CHP Ölüm Döşeğinde
Türkiye’yi yeniden dizayn etme ve konumlandırma, CHP’yi bir daha “dirilemeyecek” şekilde “öldürme” programları tıkır tıkır işliyor. Başlama zamanları itibariyle bir birinden farklı, ancak birbirini tamamlayan bir projedir. Ve ABD menşei’lidir.
“Cinsel içerikli görüntüler” in internete servis edilmesi bu programın bir parçasıdır. CHP’yi bitirme istencinin ikinci hamlesi olduğu söylemek gerekir. Birincisi CHP Genel Başkan yardımcısı Onur Öymen’ in geçen yılın sonlarında mecliste “Dersim katliamı” ile ilgili yaptığı konuşmaydı.
Kaset ve kasete kayıt edilen görüntülerin yayınlanması kapitalizmin-“belden aşağı vurmaya sonuna kadar cevaz veren modernite” nin eseridir. Kapitalizm aynı zamanda ahlaksızlık üretir. Ahlaksızlık sisteminde ise, özel yaşama saygı yoktur. Özel yaşamın dokunulmazlığına ve kutsallığına helal getirilir. Özel hayatın gizliliği yok edilir.
Her kim yaparsa yapsın, kime yapılırsa yapılsın bunu ve buna benzer ahlaksızlıkları lanetliyorum.
Baykal, kasete konu olan olayı ne ret etti, ne de kabul. Ancak genel kanı ve kabul, böylesi bir olayın yaşandığıdır. Bu bir yana. Hamleyi planlayanlar için önemli de değildir. Büyük bir ihtimalle, onların ellerinde; konuları farklı olan kullanabilecekleri başka materyaller de vardır.
Bu olayın ders alıcı bir yönü vardır. Uzun süre hukuka, ahlaka, vicdana ve adalete toplu iğne başı kadar riayet etmeyen bir kişinin, devran döndüğünde bunlara ihtiyaç duyması, sığınmak zorunda kalmasıdır. Bütün insanların bunu “küpe” yapıp ölünceye kadar kulaklarında tutması gerekir.
2. hamle niçin “cinsel içerikli görüntüler” üzerinden yapıldı? Bunu anlayabilmek için gelişmelere kronolojik olarak bakmak gerekir. Ve Baykal’ın son dönemde attığı adımlar buna neden olmuştur.
CHP’yi bitirme, aynı zaman komplike bir projedir. Projenin ana gücü, yönlendiricisi ve planlayıcısı ise ABD’dir. Ve bunu sadece çıkarı için yapıyor. Yerel ayaklara düşen ise belirlenen zamanda gereğini “devekuşu gibi” gizlice yapmaktır. Ancak yerel ayağının ana aktörleri CHP’nin içindedir. “Kelli-felli” ve “kaftanlı-fistanlı” olanlar bunlardan bazılarıdır. “Ağır ol ki molla desinler” şeklinde yaşıyorlar.
ABD, enerji kaynaklarına yakın veya bu kaynaklara ABD lehine etki yapabilecek, AB ile Rusya, Çin, Hindistan arasında yer alacak güçlü bir tampon bölgeye ihtiyaç duyuyor. Bunun için, 2.Dünya Paylaşım Savaşından sonra, bu bölgeye yönelik en kapsamlı adımı atmıştır.
Bölgenin, tarih, reel jeokültür, jeopolitik ve jeoekonomik durumu itibariyle en uygun ve emperyal niyet ve çabası olan ülkesi ise Türkiye’dir.
Türkiye’nin iç dengelerine baktığımızda, Kürt muhalefetini ve MHP’yi saymaz isek, iki ana güç öne çıkıyor.
Birincisi A.K.P.’dir. Kayıtsız ve şartsız olarak ABD’ye bağlanmıştır. Ilımlı (reformist) İslamcıların, Anadolulu esnafların, liberallerin, emniyet teşkilatı ile ordunun bir kesimince desteklenen bir ittifaktır.
İkincisi CHP’dir. Ulusalcı, statükocu ve yerelcidir. “Örselenmiş” olsa dahi ordu tarafından desteklenen bir partidir. “İstanbul sermayesi” ve çok kollu-çok ayaklı “Ergenekon yapılanması” bu partinin temel taşını oluşturuyor. Bu bileşime, “Reformist İslamı” yavan gören İslamcı kesimler de dahil olmuştur. Yaklaşık bir yıldır Gülen Cemaati ile flörtlük ediyordu. Baykal’ın bu yıl katıldığı “Kutlu Doğum Haftası” etkinliğinde flörtlük sona erdirildi, “söz kesildi”. Nişanlanmaya ramak kalmıştı. Genel Başkanlıktan istifa ettiğini açıkladığı toplantıda; Gülen ve Cemaatini kastederek, “Pennsilvanya’dan aldığım üzüntü ve destek mesajlarının samimiyetine inandığımı da söylemek isterim” açıklamasının altında yatan budur. Ona göre, “sözlüsünden” doğru gelişen bir “iç ihaneti” yaşamadığına dair kanıttı.
Baykal’ın, ABD’nin karar merkezi olan Washington’u aramamış olması mümkün mü? Kolay kolay pes etmeyen Baykal, acaba oradan; “ipin/ipiniz çekildi” mesajını mı aldı?
A.K.P. ve Türkiye’nin, ABD’nin çıkarını esas alan rolü oynayabilmesi için, öncelikle “içte” bir düzenleme yapmak, A.K.P.’yi zorlayabilecek tüm kesimleri güçten, destekten ve potansiyelden düşürmek gerekiyordu.
Birinci aşamada; Kürt muhalefetinin üzerine gidildi, “Ergenekon” süreci başlatıldı, ordu “örselendi”, sol ve emekçi muhalefet baskı altına alındı, “Ilımlı İslam” dışında kalan inanç gruplarına yönelik operasyonlar yapıldı.
İkinci aşamada; CHP’nin kitle tabanına yönelik faaliyetlere başlandı. A.K.P. “Alevilik Açılımı” adıyla bir çalışma başlattı. Ardından Onur Öymen’e Alevileri “kızdıran” bir konuşma yaptırılarak, Alevilerin CHP’den kopması sağlanmaya çalışıldı.
Baykal, Öymen’e sahip çıkarak hayatının büyük hatalarından birini daha yaptı. Gülen Cemaati ile yaptığı “Söz kesme”yle yaşanacak kayıpları gidereceğini mi düşündü acaba?
Ancak ABD, “söz kesme”den hemen sonra, “cinsel içerikli görüntüler” in yer aldığı kasetin devreye girmesine yeşil ışık yakarak “sürkontör” dedi. Ve CHP’nin açılmak istediği muhafazakâr kesimi, Gülen Cemaatini “yumuşak karnı”ndan vurdu. Çünkü ahlak, namus, cinsellik, kadın ve ihanet bu kesimlerin temel toplumsal hassasiyetleridir. ABD ve yerel işbirlikçileri, bununla Gülen’e de “ayağını denk at” mesajı vermiştir.
Bir not daha, yeşil ışıl yakanlar güçlüdür, ancak kaseti internete servis edenlerin de büyük bir organizasyona sahip olduğunu düşünmek gerekir.
Öymen’in konuşmasından sonra yazdığım “ Dersim ve Alevilik Tartışmasının Geleceği” adlı makaleye şu cümleyle başlamıştım. “CHP Genel Başkan yardımcısı Onur Öymen’ in Dersim ile ilgili mecliste yaptığı konuşma, göründüğü kadarıyla, Türkiye’nin siyasal haritasını, siyasetinin iklimini ve siyasetinin güç dengelerini değiştirecektir. Kim ki bu süreci iyi okursa, kendi siyasetinin hanesine artılar kazandıracaktır.”
Tekrarlıyorum. Bu süreci kim iyi okur, ona göre “pozisyon” alırsa kazanacaktır. Yoksa birileri de; okuyamayanlara, pozisyon almayanlara “canınız cehenneme” der.
- Mihdi Perincek ağ günlüğü
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
