26 Mayıs Genel Eylem Kararı ve Sendikalar

26 Mayıs tarihi yaklaştığı halde, KESK dışındaki konfederasyonlar net açıklamalar yapmaktan kaçınıyorlar. 26 Mayıs Genel Eyleminin örgütlendirilmesi için işyeri ve fabrikalarda hazırlığın yapılması bir yana, Genel Eylem söylemde dahi dile getirilmiyor...

Yaklaşık üç ay önce 22 Şubat 2010 günü KESK, DİSK, Türk-İş ve Türkiye Kamu-Sen genel başkanları, 12 temel konuda taleplerini açıklamış, bu taleplerin hükümetçe karşılanmaması halinde 26 Mayıs 2010 tarihinde üretimden gelen güçlerini kullanarak genel bir eylem yapacaklarını açıklamışlardı.

Konfederasyonlar nihayet (11.05.2010 tarihinde Türk-İş Genel Merkezinde) bir araya gelip konuyu görüşebilmişler. Yapılan toplantıda KESK’in, “biz hazırız, katılacağız” görüşünü savunurken Türkiye kamu Sen’in “şartlar değişti ben grev yapamam”(Evrensel 15.05.2010) dediği ifade ediliyor. Konfederasyonlar konuyu kendi kurullarına götürüp görüştürdükten sonra yeniden toplanma kararı almışlar.

Konuyla ilgili haberi Cumhuriyet gazetesini kaynak göstererek yayınlayan Sendika org sitesi şu bilgileri aktarıyor: “Toplantıda KESK ve DİSK başkanları eylem konusundaki kararlılıklarını dile getirdiler. Türk-İş ve Kamu-Sen ise eylemi kendi kurullarında görüşme kararı aldılar. Bu arada eylemin tarihinin de değiştirilmesi konusu gündeme geldi. Eyleme katılımın arttırılması için tarihin öne çekilebileceği gibi geriye de bırakılabileceği dile getirildi. DİSK Başkanı Süleyman Çelebi, eylemin daha etkin olarak gerçekleştirilebilmesi için Türk-İş ve Kamu-Sen’in kendi kurullarında değerlendirme yapacaklarını, bu konfederasyonların herhangi bir çekincelerinin bulunmadığını söyledi. Kamu-Sen Başkanı Bircan Akyıldız da kendi yönetim kurullarında eylemi görüşeceklerini kaydetti.”

DİSK Başkanı Çelebinin açıklamasına göre konfederasyonların kendi kurullarında görüşme yapması “eylemin daha etkin olarak gerçekleştirilebilmesi için” hazırlık yapılmasını hedefliyor... Eğer toplantıların gündemi Çelebinin açıkladığı gibi eylem hazırlığını içeriyorsa çok büyük bir problem yok. Gecikmiş de olunsa yeterli zaman mevcuttur.

Ancak konfederasyonların kendi kurullarında yaptığı toplantılardan sızan haberler Çelebi’yi doğrulamıyor. Bugünkü Evrensel gazetesinde de yer alan bu haberlere bakıldığında özellikle Türk-İş ve Türkiye Kamu-Sen’in yan çizdiği kesinleşmiş durumda… Genel Eylemin yapılmayacağı, ertelenebileceği veya eylemin birkaç saatle sınırlandırılabileceği tartışmaları yapılıyor…

Eyleme oldukça az bir sürenin kaldığı ve hiçbir hazırlığının yapılmadığı bir süreçte böylesi tartışmaların yapılıyor olması devlet güdümlü sendikal anlayış aşılmadan sınıf hareketinin gelişemeyeceğini bir kez daha gösteriyor.
“Şartlar değişti” diyenlere sormak gerekiyor? Hangi şartlar değişti? Başta 4/C olmak üzere güvencesiz çalışma ile ilgili uygulamalardan vazgeçilmesi, kıdem tazminatı hakkına dokunulmaması, işsizlik sigortası fonunun amacı dışında kullanılmaması, sağlıkta katkı payı uygulamasına son verilmesi ve benzeri ve taleplerin ilan edildiği tarihten bu yana koşullarda herhangi bir değişiklik oldu mu? Bu taleplerin hangisi egemenlerce karşılandı? Peki, bu açık gerçeğe rağmen eylem ertelenecekse neden ertelendiği ve üç ay önce eylem kararının neden alındığını nasıl izah edeceksiniz?

Minareyi çalan kılıfına uydururmuş… Bakalım nasıl bir kılıf bulacaklar. Ancak bu sendikaları tanıyanlar açısından şaşıracak bir şey yok. Bu kararı hangi dönemde, hangi koşullarda aldıkları da biliniyor. TEKEL direnişinin sürdüğü dönemde direnişçi işçiler ve duyarlı sendika yöneticilerinin bir araya geldiği şartlarda bu eylemlilik kararı alınabilmişti. Eylemin başarıya ulaşması için genel ortak talepleri de içeren bir dizi taleple birlikte genel grev kararının alınmasına zemin hazırlamışlardı... Ancak Konfederasyonlar mecburen aldıkları bu kararı sulandırmak amacıyla üç ay sonra hayata geçirmek üzere açıklamışlardı. Gelinen noktada ise eylem günü yaklaşınca telaşa kapılıp yan çizme manevraları yapılıyor...

Aralarında en hazırlıklı görünen KESK'in bile hazırlık çalışmaları ve düzeyi tartışmalıdır. Bilindiği üzere KESK düzenlediği il gezileriyle 26 Mayıs eylemi üzerinde durmuş ve örgütlemeye çalışmıştır. Söz konusu toplantılar üyelerin katılımına açık olduğu halde, üye katılımı için çaba gösterilmemiş, Şube yöneticilerinin tümünü bile toplantılara katamamıştır. Katılımın daha iyi bir düzeyde olması için gereken özen gösterilememiştir. Ancak yine de diğer konfederasyonlarla kıyaslanmayacak düzeyde bu eylemle ilgili ciddi davranılmıştır.

DİSK'in aynı hassasiyeti gösterdiği söylenemez. Türkiye kamu Sen'in ise adı var kendisi yok. 25 Kasım grevindeki fonksiyonu da aynıydı. Bu konfederasyonlardan en önemlisi şüphesiz ki Türk-İş'in tutumudur. Önceki gün toplanan Başkanlar Kurulunda 26 Mayıs Grevinden çok 1 Mayıs ve Kumluya gösterilen tepkinin konuşulduğu ifade ediliyor.

Türk-İş Genel Başkanı Mustafa Kumlu 08.05.2010 tarihinde yapılan T. Haber-İş Sendikası'nın genel kurulunda da 26 Mayıs Genel eyleminden hiç söz etmediği halde TEKEL işçileri ve 1 Mayıs kutlaması üzerinde durmuştu...

Konfederasyonların 1 Mayıs Değerlendirmesi

Türk-İş Başkanı Kumlu, T.Haber -İş Genel Kurulunda yaptığı konuşmada yaşanan gerçekleri çarpıtıyor. Kumlu şu ifadeleri kullanıyor: “O çirkin saldırıya gelince… Bu saldırı, sadece bana değil, 1 Mayıs kürsüsüne, emeğin birlik ve dayanışmasına karşı yapılmıştır... Herkes şahit ki biz, gerek TEKEL işçilerinin mücadelesi için, gerek 1 Mayıs Taksim kutlamaları için yapmamız gereken her şeyi yaptık. İçimiz rahat, gerisi laf-ı güzaf…” (Türk-İş internet sitesi)

Evet, herkes şahittir ki 1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanması ve TEKEL direnişinin başarıya ulaşması için “gereken her şeyi yaptık” belirlemesi gerçek dışıdır. Yalandır. Açık çarpıtmadır. Fiyaskoyla sonuçlanan 4 Şubat Genel eylem kararının işçilerin zorlamasıyla alındığı, bu kararın içinin boşaltılarak uygulandığı, 1 Nisan tarihinde ve daha önceki süreçte uygulanan devlet terörüne karşı sendikal bürokrasinin işçilerin yanında yer almadığı yaşanarak görüldü... Dolayısıyla TEKEL işçisinin başarıya ulaşmaması için elinizden geleni yaptığınızı herkes biliyor. 1 Mayısta Taksim alanında yükselen işçi tepkisi ve Kumlunun konuşturulmaması da bu gerçekliğin yaşanmasından ve bilince çıkarılmasındandır. Öte yandan 1 Mayısın Taksimde kutlanması için bedel ödeyenlerin kimler olduğu da çok iyi biliniyor…

1 Mayıs'ta Taksim Meydanında TEKEL işçilerinin başını çektiği protesto eylemi bahane edilerek 26 Mayıs'ın görev ve sorumluluğundan kaçınılması düşünülemez. 9 Mayıs 2010 tarihinde Türk-İş Genel Merkezinde bir araya gelen ve 1 Mayıs değerlendirmesi yapan altı konfederasyon M. Kumlunun bakış açısını aratmıyor: “Böyle önemli bir günde ve böyle önemli bir alanda Taksim Kürsüsü’ne biber gazı, pet şişe, sopa, bıçak v.s kullanarak yapılan saldırı ise emeğin birlik ve dayanışmasına yapılan bir saldırıdır. Konfederasyonlarımız, 1 Mayıs Taksim Kürsüsü’nde TÜRK-İŞ Genel Başkanı Mustafa Kumlu’nun şahsında tüm konfederasyonlara yapılan saldırıyı ve kürsüyü işgal girişimi ile kutlamaları sabote etmek isteyenleri kınamakta, bu tür yaklaşımların teşhir ve tecrit edilmesi gerektiğine inanmaktadır. Bu saldırıyı gerçekleştirenler çok iyi bilmelidir ki hiç bir güç emek hareketinin ve konfederasyonlarımızın, emeğin kazanımları için birlikte mücadelesini engelleyemeyecektir.” (Türk-İş İnternet sitesi)

1 Mayıs kürsüsüne sahip çıkan işçileri “kınayan” “teşhir ve tecritten” söz eden bildirinin altında ne yazık ki KESK'in de imzası var... Oysaki KESK, 1 Mayıs sonrası yaptığı değerlendirmelerde bu ifadeleri kullanmamıştı. Belli ki “emeğin birliği” adına böylesi vahim belirlemeye imza atmış bulunuyor. Hangi gerekçeyle imzalarsa imzalasın bu duruş ilkesel bir duruş değil... Kınanması gereken “teşhir ve tecrit” edilmesi gerekenler kürsüye müdahale eden işçiler değil, işgalci sendika ağalarıdır.
Hemen belirtmek gerekir ki bu coğrafyada devlet güdümlü kontra-korucu sendikal anlayış sürdüğü müddetçe ezilenlerin haklı ve meşru tepkileri de devam edecektir. TEKEL işçilerinin söz konusu eylemi de son derece meşru ve haklı bir eylemdir...

Dünyada 8 saatlik çalışma hakkını kazanmak için işçilerin nasıl bedeller ödediğini sınıf kardeşleri henüz bilince çıkarmamış olsa da, sendika bürokratları çok iyi biliyor. Bugün çalışma hayatına bakıldığında işçiler yine 10–12 saat kölece çalışıyorlar. Tekstil, metal, deri sektöründe örgütsüz işyerlerinde kuralsız, güvencesiz çalışma koşulları devam ediyor…

Dolayısıyla 1 Mayısın özünü çarpıtıp ulusal marşlarla milli bir güne dönüştürmek isteyenler, işçi hareketini, emek hareketini açıkça hançerleyenler bu tepkilerden şikâyet etmeye hakları yoktur.
Yapılan açıklamada “Bu saldırıyı gerçekleştirenler çok iyi bilmelidir ki hiç bir güç emek hareketinin ve konfederasyonlarımızın, emeğin kazanımları için birlikte mücadelesini engelleyemeyecektir.” diyorlar. Bunlar tam beylik laflardır. Bu laflara kendileri de inanmıyorlar...

26 Mayıs Genel eylem kararı alınırken Hükümetin borazanlığını yapan Hak-İş ve Memur-Sen neredeydi? O zaman “emeğin birliği” gerekmiyor muydu? Yoksa söz konusu birlik devlete hizmet birliği mi? “Birlik” 1 Mayıs'ın içini boşalmak için mi gerekiyor?

Diğer dört konfederasyona da sormak gerekiyor? Bu nasıl birliktir? Aldığınız eylem kararının hazırlıkları neden ağırdan gidiyor? Bırakalım “emeğin kazanımları için birlikte mücadele” kararlılığını bir yana... Emeğin kayıpları için mücadeleyi bile göze alamadığınız gün gibi açık değil mi?

İşte yanı başımızda Yunanistan'daki emek hareketinin görkemli direnişi... Görüldüğü gibi işçiler, memurlar, tüm çalışanlar, genel grev eylemiyle hayatı durduruyorlar... AB ve IMF'nin "acı reçetesine" karşı şiddetle muhalefet ediyorlar. Hak gasplarına karşı yapılan bu mücadelede, henüz tam bir sonuç almamış olsa da onurlu direniş devam ediyor... TEKEL işçisinin 78 günlük direnişi ve 1 Mayıs'ın görkemli bir şekilde kutlanması, 26 Mayıs için moral kaynağı olarak görülmeli…

Bu mücadeleyi 26 Mayıs'ta ileri bir aşamaya taşımak görevi herkesin sorumluluğundadır. Eğer 26 Mayıs eylemi yapılmazsa ve ya başarısız olursa, egemen güçlerin emeğe yönelik girişimleri daha da artacaktır. Güvencesiz çalışma iyice yaygınlaşacak ve kıdem tazminatı hakkına dokunulmaya başlanacaktır.

Çözülmesi gereken en önemli sorunlardan biri de örgütlenmenin önündeki engellerin kaldırılmasıdır. Örgütlenmenin önündeki engellerin kaldırılması da çalışma hayatını düzenleyen yasaların değiştirilmesiyle mümkün olabilir. Egemenlerin ise böyle dertlerinin olmadığı Meclisten geçen anayasal değişiklik paketiyle de görüldü. Bu paket ne Kürt halkının eşitlik ve özgürlük taleplerine yanıt vermekte ne de işçilerin kamu çalışanlarının taleplerine yanıt vermektedir.

Dolayısıyla ezilenler, kendi özgüçlerine güvenerek hareket etmelidir... Demokrasi mücadelesinin örgütlendirilmesi doğrultusunda bir adım atmak, operasyonların durdurulması, akan kanın sonlandırılması, Kürt halkının eşitlik ve özgürlük taleplerini haykırmak için greve çıkılmalıdır. Çalışma hayatını düzenleyen yasaların işçi ve emekçilerin hak ve çıkarlarına uygun bir şekilde düzenlenmesi için greve çıkılmalıdır... Başta 4-C olmak üzere güvencesiz, kuralsız, esnek tüm istihdam uygulamalarından vazgeçilmesi, iş güvencesinin sağlanması, ‘kiralık işçilik’ düzenlemesinin gündemden çıkarılması, kamu çalışanlarının grevli toplu iş sözleşmeli sendikal hak ve özgürlükleri için greve çıkılmalıdır. İşçileri, kamu çalışanlarını sefalet ücretine mahkûm edenlere; anadilde demokratik eğitim, sağlık, enerji, su gibi halkların en temel haklarını tanımayanlara, paralı hale getirenlere karşı, 26 Mayısta greve çıkılmalıdır. Sendika ağaları bu taleplerle greve zorlanmalıdır.

Bu noktada devrimcilerin, ileri işçi ve emekçilerin üzerine büyük görevler düşmektedir. Sendika ağalarının gerçek kimliğini “teşhir” etmenin, onları “tecrit” etmenin yanı sıra, sürece müdahale edip çatışma alanlarını örgütlemesi gerekiyor...