Kürdistan ve Filistin: Bir küçük mukayese
(Aşağıya düştüğüm notların tamamı çok değişik kaynaklardan temin edilmiştir. Neredeyse her cümle için değişik referanslar gerektirdiğinden ve aslında bu çalışmanın da amacı sistematik bir tarih araştırmasından çok aktüel gündeme “gönderme” yapmak olduğundan referans adları verilmemiştir. Ama her bir bilgi için pek çok referansın mevcut olduğunu küçücük bir çalışma yapan herkes görebilecektir ve dileyen kişiler ile de bizimle paylaşıma geçmeleri halinde bu referanslar paylaşılacaktır.
Amacımız acıları kıyaslamak veya yarıştırmak değildir. Acılara sonsuz saygımız vardır. Mesele, J. Baudrillar’ın şahane ifadesi ile “bir katliamı unutturmak da bir katliam türüdür” gerçeğinden hareketle, Kürt toplumunun dünyada dura geldiği yer itibariyle de esasen bir katliama maruz kalmış olması ile alakalı ortaya çıkan ciddi problem ve bunun yarattığı derin rahatsızlıktır.)
En büyük toplu katliam
Filistin halkının uğradığı en büyük toplu katliam 16 Eylül 1982’de Batı Beyrut’taki Filistin mülteci kamplarında Hıristiyan sağcı milisler tarafından gerçekleştirilmiştir ve toplam katledilen insan sayısı çoğu kadın ve çocuk 3 veya 7 bindir.
Kürtler’in maruz kaldığı en büyük katliam 1988 yılında “Enfal Askeri Operasyonları” ismi altında Irak Baas rejimi tarafından uygulanmış ve–isimleri tespit edilen- çoğu kadın ve çocuk 182 bin insan öldürülmüştür.
Bunun dışında Filistin’in maruz kaldığı İbrahim Halil katliamı, Deir Yasin, Birinci ve İkinci Gazze katliamlarının kurbanları genelde yüzler ile ifade edilmektedir.
Kürtler’in maruz kaldığı Dersim katliamında 70 bin, Zilan katliamında 15 bin, Kela diza ve Halepçe katliamlarında 5’er bin, Genç, Newala Kasaba, Amûd, Şengal, Mahabad vs. katliamlarında kurbanlar genelde binler ile ifade edilmiştir.
20 bine yakını da “faili meçhul” katliama kurban gitmiştir.
Göç ve sürgün
1990 – 1995 yılları arasında Türkiye Kürtleri’nin 5000, 1984 – 1989 yılları arasında Irak Kürtleri’nin 6 bin köyü yakılmıştır. (toplam 11 bin köy). İran ve yine Irak hükümetlerinin farklı zamanlarda yine benzer köy yakma ve boşaltma politikaları ile birlikte bu sayının 13 bini geçtiği rahatlıkla söylenebilmektedir.
Bundan önce de 19. yüzyıldan bu yana Avrupa’nın pek çok ülkesine, Arap ülkelerine, Rusya’ya, Kafkaslara, İç Anadolu’ya vs. gönderilen Kürtler’in sayısı bilenememekle beraber en az 5 milyon Kürd’ün, sonradan gelen nesiller ile beraber vatanından uzakta yaşadığı tahmin edilmektedir.
Filistin’de de Gazze Şeridi, Ürdün, Suriye, Lübnan ve dünyanın geri kalan ülkelerinde yaşamak zorunda bırakılan pek çok Filistin’li vardır. 1948 sürecinde 800 bin,1948'den 1965'e kadar 60 bin, 1967 işgaliyle birlikte 450 bin Filistin’li göç etmek zorunda kalmıştır. İstatistiklere göre; bugün göç edenlerin çocukları da hesaba katıldığında 7 milyon 100 bin Filistinli(bütün Gazze kentini de mülteci sayıyoruz) mülteci var.
Zindandaki çocuklar
Bugün itibariyle İsrail zindanlarında 400 Filistin’li çocuk bulunmaktadır.
Kürdistan’da bu oran, on katıdır: 4000
Taş atma ve gösteriye katılma gibi oldukça “sıradan” vak’alara Tükiye’de verilen cezalar çok daha ağırdır.
Hapis ve işkence
İntifadanın başladığı Aralık 1987'den Şubat 1995'in sonuna kadarki süre içinde 35 Filistin’li işkence altında hayatını kaybetmiştir.
Gözaltında öldürme, kayıp ve işkence ile öldürülen Kürtler’in sayısı bilinememektedir. 12 Eylül sürecinde sadece Diyarbakır cezaevinde 53 mahkum çeşitli şekillerde öldürülmüştür. İran, Irak ve Suriye cezaevlerinde uzun yıllardır Kürtler’e karşı süregelen vahşette oldukça yüksek rakamlar tahmin edilmektedir.
İsrail işgal devleti, Doğu Kudüs, Batı Yaka ve Gazze'yi işgal ettiği 1967 tarihinden bu yana 700 bin Filistinliyi tutukladı ve bunların % 90'ına işkence etti.
İran, Irak, Suriye ve Türkiye Kürdistanları’ında söz konusu yıllar arasında kaç kişinin gözaltına alındığına dair herhangi bir bilgi yoktur. Ama sadece Türkiye’de bu rakamın Filistin’e yakın olduğuna kesin gözü ile bakılıyor.
Şu an itibariyle İsrail zindanlarında 7.254 Filistinli kadın ve erkek vardır.
Geçen 2009 yılının Mayıs ayında yayınlanan bir rapora göre Türkiye’de 10 bine yakın Kürt siyasi tutuklu vardı. O zamandan bugüne KCK operasyonları bağlamında 1700’e yakın kişinin daha tutuklandığı hesaba katıldığında (son 4 günde 50’ye yakın kişi daha gözaltına alındı) bu oran daha da artmaktadır. (61 yaşındaki “Barış Annesi” Sultan Acıbuca’ya 6 yıl 3 ay hapis cezası verildi)
Asimilasyon ve kültürel soykırım
Filistin’de İsrail tarafından sistematik olarak uygulanan kültürel soykırım politikalarına ve asimilasyona ciddi bir şekilde rastlanmamıştır. Arap dili, kültürü ve edebiyatı yaşatılabilmektedir, okullarında eğitim dili Arapça’dır.
Kürdistan’ın dört parçasında süren asimilasyon ve kültürel soykırım politikaları büyün oranda hala devam etmektedir. Özellikle Suriye ve Türkiye’de Kürt dili ve kültürü üzerindeki baskı politikaları devam etmektedir. Kürtler, dillerini, kültürlerini, tarih ve edebiyatlarını büyük fedakarlıkları göze alarak yaşatabilmektedirler. İran, Suriye ve Türkiye’de eğitim dili hâlâ Kürtçe değildir.
Siyasal özgürlük
Filistin devleti dünya tarafından genelde kabul edilmiş bir devlettir. Topraklarının büyük bir kısmı işgal altında olmasına rağmen İsrail bile “iki devletli çözüm”den bahsedebilmektedir.
Kürtler – Irak Kürdistan’ının federal yapısı hariç- hiçbir siyasal özgürlüğe sahip değildir. Kurulacak bir bağımsız Kürt devleti pek çok devlet için savaş sebebi sayılamaktadır. Kürtlerin toprağını işgal eden devletler, Kürtler’e, ancak resmi/egemen siyasal söylem ve dile ittiba gösterdikleri ölçüde “anlayış” gösterebilmektedirler.
Yerleşim birimleri, demografik müdahaleler
Sadece 1991 – 2000 tarihleri arasında 15.851 Kürt aile Kerkük ve Xenaqîn’den sürülmüş, yerlerine Araplar yerleştirilmiştir. (93.838 kişi)
1987 – 1988 yılları arasında Kerkük bölgesinde Araplaştırılan Kürt köylerinin sayısı: 773. Sürülen aile sayısı: 37726. 1957 okul, 2457 cami ve 271 sağlık ocağı da yakıldı.
1989’un sonuna gelindiğinde sürülen ailelerin toplamı: 219 828
1991- 1999 yılları arasında Süleymaniye’ye sürülen Kürt ailelerinin sayısı 92712.
1998’in 15 Nisan – 15 Haziran’ında “sınır dışı” edilen aile sayısı 1468.
1999 yılına gelindiğinde Irak’ın Güney bölgelerine sürülen insan sayısı toplam 900 bin civarında.
Aynı politikalar 1960’lı yıllardan itibaren devam ede geldiğini hesaba katarsak bu oran artar.
En ilginç bilgi ise şu: Kerkük Valisi Sabah Nuri Alwan, 13.06.2000 tarihinde Kerkük’teki tüm üst düzey yetkilerle bir toplantı yaptı. Bu toplantıda yetkililerden dikkatli bir çalışmayla Kerkük’teki Kürtleri sürüp onların yerine Filistinlilerin yerleştirilmesini istemiştir.
İlginç bir başka bilgi: 1970’li yılların sonlarında, Lübnan-Filistin bölgesinde savaş eğitimi alan Kürt gerillalar, İsrail ile bazen savaşmak zorunda kalmış hatta 12 Kürt bu çatışmaların birinde canlarını vermişlerdir
Esas olarak Filistin sorununun temelinde İsrail’in Filistin topraklarını satın alma, işgal ve ilhak politikası ile BM kararlarına uymaması olduğunu söyleyebiliriz.
İşgal altındaki Batı Şeria'daki 5.640 kilometrekarede mevcut yerleşimlerin sayısı:121 adet. İşgal altındaki Doğu Kudüs'teki mevcut yerleşim birimlerinin sayısı 12. Batı Şeria ve Gazze Şeridi'nde yaşayan yerleşimci nüfusun toplamı: 1972 yılında 1.500; 1983 yılında 29.090; 1992 yılında 109.784; 2001 yılında 213.672 ve bugün 285.800. Doğu Kudüs'te yaşayan yerleşimci nüfusun toplamı: 1972 yılında 6900; 1992 yılında 141.000; 2000 yılında 170.400 ve bugün 193.700.
İkisinin toplamı da 479.500 yerleşimci. Hem Kudüs hem de Batı Şeria'daki yerleşimci nüfus İsrail'in genel nüfus artışının (1,5) üstünde, yüzde 4,5 civarında, artmış bulunuyor.
23 Haziran 2002’de Filistin intihar saldırılarını engelleme bahanesiyle Filistinlileri hapseden bir Ayrım Duvarı inşa edilmesidir. Duvarın yıkılması ve inşaatının durdurulması konusunda BM Genel Kurulu tarafından alınan karara yine İsrail yönetimi uymamıştır.
Duvar inşa edilirken ilk etapta yaklaşık 280 Filistinlinin evi yıkılmıştır.
İran, PJAK’a (Kürdistan Özgür Yaşam Partisi) ve kaçakçılığa karşı 2007 yılında Irak sınırına duvar örme kararı almıştı. Hacıümran Sınır Kapısı’ndan başlayacak olan Irak sınırı üzerindeki beton duvar 4 kilometre uzunluğunda, 5 metre yüksekliğinde olması kararlaştırılmıştı. Daha duvar yapımına başlanmadı.
Türkiye tarafından da Hakkâri ve Şırnak’ın Irak sınırına yakın bölgelerinde geçen yıl inşaatına başlanan 11 barajın aynı amaçla kurulduğu yetkililerce ifade edilmiştir.
Kürdistan üzerinde egemen olan devletlerin Kürt coğrafyasını Türkleştirme, Araplaştırma, Farslaştırma politikaları sürekli uygulandı.
İran Kürdistanı’nın demografik yapısının değiştirilmesi amacıyla İran’ın, Doğu Kürdistan’daki şehirlerin etrafında yerleşim yerleri açtığı, buraları Tahran, Şiraz ve Esfahan’dan gelen Farslara verdiği, bu sene ajanslara düşen haberler arasında.
Türk devleti de aynı uygulamayı Kuzey Kürdistan’da açık veya gizli yöntemler ile defalarca denedi. milyonlarca Kürt batıya gönderilmiş –üstelik orada onlara herhangi bir barınma imkanı oluşturmadan- onbinlerce Türk’ü de Kürdistan’a yerleştirmiştir.
Kürtlerin, yaşadığı en büyük göç ve sürgün dalgası İçanadolu’ya yönelik olmuştur. 18.Yüz yılda başlayan göç ve sürgün dalgası Orta Anadolu’yu neredeyse baştan başa kaplamıştır. Yaklaşık olarak 300 yüz yıldır, Orta Anadolu topraklarında milyonlarca Kürt yaşamaktadır.
Sürülen belli başlı Kürt aşiretleri şunlardır: Şêxbizin, Resia(Raso), Canbeg, Zirka, Teriki, Sixan, Heciban, Seweda,Psiya ve atman asiretleri.
Yüzbinlerce Kürt’ün, -ağırlıklı olarak son üçyüz yıl boyunca- sürüldüğü Türk merkezleri şunlardır: Afyon, Ankara, Aydın, Amasya, Adana, Aksaray, Bayburt, Balıkesir, Bursa, Çanakkale, Çankırı, Çorum, Denizli, Edirne, Eskişehir, Gümüşhane, İstanbul, İzmir, Karaman, Kayseri, Kastamonu, Kütahya, Kırşehir, Kırklareli, Kocaeli, Konya, Manisa, Muğla, Nevşehir, Niğde, Samsun, Sinop, Tekirdağ, Trabzon, Tokat, Uşak, Yozgat.
TC, Kürdistan'ı ve Kürtleri hedef alarak 1920-1940'lı yıllarda Takrir-i Sükûn, İstiklal Mahkemeleri, Şark Islahat Planı ve Tunceli Kanunu gibi kanunlar çıkararak Kürtler'in Anadolu'da ve diğer sürgün bölgelerinde çoğunluk oluşturmayacak şekilde iskana tabi tutmuştur.
1926, 1932, 1936, 1937 yıllarında çıkarılan kanunlar ile yüz binlerce Kürt tehcir edilmiştir.
Sadece 1938’de Dersimden 3 bin ailenin sürgüne gönderildiği kaydı mevcuttur.
Türk Ocakları, Olgunlaştırma Enstitüleri, Yetiştirma Yurtları, Yatılı Bölge Okulları, Devlet Parasız Yatılı Bölge Okulları ve Yurtları, Halkevleri ve Köy Enstitüleri gibi kurumların temel sebebi Kürt çocuklarını Türkleştirmedir.
14 Haziran 1934 tarih ve 2510 sayılı Mecburi İskân Yasası'nda Türk ırkından olmayan ya da ana dili Türkçe olmayan kişilerin durumu, kanunlarda net bir şekilde belirtilmiştir:
"Türk ırkından olmayanlar, hükümetten yardım istemeseler bile hükümetin göstereceği yerde yurt tutmağa ve hükümetin izni olmadıkça buralarda kalmağa mecburdurlar." (Madde 7)
"Ana dili Türkçe olmayanlardan toplu olmak üzere yeniden köy ve mahalle, işçi ve sanatçı kümesi kurulması veya bu gibi kimselerin bir köyü, bir mahalleyi, bir işi veya bir sanatı kendi soydaşlarına inhisar ettirmeleri yasaktır." (Madde 11)
"Türk ırkından olmayanların serpiştirme suretiyle köylere ve ayrı mahalle veya küme teş-kil etmeyecek şekilde kasaba veya şehirlere iskânları mecburdur." (Madde 13)
TC tarafından 1932 yılında yürürlüğe konulan yeni sürgün kanununa karşı çıkmak ve halkı bu konuda direnişe kaldırmak için Xoybun Örgütü tarafından 16 Haziran 1932 bir bildiri yayınlanır. Bu bildirinin içeriğinde; "TC tarafından uygulanan kuşatılmaya, istilaya, imhaya ve haksızlıklara karşı mücadele” çağrısı yapılır.
Bu süreçte Kürt Halkı'nın geçim kaynakları bir bir ortadan kaldırılmış, hayvanlar telef edilmiş, tarım alanları ve ormanlar yakılıp yıkılmış, köyler boşaltılmış, insanlar evsiz-barksız bırakılmış idi. Her türlü talan, yağma, baskı, dayatma, korkutma, sindirme ve katletme yöntemleri ile kuşatılan Kürtler; böyle bir kaos ortamında can endişesi ile, sahip oldukları bütün maddi imkan ve olanakları bırakarak mülteci durumuna düşmüş, Anadolu'ya ve başta Avrupa ülkeleri olmak üzere bir çok değişik ülkeye iltica etmek zorunda bırakılmıştır.
1989-1999 yılları arasındaki 10 yıllık süreçte de; 5000 kırsal yerleşim birimi boşaltılmış 4 ile 4,5 milyon arasında insan yerinden yurdundan edilmiştir. Bu insanlar Diyarbakır, Van, Batman gibi illerin şehir merkezlerinde ya da İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Mersin gibi metropollerde gettolaşma benzeri yerleşim alanları oluşturarak Türkiye'deki yaşam standartlarının en kötü koşullarında bir yaşamı sürdürmek zorunda kalmışlardır.
Suriye yönetimi de Arap Kemeri politikası günümüzde halen yürürlükte olan bir politika. 2.5 milyon Kürd’ün yaşadığı Suriye’de 300 bin Kürt’e kimlik verilmemiştir ve dolayısıyla bunlar her türlü vatandaşlık hakkından mahrum bırakılmakta ve topraklarına da rahatlıkla el konulabilmektedir.
Kürtlerin yoğunlukta bulunduğu bölgelerden çıkarılarak yerlerine Arapların yerleştirilmesini hedefleyen ve 1963’ten beri yürürlüğe sokulmuş olan Arap Kemeri Projesi'i Cezire bölgesindeki Kürt nüfusunun yüzde 70'ini, Afrin bölgesinde ise yüzde 30'unu göç etmek zorunda bırakmıştır.
Barede, Soğoneke, Kimare, Dermışmış, Basufane, Fafırtin, Beyiye, Zorete, Cılbre gibi birçok Kürt bölgesinin toprakları birileri tarafından satın alınmış. Fakat kimin satın aldığı, bu planı kimin yürüttüğü belli değil. Köylülerin ellerinde bir tek evleri kalmış. Köylüler kendi topraklarını şimdi kiracı gibi işletiyor.
Sonuç olarak Kürdistan’a hükmeden devletler bütün yakın tarihleri boyunca Kürt toplumunun zaafa düşürülmesi, aç ve perişan bırakılarak veya sürgüne ve göçe zorlanarak veya çalışma şartlarından mahrum bırakılarak asimile edilmeleri ve müesses düzene entegre olmaları için her türlü vahşiliği yapmışlardır. Böylece Kürt toplumunun ayağa kalkmaması, kendi doğal kimliği ile yaşamaması, göç etmek zorunda kalması ve kendini gerçekleştirme olanaklarından yoksun bırakılmaları için insanlık tarihinin en acımasız yöntemlerini uygulamış ve büyük oranda hâla uygulamaya da devam etmektedirler.
- Adnan Fırat ağ günlüğü
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
