Politik Olan Özeldir

(“Ceza suçun cinsindendir” derler. Erdal İnönü, daha demokratik ve Kürtlerle ittifakı savunan bir çizginin askeri bürokratik oligarşinin varlığını ve çıkarlarını korumak için daha iyi olduğunu savunan bir politika ve stratejiyi CHP’ye egemen kılmak için hazırlanıyordu ki, Ergenekon, İnönü’nün yakınları ile ilgili kimi yolsuzluk iddialarını manşetine taşıyan Hürriyet aracılığıyla bu girişimi daha doğarken öldürmüş ve bir tür darbe ile Baykal’ı CHP’nin başına getirmişti. Belki de bu darbenin etkisi altında Erdal İnönü siyaseten olduğu gibi manen ve bedenen de öl(dürül)müştü.

Dün Baykal’ın CHP’nin başına gelmesini sağlayan bu silah, şimdi Baykal’a karşı dönmüş bulunuyor. Çünkü CHP’nin başında Baykal olduğu ve şimdiye kadar izlediği çizgiyi izlediği sürece askeri bürokratik oligarşinin gerileyişini durdurması olası görünmüyor.

Elbet Baykal buna direnir ve birçok gel git olur ama Askeri Bürokratik Oligarşi daha önce bir çok kez dile getirdiğimiz bir olasılığı, yani çıkarlarını savunmak için ciddi bir stratejik dönüş olasılığını gündeme getirmiş bulunuyor. Ergenekon tevkifatları, Askeri bürokratik oligarşinin üzerinde gençleştirici ve yenileyici etkisini gösteriyor.

*

İşin bu politik yönü bir yana, içinde yaşadığımız toplumun nasıl bir çürüme içinde bulunduğu, bu toplumun nasıl bir şizofrenik kişilikler ve toplum yapısı yarattığı yani sosyolojik ve tarihsel boyut üzerinde hiç durulmuyor: “Özel hayatın gizliliği” gibi, özel ve politik olanın ayılması gibi.

Aşağıda bu konuda 13 yıl önce yazılmış bir yazı var. Bu konuyu ele almak için kimi ipuçları kavramsal dayanak noktaları sunuyor.

Sosyalistlerin bu toplumun şizofrenik yapısına karşı çözümü, özel hayatın gizliliği ve politik hayattan ayrılığı olamaz.

Programımız, tüm kişilerin, kurumların, şirketlerin, devletin, hasılı herkesin ve her şeyin herkesin kontrolüne açık olması. Politik, ekonomik, özel tüm sırların açık ve isteyen herkesin kontrolüne amade olması olabilir.

Bu program, tüm ticari sırlar açıklansın, tüm gizli anlaşmalar açıklansın diyen eski geçiş programının bir başka uygarlık ve toplum tanımı yapan bir programla geliştirilmesidir.

Bu yazı aynı zamanda “Geleceği Geçmişten Geçmişi Gelecekten Kurtarmak – Denemeler” başlıklı kitabımızda da bulunuyor.

11 Mayıs 2010 – Demir Küçükaydın)
 
 

Kadın hareketinin ezilenlerin kavgasına yaptığı en büyük katkı, onun "özel olan politiktir" parolasında özetlenebilir. Bu parola sadece kadınların ezilen bir cins olarak mücadelesini bir politik mücadeleye dönüştürmenin olanaklarını sunmak ve dönüştürmekle kalmaz, ama aynı zamanda kapitalizme karşı radikal bir reddiye olarak, kadınların mücadelesini diğer ezilenlerin mücadelesiyle bağlamanın olanaklarını yaratır.

Çünkü kapitalizm, aslında hiç bir şekilde birbirinden ayrılmayan insan hayatının çeşitli yönlerini, özel hayat, iş hayatı, politik hayat, kültürel hayat gibi, birbirine karşı su geçirmez bölümlere ve gettolara ayırır. Bu "hayat"ların her biri için, her biri diğeriyle çelişen ayrı ahlaklar ve normlar yaratır. Böylece bir fotoğrafçının hiç bir insani kaygı duymadan bir felaketi "profesyonelce" çekmesi; "özel hayat"ında çocukları seven bir politikacı veya askerin, "politika" ya da "iş hayatı"nda binlerce çocuğu öldürecek kararlara imza ya da çocukların başına bomba atabilmesi ve bütün bunları tam bir vicdan rahatlığıyla yapabilmesi.. Bu ayrımın zihinlerdeki gizli, alışılmış egemenliğiyle mümkündür.

İş ya da politika hayatının normları, "özel" hayatın normlarından ayrılmış ve ona tamamen zıt normlar koyulmuştur. İş ya da politika hayatında sevginin, duygunun yeri yoktur örneğin. Orada "aklın" kuralları geçerlidir. Akıl ise eni sonu kar ya da zaferi sağlamanın aracıdır.

Böylece insani her şey sermayenin zaferine kurban edilir. Bu ayrım insanları sürekli değişen kimlikler ve roller içinde bir yaşam sürdürmeye zorlar. Kapitalizme aslında her birey şizofrenik bir vakadır. En "başarılı" politikacıların, sanatçıların, savaşçıların ardında, zavallı, tükenmiş, kendisine bile saygısını yitirmiş insan posaları yatar.

Bu şizofrenik duruma karşı durabilmenin bir yolu, tüm diğer alanları yok edip ya da onları tek başarılı olan alanın kurallarına tabi kılıp hayatı çölleştirmektir. Ya da, bu bölümlenmeye karşı çıkmaktır. Ama karşı çıktığınız an, toplumun kurallarını anlamayan, tanımayan bir ruh hastası muamelesiyle akıl hastanesine tıkılırsınız ya da en iyisinden amatör görülürsünüz.

Profesyonellik, bir işi ya da mesleği iyi bilmek anlamından çıkmış, her alanın kurallarını bilen, birinin normlarını diğerinin alanına sokmayan anlamını kazanmıştır. Yaralı bir insanı gören bir foto muhabiri, orada fotoğraf çekmeyi değil de, o yaralı insana yardım etmeyi düşünüyorsa, henüz bir amatördür. Geçici olarak hoş görülebilir belki ama biraz ileri giderse, geri zekâlı ya da uyumsuz damgası yiyip akıl hastanesine tıkılabilir.

Kapitalizmle yüz yüze gelen henüz kapitalist olmamış toplumlardan gelen insanların modern burjuva uygarlığında anlamakta en çok zorlandıkları ve en çok uyum zorluğu çektikleri konu bu hayatın ve alanların parçalanmışlığı ve birbirinden soyutlanmışlığıdır. Modern sanatın en önemli eserleri bu bölünmüşlüğün yol açtığı durumları anlatır.

İşte kadın hareketi "özel olan politiktir" parolasıyla, zihinlere egemenlik kurarak sermayenin düzenine en büyük desteği sağlayan bu ideoloji, en zayıf yerinden su almaya başlar. Bu ayrımın kendisi tartışma konusu olur.

Ne var ki, şu ihtiyar diyalektiğe göre, her şey kendi zıddına döner. En şifalı ilaçlar, yerinde ve dozunda kullanılmazsa, en öldürücü zehir olurlar. Bunun tersi de doğrudur.

"Özel olan politiktir" parolası da, tarihsel bir program ve radikal bir eleştiri olarak yüzde yüz doğru olan bu parola, eğer yerinde ve zamanında kullanılmazsa, bir zamanlar vülger Marksistlerin "temel neden ekonomiktir" dedikleri gibi, her duruma uygun her kapıyı açan sihirli bir anahtar haline getirilirse, kendi zıddına döner ve aslında "özel" olanı gizlemenin bir aracı haline dönüşür.

Bu durum en çok küçük politikleşmiş gruplarda ve çevrelerde görülür. Her özgül çatışma, ayrılık, çelişki böyle tarihsel sosyolojik kavramların ardına gizlenerek açıklanmayı çalışılırsa, aslında baskıya karşı çıkmış bu parola bir baskı aracı haline dönüşür.

*

Küçük grupların alanında, insanlar arası ilişkileri belirleyen, tarihsel ya da sosyolojik yasalar değildir, ya da şöyle diyelim, tarihsel ya da sosyolojik yasalara göre belirlenmiş küçük gruplara ilişkin yasalardır.

Bir toplumdaki değişimleri, belirli sınıfların eğilimlerini, belki üretici güçlerdeki, teknikteki ya da iktisadi ilişkilerdeki bir değişimle açıklayabilirsiniz ama orada tabiri caiz ise, iktisadi, teknik, sınıf kuvvetleri geçerlidir. Ama küçük gruplardaki insanlar arası ilişkiler alanında, cinsel eğilimler, en basit doğrudan maddi ya da manevi çıkarlar, kültürel ya da duygusal yakınlıklar veya zıtlıklar çok daha belirleyicidir.

Bu farklılık belki modern fizikten bir benzetmeyle daha iyi açıklanabilir. Modern fizik teorilerine göre evrende dört temel kuvvet bulunmaktadır: çekim kuvveti, elektro-manyetik kuvvet, güçlü kuvvet ve zayıf kuvvet. Aynı yüklü parçacıklar birbirini iterler. Ancak atomun çekirdeğinde, protonlar pozitif yüklü oldukları halde bir arada bulunurlar. Atom-altı alanda, artık başka kuvvetler geçerlidir. Atom-altında örneğin gravitasyon (çekim) kuvvetinin esamesi okunmaz. Etkisi rahatlıkla sıfır kabul edilebilir. Ama evrenin kaderi, galaksilerin, yıldızların, gezegenlerin oluşumları ve hareketleri söz konusu olduğunda, orada son sözü gravitasyon söyler.

Toplumda da böyledir, teknikteki gelişmeler, bunun yol açtığı toplumsal ilişkiler son duruşmada tarihsel gidişi belirler. Gravitasyon gibidir onlar. Tarihsel sürecin kaderini onlar belirler. Ama küçük gruplar alanına girince, tıpkı atom altı dünyada ya da çekirdek fiziğinde olduğu gibi, orada başka kuvvetlerin egemenliği vardır. Örneğin orada sınıfsal çıkarlar veya eğilimler değil de cinsel sempatiler ya da eğilimler çok daha belirleyici olur. İktisadi ilişkiler değil de kişilerin en çim çiğ maddi çıkar beklentileri çok daha belirleyici olur. Davranışları belki ideolojiden çok modern toplumdaki yalnızlık korkusu belirler. Örnekler çoğaltılabilir.

Bu noktaya niye geldik. Politik mücadelenin bir problemini açabilmek için. Kitlesel partilerde ya da örgütlerde, o örgütlerin davranışlarını ya da sorunlarını, değişimlerini, sosyolojik, gravitasyon kuvveti benzeri değişmeler belirler. Örneğin bir sosyalist partini reformistleşmesi, pekâlâ, o partinin dayandığı sınıfın ya da tabakaların toplumsal konum ve çıkarlarındaki, dolayısıyla iktisadi ilişkilerdeki ve teknikteki değişmelerle açıklanabilir. Binlerce üyenin seçtiği delegelerin kongrelerde aldıkları kararları bu tür güçler belirler.

Ama küçük bir grubun ya da çevrenin kararlarında, sempatilerin, antipatilerin, küçük hesapların öylesine büyük bir yeri ve ağırlığı vardır ki, o kararlar bir tarihsel, toplumsal eğilimle açıklanamaz. Küçük bir toplulukta, birkaç kişinin tavrının çoğu kez büyük bir ağırlığı olur. O tavırlar ise, tarihsel ya da sosyolojik ölçülerle bakıldığında rastlantısal denilecek durumlar tarafından belirlenir.

Hele böyle küçük grupların, büyük tarihsel deneyleri yaşamadan, kadın ya da işçi hareketinin yeterince içe sindirilememiş, kulaktan dolma ya da yüzeysel bilgileriyle ve de bir gericilik döneminin tecrit ortamında var olduklarını düşünün, ortaya tam anlamıyla bir saçma durum çıkar. Kahramanlar, büyük sosyal hareketlerin vokabüleriyle (ya da " söylemiyle" diyelim) konuşur.

Fransız devriminin önderleri eski Yunan ve Roma yurttaşlarının dilini kullanıyorlardı. 48 devrimcileri 1789'un. Marks buna bakarak, birincisinde trajedi, ikincisinde, (taklidinde anlaşıla) komedi olur diyordu. Ama küçük gruplarda büyük sosyal hareketlerin diliyle konuşmak, ortaya komedi bile değil, saçma şizofrenik bir durum çıkarır.

Fikir ayrılıkları: sınıfsal ihanet; tartışmada biraz yüksek sesle konuşmak "seksizm" vs. vs. olarak tanımlanır. İşin ilginci, ezilenlerin çoğu kez kendi ezilmişliklerini, bu ezilmişliğe karşı mücadeleye sempati duyan ezen gruplardan bireyler üzerinde bir egemenlik ve baskı aracı olarak kullanması gibi olgular nedeniyle, toplumsal bir ezilmişlik durumu, kişisel ya da küçük grup ilişkileri alanında, diyalektik olarak tam zıddına döner ve bir baskı durumuna dönüşür.

Sosyolojik olarak ezilen bir cins, "sınıf", "ırk" ya da milliyetlerden kişiler, küçük gruplarda pekâlâ bu konumundan dolayı ezen ve egemen duruma geçebilirler o küçük grubun ilişkileri bağlamında.

Baskıya karşı tarihsel mücadelenin parolaları, küçük gruplar içinde birden baskının ideolojik araçları haline dönüşürler. Örneğin "özel olan politiktir" parolası, son derece "özel" bir çıkarı veya konumu korumanın ve güçlendirmenin; onu politik gibi göstererek, gerçek çıkarı gizlemenin bir aracı haline dönüşebilir ve dönüşür de.

Aslında küçük grupların tarihsel kaderini bu tür sorunlar belirler. Canlı ve yükselen bir harekete dayanmayan, gücünü ondan almayan her türlü küçük politik gruplaşma ya da gruplaşmayı koruma çabası, küçük grupların davranışlarına yön veren kuvvetlerin baskısı altında kalmaya mahkumdur.

Ve bu nedenle de, müthiş enerji ve güç tüketen, moral bozukluğu yaratan, kemikleşme ve buharlaşma eğilimini bir arada taşıyan küçük gruplaşmalara basit insani ilişkiler ötesinde fazla bir değer vermemek gerekir. Hatta mümkün olduğunca bu tür şekillenmelerden uzak durmak yararlıdır.

Politik küçük gruplarda kadın hareketinin tarihsel parolası değil onun zıttı doğrudur: "Politik olan özeldir". En politik gibi görünen, ya da öyle anlamlandırılan tartışma, ayrılık ve kararların ardında, aslında tamamen "apolitik", ama tamamen insani , "hatalar ve unutkanlıklar karmaşası insan", "insanım, insana özgü hiç bir şey bana yabancı değildir" anlamında insani, "akrebin sokması kötülüğünden değil, tabiatı icabıdır" anlamında insani zayıflıklar, eğilimler, beklentiler yatar. Özel olan politik olarak görünür.

Ama bu görünüm gerçekliği çarpıttığı, onun özünü anlamayı zorlaştırdığı, hatta bir baskı aracı olduğu için, çoğu kez aslında gerici tarihsel bir ruh halinin, gerici bir "zeitgeist"ın, sol bir grubun içinde gizlenmesinin aracı da olur. Ve orada daire kapanıp bir üst düzeyde tarihsel yasa hükmünü yine gerçekleştirir: Politik biçimde görünen Özel, aslında politiktir, fakat tam da zıt konumda.

Onun için küçük gruplar alanında, gerçeğin özünü daha iyi verdiği için, "Politik olan özeldir" parolası, genel bir parola olarak, o küçük grubun ilişkileri içinde kullanılmamak şartıyla, o ilişkileri genel olarak tanımlamak için, "özel olan politiktir" parolasından çok daha devrimci, özeleştirel, ayıktırıcıdır.

 
Demir Küçükaydın
Pazartesi, 3 Mart 1997