Bir Müsibet Bin Nasihatten İyidir
Şu anayasa tartışmaları da olmasaydı AKP’yi ve onu şekere bulayıp bize yedirmeye çalışan liberal geçinen ulusalcı “ aydınları” anlayacağımız yoktu. Hoş tam olarak anlamış ta sayılmayız. Zira anayasanın bazı maddelerinin meclisten geçmeyişine “üzüldüğünü” açıklayan DBP‘li milletvekilleri, Yine ta Amerikalara gidip Türk devletinin değil de “PKK’nin ikna edilmesi gerektiğini” vurgulayanlar hala var.Ama en azından Kürt hareketinin ana gövdesi olan bitenin farkında ve gereken tedbirleri alıyor.
Doğrusu Kürtlerin tasfiyesinin esas olarak DTP üzerinden gerçekleştirilmek istendiğini bununu içinde adlarını bile zikretmek zorunda kaldığımız ABD işbirlikçisi Türk devlet kadrolarının görevlendirildiğini bunların Kürtler arasında ciddi bir biçimde ve etkileyici çalışmalar yaptıklarını açıklamıştık. Bu konuda geçmişten birkaç örnek verelim.
“Akil adamlar” yazımızda
“Eğer bir ortamda hem iktidar hem muhalefet aynı şahısları akil adam olarak tanımlıyorsa ya iktidar ya da muhalefet bir yanlış içindedir veya muhalefet aslında muhalif değildir….Herkesle uyumlu herkes tarafından akîl adam kabul edilen bireyler bu akîlliklerini aldatma başarılarına borçludurlar. Yaşadığımız gerçeklik ışığında, akîl adamlar bu dengeler içerisinde kendi kişiliklerini kaybetmiş,dengelerin dayattığı maskelerle dolaşan bireylerdir”.(17.07.2009 koxuz.org)
“Aldatmak” adlı yazımızda
“Aldanma kısaca yanlışa ikna olmaktır. Yani kendi doğrumuza bilinçsizce ihanet etmektir. Aldatma ise, bilinçli bir şekilde kendi doğrumuz için başkalarının doğrusuna ihanet etmesini ikna yöntemiyle sağlamaktır…..Adatmak ve aldanmak özünde şiddet ve zordan uzak barışçıl bir etkinliktir. Zor ve şiddetle çözülemeyen sorunlar karşısında devreye konulan bir uygulamadır. Barış süreci özünde bir ikna sürecidir. Bu nedenle de her barış sürecinde en önemli olan olgu aldanma ve aldatılmadır.”(28.08.2009 koxuz.org)
“Tasfiye” adlı makalemizde
“Bir devlet projesi olarak kürt açılımı yürürlüğe konulmuştur. Devlet bütün yönleriyle uygulama içindedir. Bir taraftan hükümet sınırlı bireysel ve kültürel haklar üzerinden açılım çalışmalarını sürdürürken, öte yandan devlet muhalefetini de harekete geçirmiş hükümetin ileri sürdüğü sınırlı haklarında yanlış olduğu yönlü görünüşte uzlaşmaz bir mücadele başlatmış, böylece ölümü gösterip sıtmaya razı etmeye çalışmaktadır.
Devlet bununla da kalmamaktadır. Kürtler içerisinde de Doğu Ergil- Hasan Cemal ve Cengiz Çandar üzerinden yoğun bir propagandaya girmiş Kürtlerin zaten küçültülmüş taleplerinin biraz daha geriletilmesi için çabalarını yoğunlaştırmıştır.”( 17.11 2009 koxuz.org)
“Kürt Hareketi Tasfiyeci Kürtlere Fırsat Vermemelidir” adlı makalemizde
“Legal tasfiyeci kürt kliğinin inisiyatif sahibi olması Barış ve demokrasi güçlerinin ellerini de zayıflatmaktadır. Bu kesim esas olarak sistemin öne çıkardığı görevi kürt hareketi ile kitleleri arasında çelişkiler yaratıp gücü zayıflatma olan bir kısım aydınla işbirliği halindedir”(13.01.2010 koxuz.org)
“Açılım ve Tasfiyenin kilit Noktası; Talepler mi? İrademi?”Adlı makalemizde
” Devletin Kürt açılımı, PKK lideri A.Öcalan’ın ise tasfiye olarak tanımladığı gelişmeler devam ediyor. Bu gelişmelerle ilgili her iki tanımlama da aslında doğru ve bir birini tamamlıyor. Mevcut Kürt iradesinin tasfiyesi temelinde Kürt hak ve taleplerinde açılım.
Her ne kadar Kürt iradesi tarafından Kürt hak ve taleplerinde yeterli bir açılımı ifade etmediği yönlü belirlemeler yapılıyor olsa da, her iki tarafta açılımın amacını kavramış görünüyor. Açılımın özünü ifade eden “taleplerde açılım, irade de tasfiye” değerlendirmesi, her iki tarafında açılımı doğru tanımladığını gösteriyor.
Tarafların bu resmi değerlendirmelerine rağmen her iki tarafta da muhalifler yok değil. Türk tarafında muhalifler “ Devletin değişmez esaslarının değiştirilmeye çalışıldığını bunun Devleti yıkmakta olduğunu” vurguluyor. Kürt tarafındaki muhalefet ise “Kürt iradesinin sorunu gerdiğini, çözüme engel çıkarmaması gerektiğini, hatta bir an önce silahtan arınması gerektiğini ve taleplerin geliştirilmesi için iradenin parlamentoya bırakılması gerektiğini” vurgulamaktalar.
İlginçtir. Türk tarafında muhalefet radikal statükocu bir yaklaşımla hükümetin çok fazla taviz verdiğini vurgulayıp hükümetin elini güçlendirirken, Kürt muhalefet, liberal ve teslimiyetçi bir yaklaşımla Kürt iradesinin ortamı gerdiğini, açılıma zarar verdiğini öne çıkararak Kürt iradesini güçsüzleştirmeye çalışıyor. Yani gerek radikal statükocu Türk muhalefet, gerekse liberal teslimiyetçi Kürt muhalefet birlikte Kürt iradesini zayıflatmaya çalışıyor.” (15.12.2009koxuz.org)
“Mızrağın Sivri ucu AKP’ye çevrilmelidir “adlı yazımızda
“Düne kadar en belirleyici çelişki askeri bürokratik devlet yapısı ve buna uygun darbeci-ulusalcı zihniyetti. Bu dönemde mızrağın sivri ucunun bu kesime yöneltilmesi ve buna uygun bir konumlanış kaçınılmazdı.
Ulusalcı devlet zihniyeti ve Amerikancı ılımlı İslam arasındaki çelişki süreç içerisinde büyük oranda çözüldü. Özellikle 5 Kasım 2007 de Beyazsaray’da gerçekleşen Erdoğan-Bush görüşmesi ve ardından Dolmabahçe Sarayında Genel Kurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt ve Başbakan Tayip Erdoğan arasında yapılan görüşmelerde sağlanan uzlaşma, Amerikancı İslamın kendisini kabul ettirdiğini kanıtlıyordu. Bu uzlaşma esas olarak statükocu ve ulusalcı askeri –sivil bürokratik güçlerin inisiyatifi AKP’ye kaptırdığını gösteriyordu. Bu anlaşma sonrası iktidarın asıl gücü olan darbeciler büyük oranda inisiyatif olmaktan çıkarıldı. Kuşkusuz bu durum AKP’nin darbe karşıtlığını veya bürokratik yönetim anlayışı karşıtlığını göstermiyordu. Yaşanan eski ve statükocu güçlerin geri çektirilmesi yerine ABD’nin yeni politikalarına uygun kişiliklerin konumlandırılmasıydı.
Artık mızrağın sivri ucu devleti temsil eden AKP’ye yöneltilmelidir. Mızrağın sivri ucunun AKP’ye yöneltilmiş olması hiç kimseyi yanıltmamalıdır. AKP’nin esas hedef haline gelmesi, darbecileri ve ulusalcıları ittifak kapsamına almak demek değildir. Türkiye’de özgürlük ve demokrasi güçlerinin ittifak zeminin de bu güçlere yer yoktur ve olamaz.”(03.14.2010 koxuz.org)
Bu açıklamaları yapmak bizim için hiçte kolay değildi. Zira barış ve demokrasi için en ufak bir gelişmeyi dahi değerlendirmek isteyen BDP tarafından yanlış anlaşıla bilirdik. Biraz öyle de oldu.”Avukatlık” yapmakla eleştirildik. Böylesine tarih yazan bir harekete avukatlık yapmak haddimize değildi. Ama birileri gerçekleri açıklamalıydı ve açıkladık. DTP ‘nin kapatılma sürecinde gerekse daha sonraki süreçte bu ulusalcı sahte liberal aydınlarla kanka olan bazı DTP’li Kürtler, AKP’nin peşine takılmaya çok hevesliydiler. Günlük basın ve hatta bunun en birincil yazarları Çözümü avuçlarında hissediyorlar ve süreci germeme adına her duaya âmin diyor, ardından da eleştirenleri oyunbozan olarak sekterlik ve darlıkla eleştiriyorlardı. Kürt hareketinin ve İmralı’nın bütün uyarıları bu kanka aydınlar tarafından boşa çıkarılıyor ve Kitle bu kesimler ve bunların kankaları tarafından manüpile ediliyordu. Meclisteki anayasa oylamalarından sonra DBP’den beklediklerinin AKP’nin destekçisi olmaları konusundaki açıklamaları ve DBP’ye açıktan saldırmaları bu kanka aydınların niteliğinin daha net anlaşılmasına neden oldu. Tüm bu yaşananlardan söz konusu kesimin bu gerçeği görmeleri veya görmüş gibi yapmaları da umut verici.
Ne demişler “Bir Müsibet bin Nasihatten İyidir.”
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
