Öcalan çekilirse ne olur?

ANF'de yayımlanan 14 Mayıs 2010 tarihli 'Öcalan'la görüşme Notu'nda Öcalan'ın önemli bir uyarısı yer aldı. Kürt sorununa duyarlı olanlar, özellikle de çözüm isteyenler dikkatle okumuşlardır.

Şöyle diyor Öcalan: 'Dört yıl önce elimi birçok şeyden çekmiştim, ancak barışçıl bir çözüm ihtimali için yine elimden geleni yaptım. Bundan sonra bunu yapmayacağım. 31 Mayıs'a kadar bekleyeceğim. Bu zamana kadar olumlu bir gelişme olmazsa artık hiçbir şeye karışmayacağım.'

Medya ve malum çevreler bunu 'tehdit' olarak algıladı. Olası, sonuçlarını sorgulama yerine Öcalan'ı suçladı.

***

Oysa Öcalan'ın değil, Türk siyasetinin zaafı bu. Türkiye bugüne kadar çözüm için bir arayışa girmedi. Politika belirlemedi. Önemli bir toplumsal sorunu 'güvenlik' sınırında tutarak boğdu. Belli dönemler bir arayışa girdiyse de (Özal dönemi gibi); Kürtlerde bir 'zorlanma' gördüğü anda yüklendi. 'Bu kez bitiririm, tasfiye ederim' diye umutlandı. Tasfiye planını 'çözüm arayışının' içinde tuttu. Demokratik çözümü, milli politika olarak benimsemedi.

Türk siyasetinin ikinci önemli zaafı Öcalan oldu!

Öcalan'ı çözümün değil, tasfiye planının bir parçası olarak gördü. Geçirdiği düşünsel siyasal evrime rağmen 'bölücü başı' görmekten vazgeçmedi. Esneklik, olgunluk göstermedi. Her fırsatta 'samimi bulmadığını' propaganda ederek çözüme dönük girişim ve önermelerini yok saydı.

Bu hakikate karşın Öcalan, çözüm dilini kullandı. Çözüme dönük akıl yürüttü. Savaşın/şiddetin özeleştirisini yaparak siyasal diyalog ve yakınlaşmanın yolunu açtı. Sadece devleti demokrasiye duyarlı hale getirmeye çalışmadı; PKK ve Kürtleri de Türkiye'nin değişim ve demokratikleşme sorunlarına duyarlı hale getirdi. Hatta değiştirdi. Demokratik kent kültürünü, kentsel dönüşüm projesini 'dağ'ın yerine koydu. Bununla da kalmadı silahlı Kürt potansiyelini demokratik toplumun dinamiklerinden biri haline getirdi.

Daha da önemlisi, Kürt çeteleşmesinin önüne de geçti. PKK'yi 'meşru savunma' çizgisinde tutarak silahlı yapının; ideolojik, siyasal, kültürel ve sanatsal dönüşümünü yönetti.

Böylece silahın, siyasetin önüne çıkmasını engelleyerek devlet ile PKK arasında uzlaşı ve çözüm zeminini koruyan bir denge oluşturmuş oldu.

***

Peki ne oldu da Öcalan 'olumlu bir gelişme olmazsa bundan böyle hiçbir şeye karışmayacağım' dedi?

Çünkü devlet Kürtler, PKK ve Öcalan konusundaki zaafını aşmadı. AKP ile daha da büyüttü. Öcalan'ın 'meşru savunma' ile koruduğu çözüm zeminini değerlendirme yerine, uluslararası komplonun iç ayaklarını güçlendirme yoluyla sonuca gitmek istedi.

'Siyasal soykırım' kavramını toplum hayatına soktu; kültürel soykırımı, ekonomik soykırımı geliştirdi. Tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar demokratik Kürt hareketini DTP şahsında bitirmeye odaklandı. Bununla da kalmadı, tavizlerle bölgesel ve uluslararası güçleri de bu zemine çekti.

***

Tüm bunlar, Öcalan'ın çabalarıyla oluşan dengede bir kırılma yarattı ve bu da Türk-Kürt ilişkilerini daha hassas bir noktaya çekti. Öcalan'ın 'çekilirim' sözü de böyle bir zeminde gündeme geldi.

Öcalan çekilirse ne olur?

Süreç kopar. Devlet Kürtlerden, Kürtler de devletten uzaklaşır. Politik denge bozulur. Şiddetin önü açılır. Büyük ihtimalle de olaylar kontrolden çıkar. Türkiye bilinmeze sürüklenir, ölçüler, hassasiyetler yok olur.

Öcalan 'çekilirse' devlet daha da zorlanır. O da kontrolü kaybeder.

Buradan çıkan sonuç şudur. Öcalan aynı zamanda bir denge unsurudur. Hem denge unsurudur hem de Kürt hareketinin kontrolü açısından önemli bir disiplindir.

Bu görülebilirse Türkiye'de çok şey değişir. Devlet de Kürtler de çözüme çok yaklaşır. Yaklaştıkça da kazanan Türkiye olur.

sayın delil karakoçan

sayın delil karakoçan ..

((Öcalan çekilirse ne olur? ))
ironik başlığı ile konuyu analiz etmiş..,
sayın öcalanın sözleri her zamanki gibi doğru algılanmadığından.. bu "çekilme" olgusuna değinmek istiyorum..
son görüşme notlarında..,
((Öcalan, 'Dört yıl önce elimi birçok şeyden çekmiştim, ancak barışçıl bir çözüm ihtimali için yine elimden geleni yaptım. Bundan sonra bunu yapmayacağım. 31 Mayıs'a kadar bekleyeceğim. Bu zamana kadar olumlu bir gelişme olmazsa artık hiç bir şeye karışmayacağım'))
demişti..

bu sözlere bakıldığında.. hücremde sessizce oturacağım .., artık politika dışındayım anlamı da çıkarılabilinir.. ama söylenen bu mudur..?
(('Burada bana öyle teröristtir diyorlar, eylem, savaş, anayasaya değişiklik paketine red talimatı veriyor diyorlar.))

((Bizim çözümümüz demokratik anayasadır. Otoriter anayasa değil, oligarşik anayasadan değil demokratik anayasadan yanayız; tek ulustan değil demokratik ulustan yanayız. Oligarşik bir cumhuriyetten değil demokratik bir cumhuriyetten yanayız. Tekçi vatandan değil demokratik vatandan yanayız. )))

söylenen budur.. yani olması gereken politik işlevselliğin işletilmemesi sonucu sayın öcalanın devre dışı kalmasıdır..
"o" fiziken..,özgür bir konumda değildir.. ama düşünsel-politik olarak asla tutsak da değildir.. politik çizgisinin işlerliği noktasında muhatablarından yanıt gelmez ise fiziken çekilmiş sayılır.. politik olarak da işlevselliği askıda demektir..
çünkü sistem savaşı zorluyor ise.., savaşacak olanlar bellidir.. bunu politik olarak tercih etmeseler bile zorunlu olarak direnmesi gerekenler bellidir..
sayın öcalanın bahsettiği de budur.. yaşamın pratiği içinde olanların bir kararıdır derken anlattığı da budur..
bir güç diğerine saldırırken.. sen ona direnme-yanıt verme teslim ol diyecek hali yoktur.. bu ne bir öndere ne de bir insana yakışır..
savaş kararı da yoktur.. politikası bellidir.. bu politikasının işletilmesine hem koşullar hem de kişisel olarak engel olunuyorsa.. olanlar.., sonuçlarına da katlanacaklardır..

kimse.., kürt halkı nezdinde ayrı ayrı karar merkezleri ve politik duruşları var diye analiz yapmasın.. bu işler çoktan netleşti saflar belirlendi.. sayın öcalan-pkk nezdinde politik-ideolojik bir duruş vardır ve başkaları vardır..
sistem de.., kimleri muhatap almak zorunda olduğunun bilincindedir..
tasfiye bu politik duruşadır.. içinde pkk vardır.., içinde önderliği vardır.., politik kürt halkı vardır ve yarattığı demokratik halk hareketi vardır..

(((Ben buradan Başbakan'a sesleniyorum. Sayın Başbakan! Demokratik çözüm için ciddi yaklaşın. Önümü açarsanız ben, etkimin olduğu bütün kesimleri silahların susması konusu dahil, bir hafta içerisinde ikna etmezsem bana ne derseniz deyin, bana ne yaparsanız yapın. Ben bunu yapma gücümün olduğuna inanıyorum ve bunu yapabilirim. Yapmazsam o zaman haklısınız derim. Ama ciddi yaklaşmıyorlar, ciddi değiller, çözüme yaklaşmamaktadırlar. Ciddi yaklaşsınlar, ben bir hafta içinde silahlı güçleri bir yerde toplarım, çatışmalı süreci bitirebilirim, buna gücüm vardır. Bunun için öncelikle Hükümetin ve Büyük Millet Meclisi'nin önümü açması gerekir. AKP de demokratik çözüme ciddi yaklaşmalıdır.')))

bu seslenişi her kesim "kendince" "algılar" ve "kullanır"" çok da önemli değil.. ama bu bir realitedir.. yaşamın gerçeklerinin dayattığı bir politik bir duruşun..,
bu realiteye müdahalesidir..
mandela ve güney-afrika süreci ile ilgili bir yazı burada var.. gerek aparheıd yönetiminin gerekse direnişcilerin açıklamaları var..
çözümsüzlüğün yaratacağı sonuçları görenler çözüm için adım atmış ve mandela da bu çözümün ana mimarı olmuştur..
ortaya çıkan noktasındaki eleştiriler ayrıdır.. ama süren bir savaşın ve ırkçı sistemin değişime zorlanması ayrıdır..

sistem bu anlamda değil de tasfiye anlamında yaklaşıyor ise..,
artık bazı şeylerin netleşmesi gerekir..
konu....;
1- kürt halkının önderliği veya politik merkezi tartışması değildir
2- savaşın devamını pkk istiyormu?-istemiyor mu? değildir.
3- 30 yıllık sürecin sonunda kürt halkına "yeni" bir "politik merkez" ve yeni bir "önderlik" ve de "yeni" bir "politik duruş" aramak da değildir..

konu..;
çok açık ve nettir.. barış-demokrasi çözümümü? yoksa savaşı tırmandırmak mı? ..

bunun yanıtını sistem ve bu anlamda sonuçlarını ağır yaşayacak toplumsal dinamikler vermelidir ki.., kürt halkı da buna uygun konuşlansın..

kısaca "çekilme" olgusu bunlarla ilintilidir.. kişisel de değildir..
sayın karakoçan ironik bir başlıkla aslında bu realiteyi ve olası sonuçlarını açıklamış..
daha doğrusu..,
kör gözlere ışık tutmaya çalışmış..