Onlar canlı kalkan değil, ‘’canlı çözümcüler...’’
Aralarında BDP Eşbaşkanları, milletvekilleri, Belediye Başkanları, ÖDP, EMEP, ESP, KESK, DİSK, Türkiye Barış Meclisi, sivil toplum kuruluşları temsilcileri, 78’liler Girişimi, aydın ve yazarların da olduğu “canlı kalkanlar”, barış için savaş bölgesinde...
Çözüm arayışlarını Ankara’nın ilgisiz/itici ortamından, demagojik söylemleri ve sahte önermelerinden kurtarıp gerçek zeminine taşıyorlar.
Hükümetin ciddiyetten uzak “açılım”ından, “fare doğuran” anayasa değişikliğinden çok daha ciddi, çok daha somut, çok daha çözüme dönük bir adım bu…
İzninizle daha da ileri gidiyorum: Hatta bir tür kimliğini bulmayan “çatı girişiminden”, deklarasyonlardan, sözleşmelerden, ortak açıklamalardan da değerli.
Salt tasarı değil, fiil çünkü.
Zamanlaması bakımından da hatasız…
Bir şey daha eklemek istiyorum. Onlar savaş karşısında canlarıyla sadece “kalkan” olmuyorlar; “çözüm” de olmak istiyorlar. “Canlı çözüm/yerinde çözüm” inisiyatifini geliştiriyorlar.
***
Bu nedenle engelleniyor. Geçişlerine izin verilmiyor. Valilik yasağıyla, askerin “dur” ihtarlarıyla karşılanıyor. Yollar zırhlı araçlarla tutuluyor…
Bu yollar savaşın/şiddetin kol gezdiği, kendi kanununu uyguladığı yollar.
Bu yollarda güllere, güvercinlere “geçit yok!” Buradan ancak zırhlı araçlar, tanklar, tüfekler geçebilir! Bir coğrafyanın barışa, çözüme kapatılarak “insansızlaştırılması” ya da “insansızmış” gibi algılanıp savaş sahnesi olarak kullanılması ne acı, ne kötü, ne korkunç şey! Bana göre İran’da ipe çekilen Kürt gençlerinin korkunç görüntüleri ile bu tablo arasında hiç bir fark yok. İkisi de insana kastediyor, ikisi de insansızlaştırıyor!
***
Dikkatimi hep çeker: Devlet şiddeti; Kürtler savaşı değil, özellikle barışı istediği, çözüm için somut arayışlara girdiği her dönemde çok daha artıyor. Büyük operasyonlar, siyasal soykırımlar gelişiyor.
“Canlı çözümcüler”in amacı, isteği çok belli, çok barışçıl, çok insani…
“Bir yaraya parmak basmak için,
“Asker ve gerillaların ölmemesi için,
“Askerlerin sağ salim evlerine gitmesi için”
“BURADAYIZ” diyorlar…
Ne asker ölsün ne de gerilla; ne Türk ne de Kürt…
Kimse ölmesin…
Aslında olay çok basit: Savaş yanlıları “ölsünler” diyor; barış yanlıları “ölmesinler” diyor… Hak mücadelesinden de değerli bir çaba bu: Ölümleri engellemek… İnsansız alanlar yaratılmasının önüne geçmek… Tabiatın canlanmasını, ürün vermesini sağlamak… Alanı “askeri bölge” olmaktan çıkarırken, askerlerin de sağ salim evlerine gitmesini başarmak…
***
Ama engelliyorlar.
Gerekçe ne?
“Teröre müzahir alan” safsatası, “çok sayıda patlayıcı yerleştirilmiş olması olasılığı…”
Yani savaş alanı, yani asker bölgesi…
Bu bölgede bir tek insana yer yok! Barışa, çözüme, kardeşliğe de…
Burada bu topraklarda bir tek barış isteyenler yürüyemez.
Asker yürür!
Zırhlı araçlar, tanklar, toplar yürür!
Çeteler, paramiliter güçler, kelle avcıları yürür!
Halk “yürüyemez!”
O “tutsaktır!”
Orada o bölgede sadece şiddet severler “özgürdür!”
***
Gerçek şu ki:
Hayatları zırhlı araçlar, öldürücü silahlar olmuş, yarattıkları iktidarla “tanrılaşmış” güçler barışı sevmiyor.
Sevmiyor çünkü barış geliştikçe savaş anlamsızlaşır; savaşla beslenenler güç kaybeder, küçülür. Şiddetle yarattıkları tanrısal dünya kaybolur. Doğa da, toplum da kendine döner. Askeri alanların yerini kültürel alanlar alır. Ölümler yaşanmaz olur. Asker de gerilla da sağ salim evine döner.
“Canlı çözümcüler” de aynı nedenle sevilmiyor, yürüyüşleri engelleniyor… Ama unutmamalılar ki kendilerini de sevmeyen daha büyük bir kitle var ve her geçen gün genişliyor…
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
