'Barış Davası' Başlıyor!..
‘Barış Davası’ yarın Diyarbakır’da başlıyor. Bu dava bana Napolyon’un, ‘Ahlak olmayan yerde kanun hiçbir şey yapamaz’ sözünü hatırlatıyor.
Gerçekten de bu dava devleti, hükümeti, egemen medyası ve siyasetiyle Türkiye’nin ahlaksızlığını ve bunun sonucu olan açmazını yansıtıyor.
Hatırlayacaksınız; PKK geçen yıl ekim ayında Kürt sorunun demokratik barışçıl çözümüne katkıda bulunmak amacıyla Maxmur Mülteci Kampı’ndan ve Kandil Dağı’ndan barış elçileri göndermişti.
Öneri PKK lideri Öcalan’dan gelmişti. Ufukta yeni bir çatışma ihtimalinin belirdiğini belirten Öcalan, bunun önlenmesi amacıyla partisinden ‚barış grupları‘ göndermesini istemişti. PKK de bu isteği yerine getirmiş, aralarında kadın ve çocukların olduğu 34 kişilik ‚barış grubu‘ göndermişti.
Tabii, PKK bu grubu gönderirken epey bir sıkıntı da çekmişti.
Bunu Kandil’de bulunduğum o günlerde yakından gözlemlemiştim. Zira PKK, 10 yıl öncede; Öcalan yakalandığında yine onun çağrısı üzerine dağdan ve Avrupa’dan barış grupları göndermişti.
Ne ki Türk devleti barışçıl çözüme katkıda bulunmak amacıyla Türkiye’ye giden barış grubu üyelerine onlarca yıl hapis cezası vermişti. Bunlardan bazıları hala hapisteydi.
Ayrıca gerilla güçlerin geri çekildiği günlerde ordunun yaptığı saldırılar da unutulacak gibi değildi.
PKK, ‚barışçıl demokratik çözüme fırsat vermek‘ amacıyla güçlerini sınır dışına çekmeye çalışırken, Türk ordu saldırılarını yoğunlaştırmış, gerillanın geçiş güzergahına kanlı pusular atmıştı.
Geri çekilme sürecinde 500’e yakın PKK gerillası hayatını kaybetmişti.
Şimdi bugün, ‚PKK neden silah bırakmıyor, neden geri çekilmiyor?‘ diye soranlar o günlerde bu vahşi saldırıları görmezden gelmişlerdi. Biri çıkıp da Türk ordusuna ‚bu adamlar geri çekiliyor, siz neden saldırıyorsunuz?‘ diye sormamış, operasyonlara itiraz etmemişti.
Aynı şekilde barış grubu üyelerine onlarca yıl hapis cezasının verilmesi gündeme bile gelmemişti.
Türk devleti gerçek yüzünü bütün dünyaya göstermişti.
PKK’nin savaştan vazgeçtiği, güçlerini geri çektiği, dağdan ve Avrupa’dan barış grupları gönderdiği bir dönemde Türk ordusu Kürt kanı akıtmaya devam etmiş, savaşı sona erdireceğine derinleştirmişti.
Bütün bunlar gözler önündeydi ancak, buna rağmen PKK bir barış grubu daha gönderdi. Kimse pek umutlu değildi ancak, devlete yeni bir fırsat verilmesi fikri egemendi. Hem PKK artık eski PKK değildi. Öcalan’ın yakalandığı dönemdeki gibi çaresiz değildi.
Aradan geçen on yıllık sürede çok şey değişmiş, PKK kendini yenilemiş, güçlenmiş ve yeniden yükselişe geçmişti. Bunun özgüveni içindeydi. Barış grubuna yanlış yaklaşımı bu kez sineye çekmez, bedelini ödetirdi. Grubu bu koşullarda gönderdi.
Bundan sonrası da artık Türk devleti bileceğiydi. Devlet geçmişteki gibi yapmaz, barış elçilerine saygılı davranırsa sürecin önü açılacak, sorunun silahlı zeminden siyasal zemine taşınması için özverili davranılacak, gereken adımlar atılacaktı.
Aksi durumda PKK’den günah gitmiş olacaktı.
Barış grubu herşeye rağmen umutla yola çıkarıldı. PKK barışçıl çözüme bir fırsat daha tanıdı. Türk devleti ise ilk günlerde içeride ve dışarıda yükselen barış özlemlerine kayıtsız kalamadı.
PKK‘nin bu adımı ‚memnuniyetle‘ karşıladığını açıkladı. Barış elçilerini Habur sınır kapısında ‚resmen‘ karşıladı. Birkaç saat süren mahkemede ‚formalite icabı‘ yargıladıktan sonra da ‚serbest‘ bıraktı.
Mahkemenin kararı sevinçle karşılandı.
Sorunun barışçıl yollardan çözüleceği umutları arttı. Kirli savaşın on yıllardır ezdiği ve ağır bedeller ödettiği Kürt halkı barış umudunun yarattığı çoşkuyla sokaklara aktı. Halk barış elçilerini görkemli mitinglerle bağrına bastı.
Ne var ki halkın barışçıl çözüm yolundaki bu görkemli çoşkusunu bahane eden Türk devleti, Başbakan Erdoğan’ın deyimiyle süreci ‚sil baştan‘ yaptı. Devlet, Habur’daki karşılamanın ardından barışçıl çözümü rafa kaldırdı.
Şimdi de sekiz ay kadar önce ‚resmen‘ çağırdığı ve karşıladığı bu insanları cezalandırmak istiyor.
Barış elçilerini Türkiye’ye ‚yasa dışı yollardan‘ girdikleri, ‚örgüt üyesi‘ oldukları ve ‚örgüt propagandası‘ yaptıkları gerekçesiyle Diyarbakır 6’ıncı Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılıyor.
Savcı PKK’lilere, PKK’li oldukları ve ayrıca Türkiye’ye pasaportsuz giriş yaptıkları için 15 ila 20 yıl arasında hapis talep ediyor!
Zaten Kürtler söz konusu olunca savcıları 15- 20 yıldan aşağısı kurtarmıyor.
Baksanıza KCK iddianamesine; savcı Kürt siyasetçilerine 5 bin 400 yıl kadar hapis cezası istiyor.
5 bin sene sonra bırakın Türkiye’yi dünyanın bile yerinde kalıp kalmayacağı belli değil ama, Türk savcısı Kürt siyasetçisine bu cezayı uygun(!) görüyor.
Başbakan Erdoğan geçenlerde ‚İsrail’in yaklaşımı insanı çıldırtır‘ diyordu. Türk devletinin yaklaşımı ise çıldırtmaktan beter ediyor. Bu durum karşısında insan çıldırmamak, fıttırmak ve zıvanadan çıkmamak için kendini zor tutuyor.
‚Barış Davası’ iddianamesine bakacak olursanız, sanki Türk devleti bu insanları çağırmamış ve sanki kendisi karşılamamış.
Oysa onları Türk devleti çağırdı. Devlet karşıladı ve devlet ‚serbest‘ bıraktı. Bu Kürt sorununun silahlı zeminden siyasal zemine taşınması planının bir parçasıydı.Kürtlere özgürce örgütlenme ve propaganda yapma hakkı tanınacaktı.
İçişleri Bakanı Atalay bu yönlü engellerin kaldırılacağını Meclis kürsüsünden açıklamıştı. Ancak Türk devleti sözünü yine tutmadı.
Kürt sorununu çözmek yerine PKK’yi çözmeyi esas alan devlet bunu başaramayacağını anlayınca süreci askıya aldı. Ardından da herşeyi ‚sil baştan‘ yaptı.
Bu yüzden bu insanları çağırdığını ve karşıladığını unutuyor.
Bu nedenle o gün verdiği sözleri bugün pişkinlikle yalayıp yutuyor. O günlerde ‚PKK dağdan iniyor, barış umutları güçleniyor‘ diye manşet atanlar, yazı yazanlar, açıklama yapanlar da bugün bu nedenle susuyor.
Evet; Türk devleti, resmen karşıladığı barış elçilerine şimdi‚terörist‘ muamelesi yapıyor! Dava yarın Diyarbakır‘da görülüyor. Savcılık her bir barış elçisi için 15 ila 20 yıl arasında hapis cezası istiyor.
Bu bile tek başına Türkiye’nin herşeyden önce bir ahlakının olması gerektiğini gösteriyor.
Türkiye’nin ‚ülkeler ahlaksızlıktan çökerler‘ diyen Çiçero’ya kulak vermesi, ‘ahlak olmayan yerde kanun hiçbir şey yapamaz’ diyen Napolyon’un sözünü de unutmaması gerekiyor.
16.06-10
- Yorum yazmak için giriş yapın veya kayıt olun
