinsel ve doğasal tüm nesne ve olayları kendi oluşumundaki etkilerden daha şiddetli etkiler, hatta bir çoğununda yaratıcısı olur. İdeolojinin bu etki gücü özellikle, dinsel, etnik ve sosyal yapıların her hangi bir aşamada, başlangıcındaki yapısından çok farklı bir biçime dönüşmesine de neden olabilir. Bu anlamda, ideoloji için; genel tanımının dışında çok yönlü yapısal(sistemsel), pratik, kültürel, hatta etnik işlevlerin özünde olan ve belki de bu özün temeli olan “şey”i tanımlayandır diyebiliriz.
* Her ideolojinin sınıflandırılması, benzerleri ve karşıtları ile olan ilişkileri bilimsellik adına yapılır ama bu sınıflandırmaların da belirli bir ideolojinin etki alanında olan kişi ve kurumlarca yapıldığı göz önüne alınırsa doğruluk payı her zaman tartışmalı olur.
* İdeoloji sadece bir düşüncemidir? Ya da bir sosyal grup veya kurum mudur? Yoksa bir eylem ve sonuçlarımıdır? Her ideoloji bu soruları kendine göre yanıtlar ve sınıflandırır. Bence ideoloji bunların tümünü kapsadığı gibi daha da fazlasıdır.
* İlk düşünce ilk ideolojidir. Bir canlı, biyolojik yapısı ile doğanın işleyişi arasındaki ilişkiyi ilk sorguladığı ve kendi yararına ilk değiştirme eylemini kurguladığı andan itibaren ideolojik bir formasyon yaratmış ve etkisi altına girmiş sayılır. İkinci aşama ise; bu ideolojiye kendi dışında bir yandaş arama işi olacaktır. Üçüncü aşama ise; düşünceyi ve yandaşlarını sistemleştirip, sonuç alıcı işleve göre biçimlendirmek olacaktır. Son aşama; bu ideolojinin; ekonomik ve sosyal yaşamda kendi kurum ve işleyiş yasalarını yaratıp, sistemleşmesi yani iktidar olması ve en önemlisi ise karşıtlarını engelleyici araç ve gereçlerinin de var olmasıdır. Bu noktadan sonra ideoloji silikleşir ve yarattığı sistem öne çıkar. Diğer bir değişle, yaratılan sistem ideolojinin yerini almış, yani canı bir organizma olmuştur. Bu sisteme (canlı organizmaya) ideoloji olduğu halde ideoloji denilmez, hatta kendi içinde, kendine tabi birçok rakip ideolojiler birbirleri ile çatışır. Bu çatışmaya iktidar kavgası da deriz. Oysa hepsi aynı ideolojik kaynaktan gelmiştir ama sistem sanki onların dışında bir şeymiş gibi görünür. Temel çekirdeği sarsacak karşı bir ideolojik duruşta hepsi ideolojik refleksle ortak tavır alırlar.
* Bütün bu söylenenlerden sonra ideolojinin sadece bir fikir ve eylem ile oluşmuş bir şey olduğunu söylemenin sığlık olacağını belirtmek zorundayız. Öyleyse; Din, etnik yapı, devlet (klan, kabile, aşiret, aile, cemaat) hepsi birer ideolojidir diyebiliriz.

* İdeolojinin anatomik yapısını ve genel işleyiş seyrini açalım.
1-Temel çekirdek düşünce: Birey yaşadığı doğal ve sosyal-ekonomik ortamdan etkilenir ve etkilenme sonucunda birçok nedenden dolayı bir şeyleri değiştirmek ister. Değişim için gerekenleri kurgular. Bu kurgu ilk başta sadece düşünce niteliğindedir, canlı (işlevsel) değildir.
2- Çoğalma ve araçları: kurgulanan düşünce bireyde kaldığı sürece bir anlamı olmakla beraber işlevsel özellik taşımaz. İkna veya zor ile bir başka temel çekirdeğe aktarılması gerekir. Doğal olarak, o temel çekirdek de bir düşünceye sahiptir. İlk çatışma burada başlar, ya biri egemen olur ya da bir uzlaşma ya da sentez ortaya çıkar. Giderek çoğalan ve gelişen düşünceler birliği düşünsel anlamda sistemleşir. Temel tezleri, algılama, değerlendirme ve açılım yöntemleri ile bir sistematiği olan canlı bir organizma halini alır ve her canlı gibi bulunduğu ortamdan etkilenir ve ortamı etkiler. İşte ideoloji bu noktada ortaya çıkar.
3- Eylem ve araçları: bulunduğu ortamdan etkilenen ve etkileyen bir organizmanın, etkilenmeyi algılayan, değerlendirip, içselleştiren ve etkilemeyi başarıp, sonuç alan organları yaratması da kaçınılmazdır. (İnsanlığın başlangıcı gibi ideolojinin de başlangıcındaki ortamlar hakkında yeterli bilgilere sahip olmadığımızdan bilinen haliyle devam edersek, doğal ortamı ve işleyişini kendi lehine etkileyip, değiştirme eylemi sanırız ilk ideoloji yani ilk sistem olsa gerek ki buna klan örgütlenmesi eylemi ve klan sistemi diyoruz, bu anlamda da ilk ideoloji bir klan topluluğu yaratma istemi ile ortaya çıkmıştır.)
İdeoloji organları (araçları): öncelikle bireyler temel araçtır, çünkü, ideolojinin sürekliliğini, kuşaklara aktarımını onlar sağlar. Örgüt oluşturma ve işlevsel kollara ayırma ise önceleri araç konumundayken giderek sistemleşmenin temel araçları olur. Sistemleşme aşamasında ise örgüt ve kolları kurumlaşarak devlet gibi üst bir yapıya dönüşür. Elbette bilinen anlamı ile bir devlet olması gerekmez dini ve etnik yapılar gibi devletin içinde veya dışında ama sistemsel özellik taşıyan yapılar halinde de yaşayabilir.

İdeoloji kavram olarak 1800’lü yıllarda ele alınmıştır. Ekonomik yaşam alanları ve bu ekonomik alanlardaki bireylerin konumlarına bağlı talepleri, örgütlenmeleri ideoloji olarak nitelendirilmiştir. Diğer adıyla sınıfsal çatışmaların ortaya çıkardığı fikirler ve eylemleri genellikle önceleri birer ideoloji olarak rakipleri tarafından çeşitli biçimlerde adlandırılmış, bu adlandırmalar giderek, ya benimsenmiş ya da kendi adlandırmaları ile birlikte tarihe geçmiştir. Örneklersek: Fransa’da mecliste sol tarafta oturanların cumhuriyeti(eşitlik, yurttaşlık, özgürlük vs.) savunmalarından dolayı “solcu” yani ilerici olarak anılmaları günümüzde komünistlerin de solcu olarak anılmasına neden olmuştur. Oysa o günküler komünist değildi ve bugünkü burjuvaların atalarıydı. O gün “sağcı” olarak nitelenenler ise kralcılardı ve bugünün sağcıları olan burjuvaların düşmanı idi. Zamanla felsefi akımlar ve dinler de ideolojik yapılanmalar olarak tanımlansa da genelde bu gibi tanımlar halen tartışılmaktadır.
Genelde ideolojik akımlar sağ ve sol olarak iki kutba ayrılarak tasniflenmiştir. Büyük kurumlar ise ideoloji olarak görülmese de ideolojik temelleri olan yapılar olarak ele alınır. Sosyalist devlet, kapitalist devlet, faşist devlet, dini devlet vs.

** Tüm toplumsal yapılar(devlet, kurumları vs.), felsefi sosyal akımlar(dinsel, düşünsel, etnik gruplar vs.) hepsi birer idelojik temelli oluşmuş, oluşturulmuş, canlı organizmalardır demiştik. Tek tek açalım.

Toplumsal yapılar

Devletin kurumlar bütünlüğü olduğunu, bu kurumların her birinin hangi alan ile ilgili olursa olsun kendi alanına bağlı olarak değil devlette etkin olan anlayışa uygun bir işleyişe ve mantığa göre hareket ettiğini ve bunun dışına çıktığında ya ortadan kaldırıldığını ya da hizaya getirildiğini reddedemeyiz. O zaman devlette etkin olan düşünceye ne ad vereceğiz. Elbette bu bir ideolojik yapıdır. Bu anlamda devlet bir ideolojidir dediğimizde yanlış söylediğimiz iddia edilemez. Böylece; o süreçte devlette hangi düşünce sistematiğinin iktidar olduğunun sorgulanması ve tanımlanması bir ideolojinin tanımlanmasıyla aynı olduğu görülür. İçindeki birden fazla ideolojik formasyonların ve etki güçlerinin tasnifi ise tabiî ki tartışılır. Bu tasnif; asıl olarak sistemin köklü değişimine hangisinin neden olabileceği noktasında yapılırsa sistemsel değişimlerin yönünün de doğru tahlilinin yapıldığı anlamına gelir.
Devletin ideolojik bir sistem olarak ortaya çıkışı elbette uzun süreçler ve çatışmalar içerir. Genelde aileden kabileye, kabileden aşirete giden süreçler ve sonuçta hepsini kapsayan ve aynı zamanda aşan bir topluluk anlayışı ile oluşmuş bir soysal-ekonomik yapı olarak devlet ele alınır. Başlangıç aile olsa da bir düşünce sistematiği ile bir arada olan insan grupları yine bir düşünce sistematiği temelinde kabile, aşiret oluşturmuş ve sonuçta bu günkü yapılanışıyla devletleşmiştir. Tarihte var olan tüm devletler bölgesel, etnik, dinsel tanımlarla oluşsa ve adlandırılsa da her biri belirli bir ideolojik temelde çatışmalı süreçlerle ama her bir sürecin kendine has ideolojik formasyonları ile var olmuş bugüne gelmişler, ya da ortadan kalkmışlardır.
Etnik yapı, din ve devlet birbirinden ayrı anlamlar taşıyan şeyler gibi görünse de genelde akrabadırlar. Buna en uygun örnek İbranilerdir. Kabile olarak ele aldığımızda İbrahim soyundan gelenlerle oluşan insan topluluğu dediğimizde, etnik bir adlandırma yapmış oluyoruz. Oysaki diğer Sami kabileleri ile aynı etnik temele sahip oldukları biliniyor. Öyleyse İbrani (İbrahim oğulları) ideolojik temelde yaratılmış bir etnik tanımdır ve aynı zamanda dinsel bir yapılaşmanın da tanımıdır. Günümüzde etkin bir devlet olarak karşımızda duran İsrail; devlet mi? Evet, etnik bir grup mu? Evet, peki dinsel bir grup mu? Yine evet. Ama ortaya çıkışı etnik ve dinsel temelde İbranilere dayanan Hıristiyan’lar sadece dinsel bir tanımla sınırlanmıştır. Sadece kutsal-Roma ve Vatikan bir Hıristiyan devleti olarak tanımlanır ama ideolojik olarak asıl anlamda fetihçiler ve toprak sahiplerinin ideolojisi hakimdi.

Sosyal yapılar

Bu grubu açımlarken etnik yapı ile dini yapıları iç içe ele alacağım. Mutlaka ayrı biçimlerde oluşan türleri de vardır ama genelde birbirine çok bağımlıdırlar.
İnsanlığın ilk topluluk oluşturma aşamaları aynı zamanda ilk inanç sistemlerinin başlangıcıdır. Cinsel ilişki ve yeme yasağı ile birlikte aynı anadan(karından-karındaş) gelenlerin oluşturduğu klan ilk topluluktu ve bu kurallar(tabu-yasak) ilk ideoloji idi. İleriki süreçlerde, bu aynı kökten gelme; bir nesne(bitki, hayvan) ile tanımlandı. Daha sonraları aynı atadan gelme ile günümüz etnik yapılar oluştu. Bu süreçler, kapsamlı ve ayrı bir konu olduğu için uzunca açmıyorum,
Oluşan toplulukların yaşam biçimleri, yani üretim, paylaşım ve aralarındaki ilişkileri belirli kurallara bağlıdır. Bu kurallar o dönemde birer din öğretisidir. Başlangıcında etnik yapı ile bu öğreti bir bütündü. Açımlarsak; biyolojik köken ana yanlı iken baba tarafı dışardandı bu anlamda biyolojik bir süreklilik söz konusu değildi. Bu toplulukları bir arada tutan yasalar(öğreti-inanç) sürekli idi ve kendi sürecinde gelişip, değişime uğruyordu.
Giderek, bölgesel ve hanedan tanımları ile etnik yapılar da oluşmuştur. Hanedana en iyi örnek, Germen kökenli Frankların zamanla Fransız etnik yapısı oluşturmasıdır. Bölgesel örnek; Hazar kıyısında bir bölgenin adı olan Azerbaycan’ın Türkmen ve yerel İrani halkın karışımı olmasına karşın bir etnik yapının adı olmasıdır. Kuruluşunda bir Türki boy olan bulgur(Bulgar) etkin iken bugün Slav kökenli bir halkın devleti ve adı olmuştur. Yine Kafkas halklarından olan ve bir Hıristiyan mezhebi(Gregoriyan) tanımlamasını etnik tanım olarak alan Gürcü(Georgian)’ler ve benzerleri örnek verilebilinir. Tüm bu oluşumlar elbette kendi süreçlerinde ve farklı biçimler altında günümüze gelmiş kalıcı tanımlar olmuştur ama iddia edilen(uydurulan-yaratılan) tarih yukarıda açımlanan gerçeklerin önüne geçemez.

Sistemsel yapılar

Başlangıcında sosyal sistemler olarak yola çıkan ve giderek günümüz devletlerini oluşturan yapılar ise ağırlıkta ekonomik-politik altyapılara göre biçimlenmiş ve kendi içinde oluşan katmanlar(sınıflar) ise her biri kendi ideolojik formasyonlarını yaratmıştır. Bu formasyonlar aynı zamanda bir yaşam biçimi(üretim-paylaşım-sosyal statü vs.) olarak kendi düşünce sisteminin de tanımıdır. Her katman kendi sürecinin daha iyi ve etken olması için bir ideolojik öğreti ve yapılaşma içersindedir. Genel olarak; yönetenler ve yönetilenler başlığı altında ele alınan ideolojik saflaşmalar, kendi içinde birçok farklı duruşlarla çeşitlenmektedir.
Yönetenler ve yönetilenlerin kendi içlerindeki farklı duruşların her biri de yine ayrı ideolojik duruşlar ve sistematik organizmalardır.. tasnifleme olayları daima tartışmaya açıktır.. her bir ideolojik duruşun kendince tanımlaması ve tasniflemesi olabilir..
Bu anlamda.., sınıflı-özel-mülkiyetçi sistemler ve sınıfsız.., komünal sistemler olarak yapılan ana tasnifleme genel kabul görendir..

Bu açıklama sonrasında.. türkiyedeki var olan ideolojileri de ele alacağım.. özellikle “Kemalizm” olarak tanımlanan “ideoloji”!! yi ele alacağım..

ara soru

takip ediyorum yazılanları suat hocam,ama bu arada birşey kafama takıldı
** Tüm toplumsal yapılar(devlet, kurumları vs.), felsefi sosyal akımlar(dinsel, düşünsel, etnik gruplar vs.) hepsi birer idelojik temelli oluşmuş, oluşturulmuş, canlı organizmalardır demiştik. Tek tek açalım.

toplumsal yapılar ile sosyal yapılar türkçede aynı kavramlar değil mi;

toplumsal yapılar olarak söylediğiniz(devlet,kurumlar) bunları siyasal yapı olarak mı ele alacağız

sosyal yapılar dediğiniz ise :felsefi sosyal akımlar(dinsel, düşünsel, etnik gruplar vs.)

BU BÖLÜMDE Kİ TOPLUMSAL YAPI SOSYAL YAPI olarak incelediğiniz durumu kavramlaştırma noktasında türkçede aynı anlama geldiğini sanıyordum

örneğin toplumbilim dediğimizde sosyoloji ve sosyalbilim dediğimizi sanıyordum burayı açarsanız bende yukarıda tasniflediğiniz bölümdeki açımlamaya başladığınız

Toplumsal yapılar
Sosyal yapılar
Sistemsel yapılar

olarak yaptığınız bölümü kavramakta kavramsallık açısından sorun yaşamam

teşekürler
coşkun edip soykan

sevgili çoşkun edip

sevgili çoşkun edip arkadaşım..

kavramlar.., yani kelime ile tanımlamalar noktasında.. itirazlara.., itiraz etmem..

""Tüm toplumsal yapılar(devlet, kurumları vs.), felsefi sosyal akımlar(dinsel, düşünsel, etnik gruplar vs.) ""
burada anlatım eksikliği oluşmuş..,
ben.., tüm toplumsal yapılar dediğimde.., devlet dahil etnik dinsel düşünsel vs. vs. her türrlü toplumsal aidiyet ile oluşan yapılardan bahsetmiş oluyorum..
ve bunları da kendi içinde tasniflemiş oldum.. toplumsal yapılar başlığı içinde tümünü anlattım.. ve sonra da sosyal ve sistemsel yapılar olarak tasnifledim..
amacım sistemle ilintili yani sistem içerenlerle sistemler içinde ama sistem dışı (ilişkili olabilir yandaş olabilir karşı da olabilir ve bu "olmalar" dönemsel değişebilir) yapılaşmaları ayırt etmek için böyle yaptım.. bu taznifleme değişebilir.. düzeltilebilinir yada bambaşka bir biçim de sunulabilinir..

""toplumsal yapılar ile sosyal yapılar türkçede aynı kavramlar değil mi;""
demişsin.. "akademik" olarak böylemi-değil mi? ben bilmiyorum.. ama aynı olmaması gerekir diye düşünüyorum..
sosyal ile toplumsal kelimeleri aynı köke dayanabilir.. !!
bildiğim kadarıyla.., "toplumsal" daha geniş ve somut kütleleri ifade ediyor.. sosyal ise kütlelerden daha çok.., dar içerikli bazı yapılaşmaları ifade ediyor.. ben.., toplumsal tanımını tümünü kapsayan anlamında söyledim.. sosyal tanımını ise.., etnik-kültürel vs. yapılaşmaları anlamında söyledim..
tanımlamalar noktasında ısrarcı değilim.. önerilere açığım.. önemli olan verdiğim içeriktir..

kısaca..;
toplumsal yapılar.. ile..; tüm yapılaşmaları ifade etmek istedim..
sosyal yapılar ile..; etnik-kültürel-sanat-kadın-ekolojik vs. yapıları kasdettim..
sistemsel yapılar ile..; tümünü de içerecek biçimde.., ekonomik-sosyal-siyasal bir sistematiği ve işleyişi olan ve de kendi içinde farklılıkları bir üst yapıda bütünleyen absürd eden yada ilişkilenen yada baskın olarak hakim olan yapılar olarak ele aldım..

örneğin..;
israil devleti bir sistemsel yapıdır.. ama içinde sosyal yapıları da tanır.. tanımlar temsil eder.. ve de bu çok nettir..
1- ibrani anadan olmayanlar asla israil vatandaşı kabul edilmez.. babası ibrahim bile olsa.. kureyş kabilesi gibi..
2- ibrani dini inancı taşımayan da israil vatandaşı sayılmaz..
3- farklı tarikatları yukarıdaki maddelere göre resmi kabul eder.. örneğin.. sabatayizm bir ibrani tarikatı olmasına karşın ve de anası ibrani de olsa buradan kimse kabul edilmez.. sanırım ılgaz zorlu adlı bir kişi bunu israil mahkemeleri ve uluslararası hukuk ile zorla kabul ettirdi ama işlevsel mi bilmiyorum..

t.c.. nin resmi ideolojik bir formasyonu vardır.. sağdan sola yelpazesi olsa dahi.., kuruluşundan beri bu paradıgma hiç değişmemiştir.. ne m.kemal ve inönü döneminde ne menderes ne de başkaları döneminde..

adına "kemalizm" denir!! ama bu kemalizmin topluma yansıması ise.. sağdan sola kadar çeşitlilik içerir.. belirli bir kemalizm anlayışı yoktur..
yani.., m.kemal ile başlayan ve tanımlanan bir kemalizm yoktur..
ilk kemalizm söylemi.., mecliste celal bayar tarafından dillendirilmiştir.. kadrocularınki ise başkadır.. sola yöneliktir..
anti-kemalist!! görünen islamcıların argümanlarına bakarsan türk-islam ile resmi ideolojiyi de görürsün..

bu durum doğal denilebilinir.. marksın tezleri-öngörüleri de sonradan bir ideoloji olarak sunulmuştur.. bunu ilk resmileştiren engelstir.. 1872 lahey den sonra likidite edilen enternasyonalin yeniden kuruluşunda bu ideoloji temelinde olacağını belirtmiştir..

((((Engels F. Adolf Sorge’ye 1874 tarihinde şöyle yazıyordu:
“... Senin de istifandan sonra eski Enternasyonal (I. Enternasyonal) bütün bütün dökülüp büküldü ve sona erdi. Ve iyi oldu.
... Enternasyonal on yıl boyunca Avrupa tarihinin bir tarafına –ki gelecek bu taraftadır- egemen olmuştur ve geriye dönüp yaptığı işlere övünçle bakabilir. Ama eski biçimiyle yararlı ömrünü doldurmuştur. Eski tarzda, tüm ülkelerdeki tüm proleter partilerin ittifakı biçiminde yeni bir Enternasyonal ortaya çıkabilmesi için, 1848–64 arasında olduğu gibi emek hareketinin genel bir baskı altında olması gerekir.
... İnanıyorum ki ""gelecek Enternasyonal –Marks’ın yazıları bir süre etkisini gösterdikten sonra- doğrudan komünist olacak ve bizim ilkelerimizi özdenlikle ilan edecektir""""".” (Seçme yazışmalar, c. 2, sç 77-78, Sol Yayınları))))))

sonrası biliniyor..
marksizm "doğdu" ve bir dizi marksist ideolojiler oluştu.. bunlara felsefe denmedi.. sistemsel ideoloji olarak görüldü hem de tek doğru komünist sistemsel ideoloji..
sonra yanına lenin ve mao vs. eklendi..
demir hoca sanırım bu anlamda itiraz ediyordu..

marks ve izm bumudur.. tartışmalıdır.. ama sonuçta resmen böyle olmuştur.. hatta.., "adına" pratiği de yaşanmıştır(reel sosyalizmler)
kemalizm böyle değildir.. m. kemalin tek kitabı nutukdur.. oda nasıl oluştu ve içeriği nedir biliniyor.. buradan ideoloji çıkartmak sinekten yağ çıkartmaktır..

kısaca..
sayın öcalanın bahsettiği budur.. m. kemal bir politik sürecin bir politik etkili aktörüdür.. ve yer aldığı politik konsept çerçevesinde bakılmalıdır diyor.. ve bunun sol "versiyonu" olduğunu iddia edenlere de bari m. kemali ve yer almak istediği konsepti doğru anlayın diyor..
inönü-çakmak konsepti nedir analiz edin.. ve resmi konsepti 1923 de bunlar belirledi ve ingiliz konseptidir diyor..
yani.., 1923 e kadar olan aşamada.., farklı konseptler çatıştı diyor..

ama bunu görebilmek için.., kemalizm diye sunulanı ve özellikle 1918-23 arasındaki politik konseptleri ve bunlar içindeki etkili aktörlerin duruşlarını analiz etmek gerekir..
sunulan "tarih" etkisinde değil.. emin oktay tarihi gibi değil..

sevgilerimle

suat