Top yekün saldırıda ki, türk solu ve ilkel Kürtler!

Aslında oy kabul edilmeyen 8. maddeye [parti kapatmaya ilişkin madde] verenlerde vermeyenlerde aynı kaba danışıklı döğüş babında pisleyenlerdir. Danışıklı döğüşün senaryosunun yazıldığı yer parlamento oynandığı yer parlamento. Komediye BDP’de ortak olsun diye çok ayak ve parmak oyunlarıyla çekilmek istendi. Özellemeler ve güzellemelerle nazlı nazlı BDP’lilere yanaşıldı, sırnaşıldı, kaynaşıldı! Lakin tutmadı AKP denilen sivil İslami-faşist bozuntusu partinin oyunları.

Anayasa paketi onaylandı. Başarı bir nebze de olsa kendileri açısından cüzi sonuç yarattı. Bunun başarısı liboş-liberal, kifayetsiz sol-sosyalist geçinen türk sol-sosyalistlerinin [kendisini tanıyan ve bilen Kürtlerle omuzdaş ve gönüldaş olanları tenzih ediyorum, onlar bunun dışında!] ve işbirlikçi Kürt hainlerinin anayasa değişikliğine katılmayan BDP ye yaklaşım, eleştiri ve tepkilerinde ne kadar basiretsiz olduklarını ifade eden açıklamalarında anlıyoruz. Kendileri hiçbir zaman devrimci duruşun erbabı olamadılar ki, BDP ye de kendileri gibi olmalarını tavsiye ediyorlar; gelin sizde kuyrukculuk yapın, bırakın bu işleri bizim boyunuzu aşan sizin haddiniz çok daha aşar demeye vardırmak istediler.

BDP anayasa değişikliğine katılmamakla güya 'ergenekoncular la kol kol, omuz omuza imiş'! Güya 'mhp ve chp nin sıralarına oturmalıymışlar vs. vs. Bu savlar, hem parlamento içindeki akp liler tarafından hem de dışarıda ki sol-sosyalist geçinen kifayetsiz ve haddini bilmezler tarafından BDP ye atfen yapılan mesnetsiz ve çirkin savlar.

Bir kere, BDP'nin kendisi kendisine has bir sistemin savunucusudur. İktidarı kapmak yarışında olan, iktidara kendisini kilitlemişlerin dışında, kendi sistemini kendi halkıyla birlikte yaratmaya çalışan Kürt halkının legal partisidir. BDP'nin birileriyle; düzen partileriyle, devletin kurum ve kuruluşlarıyla iktidar dalaşı için başından beri hiç bir hesabı ve hesaplaşması olamaz. BDP kesinlikle iktidara oynamanın ötesinde kendi halk demokrasisi ve halkın kendi öz gücüyle kendisini yönetmesini kendisine temel görev edinen siyasal bir partidir.

BDP'nin pratiği eksik de olsa yetersizde olsa bu doğrultuda siyaset ve politika yaptığı, pratik faaliyetler içinde olduğunu kör gözlüler dahi görür.

Anayasa değişikliğiyle akp'nin ve ona destek olan liboş-liberal, işbirlikçi-Kürt ve basiretsiz, dermansız türk solcularının anlayamadığı nedir?
Olan biten aslında sisteme kimin sahip olacağı mücadelesidir. tc'nin kuruluşundan beri devlete ve iktidara sahip olan kemalistlerin tek başına devlet-iktidar sahipliğine artık bir başka gücünde kendisini de "bende iktidarda hak sahibiyim" diye ortaya çıkıp mücadele girmesidir. Mücadele derken bunu klasik sol-sosyalistler, çarpılmış ve çapık sosyalist bilgli ve algılarıyla yorumlayıp buna göre sonuç çıkardıklarından tam da burada taraf tutma gibi bir yanlış tutum alırlar. Bırakın liboş-libreral ve işbirlikçi Kürtlerin tavırlarını, bu kadar bariz iktidar dalaşında kendi sosyalist teorisini iktidar mücadelesine bağlamış, iktidar kavgasında yer almak isteyen islami faşistlerin yanında yer alan devrimci-sosyalistleri anlamak mümkün mü?

İçinden geçilen şu anki süreç tamda 1933.de ki Almanya'da iktidara gelen Hİtler faşizminin seçim oyununa benzetiyorum. Hitler'de kendisini mağdur ilan ediyordu, o da sivildi! O, hitler faşisti de kendisini, bir şeyleri değiştirmek istediğini, Weimar Cumhuriyetinin baskıcı otoriter sistemini değiştirmek istediğini iddia ederek alman halkına hitabette hiç kusur etmeden kulağa ve yüreğe hoş gelen! sedayla seslendi. Alman komünistlerinin basiretsiz ve yanlış tutumunu kendi lehine çevirerek, milyonları yürüten, gücünün en doruğuna ulaşmış, rus komünistlerin dahi devrmi Almanya da beklediği hatırlanırsa, olayın trajedisi daha iyi anlaşılır sanıyorum. Alman komünistlerinin özellikle Thilmann’ın, alman komünist parti sekreterinin takındığı yanlış tutum tamda Hitleri iktidara taşıyan iktidar yolunun taşlarını döşedi.

Türkiye de olan ne kadar da o yıllara benziyor. Bugün akp'de kendi sivil iktidarına giden yolun taşlarını BDP ye döşetmek istiyor. Lakin, köprülerin altından çok sular geçti. Bunu Kürtler çok iyi anlıyor da, anlamayan türk sol-sosyalistleridir!.

Hala, BDP ye 'niçin değişikliği desteklemiyorsunuz, bakın ne güzel 12 Eylül anayasası değişiyor, bu değişime destek vermemek kendinize ve sivilleşmeye ihanettir' vb. Kürtlere kendi mezarınızı kendiniz kazın gibi uğursuz önermelerde bulunuyorlar. Biz bunları 12 Eylülden hemen sonra DGM kapılarının önünde teslimiyet kuyruklarında dizilirken tanıyoruz, biz bunları Özal'ın çağrısına kulak verip yurt dışından ülkeye dönen, örgüt bitiren, devrimi parlementoya ve iktidara kilitleyen, iktidar heveslisi olanları tanıyarak bilince çıkarıyoruz.

Kürtlerin adını geçmediği, muhatap dahi alınmadığı, anayasal güvencesinin zerresinin dahi olmadığı değişimi niçin desteklemiyorsunuz demek, tam da burada akp'nin islami faşizmine doğru giden yolun taşlarının döşenmesinin vebalini onlara yüklemenin hesabıdır. Bu hesaba ortak olmak isteyen türk solcuları, liberalleri ve işbirlikçi kürt hainlerinin niyetini iyi biliyoruz. Kürdün hiç adının olmadığı bir anayasa değişse ne olur değişmese ne olur.

BDP %10 barajını kaldırmayı teklif eder karşı çıkılır, Kürtlerin adının da olduğu anayasal güvence teklif edilir reddedilir, Kürterin siyasal temsilcilerinin bırakılması talep edilir reddedilir. Parti kapatılmasının güvencesinin maddesi konulsun anayasal değişime reddedilir. Peki; BDP niçin desteklesin bu akp'nin faşistleşmenin yolunu açan anayasa değişikliğini?

Bilumum Türk ve Kürt işbirlikçileri;
libereral, liboş, godoş, nahoş, sarhoş, mayhoş, nonoş, kendisine hoş, yalaka, yardakçı, çardakçı, çömlekçi, uşak, tırşık, birinci-ikinci-üçüncü kuşak uşak, İslami-faşist, türk-islamcı, ne kadar kerameti kendinde menkul, lakin siyasetin ve dürüst politikacılığın dürüst ocağında beş para etmez tüm pislikler elinizi Kürtlerin temiz siyasetinden çekin. Türk solunu ve sosyalist hareketini bitirdiniz, türk devlet liberalizminin yan kolları haline getirdiniz. Sıra Kürtlerde mi? Karşılığında size kaç para veriyor Türkler ve akp.
Kürtler artık boynunu celladına kuzu kuzu uzatan koyun yavrusu değil. Geçti o günler solcu ve liboş beyler, Geçti Borun pazarı sürün eşşeğinizi Niğdeye!

Merhaba Sayın Seyduna

Merhaba Sayın Seyduna,

Lütfen yazılarınızda bir takım görüşleri eleştirirken yazacağınız kavramlara dikkat ediniz. Karşınızdaki görüşlere sahip kişileri eleştirirken saygı sınırlarını aşmayınız ve küfürlere varacak düzeyde kavramlar kullanmayınız.

Özellikle yazınızın son paragrafında yazmış olduğunuz "libereral, liboş, godoş, nahoş, sarhoş, mayhoş, nonoş, kendisine hoş, yalaka, yardakçı, çardakçı, çömlekçi, uşak, tırşık, vb.."

Site bütün herkese açıktır ama herhangi birilerine yukarda saymış olduğunuz kavramsal dizgelere açık değildir.

Sizden ricamız küfür anlamı taşıyacak kavramlar kullanmamanız.

selamlar
Site möderatörü

Saygı sınırlarını aşmak!

"Lütfen yazılarınızda bir takım görüşleri eleştirirken yazacağınız kavramlara dikkat ediniz. Karşınızdaki görüşlere sahip kişileri eleştirirken saygı sınırlarını aşmayınız ve küfürlere varacak düzeyde kavramlar kullanmayınız."

İdam fermanı niyetine yazının boynuna iliştirdiğiniz hükümüzü verin bari ne duruyorsunuz, kaldırın yazımı.
Kendisine küfür edilen çıksın ortaya. Siz niçin hamilik yapıyorsunuz. Küfür neresinde ayrıca, sözcüklerin tümüde türk aydının genel sıfatlarıdır. Hiçte küfür değil. Ama aydınları derken; belirtilen sıfatlara uygun aydınlar. Her aklı başında okuyucuda tanıyor bu aydın bozuntularını.

Ya benim yazımı silin yada kendi femanınızı yumuşatın. Ben saygısız değilim siz saygılı olun lütfen