Barış Grubu üyesi 10 kişi tutuklandı

Sabah saatlerinde Barış ve Demokratik Çözüm Grubu üyesi 3 kişinin tutuklanması ardından Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi'nde hakim karşısına çıkan 7 barış elçisi daha tutuklandı.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın çağrısı üzerine Türkiye'ye gelen Barış ve Demokratik Çözüm Grubu üyesi 17 kişi hakkında açılan davanın duruşmaları görüldü. 'Barış grubu' üyesi 17 kişinin bir kısmı 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nde, bir grup da 5. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılandı. Duruşmalara bazı grup üyeleri katılmadı.

Mahkemeye ortak savunma sunan Barış Grubu üyeleri Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın çağrısı üzerine toplumsal barışa katkı sunmak amacıyla geldiklerini belirtti. Grup üyeleri hakimin ısrarla, 'Örgüt içinde kaldığınız süre içerisinde yaptığınız faaliyetlerden dolayı pişmanlık duyuyor musunuz?' sorularına, 'Pişman değiliz ve pişmanlık yasalarından faydalanmak istemiyoruz' cevabını verdi.

Sabah saatlerinde 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nde duruşması görülen 'Barış ve Demokratik Çözüm Grubu' üyesi 7 kişiden Mustafa Erhan, Nurettin Turgut ve Hüseyin İpek tutuklandı.

Daha sonra da 5. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanan 10 kişiden de 7'si tutuklandı. Duruşmaya katılmayan 3 kişi için de arama kararı çıkarıldı.

ANF

barisgrubu_karsilama_ani.jpg

Barış Elçileri'nden ortak savunma: Barış için geldik

'Örgüt üyeliği' ve 'Örgüt propagandası' yapmak iddiasıyla yargılanan Barış ve Demokratik Çözüm Grubu üyesi 7 kişinin mahkemeye sunduğu ortak savunma şöyle:

'19 Ekim 2010 tarihinde Qendîl ve Mexmûr Mülteci Kampı'ndan iki grup birlikte Habur Sınır Kapısı'ndan Türkiye'ye giriş yaptık. Mexmûr Kampı'ndan gelenler, köylerinin güvenlik güçleri tarafından boşaltılması nedeni ile Irak'a sığınmak zorunda kalmışlardır. Burada oldukça zor koşullarda yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Kürt sorununun önemli bir parçası olarak Irak'a gidiş nedenlerinin ortadan kaldırılması, geri dönüş için Mexmûr halkının taleplerini yansıtmak için, halkın seçtiği temsilciler olarak gelen Mexmûr Grubu da bu sürece katkı sunmak için bizlere katıldılar. Bu gün bu arkadaşlarımızda bizimle yargılanmaktadır. Biz geliş sebebimizi ve amacımızı çeşitli vesilelerle basına ve kamuoyuna açıkladığımız gibi sonrasında da Cumhuriyet Savcılarına ve Sorgu Hakimine verdiğimiz ifadelerde de belirttik. Bu beyan ve ifadelerimizi aynen tekrarlamakla birlikte, iddianamedeki iddialara cevap verme gereğini duymaktayız.

Öncelikle iddianamenin kaleme alınış biçim ve dili konusundaki görüş ve eleştirilerimizi Sayın mahkeme ile paylaşmak istiyoruz. İddianamenin birçok yerinde bizlerden 'sözde barış grubu' olarak bahsedilmektedir. Bu kavram bir hukuki tanım ya da nitelemeden ziyade, politik bir jargona denk düşmektedir. Bu nedenle bu kavramın iddianamede yer almasını doğru bulmadığımızı belirtmek isteriz. Bizim özümüz de sözümüz de bu topraklarda barış içinde yaşama arzusudur. Bizler yukarıda da belirttiğimiz üzere, geliş amacımızı çok açık bir şekilde kamuoyu ile paylaştık. İmralı'dan Sayın Abdullah Öcalan'ın barış gruplarına çağrısının, KCK'nin açıklamalarının yanı sıra, hükümetin demokratik açılım ve Kürt sorununu çözüm açıklamalarını da yakından takip ettik ve bu temelde kendi öz irademizle, barış için doğduğumuz topraklara döndük. Amacımız; Kürt sorununun şiddet dışı yöntemlerle çözümünün mümkün olduğunu göstermekti. Eğer devlet ve organları silah ve şiddet dışındaki çözüm yöntemlerinin kapısın aralasa, Kürtlere demokratik siyasetin önünü açarsa, ifade ve örgütlenme özgürlüğü konusunda düzenleme yaparsa, Kürlerin dağdan inemeye, Mexmûr'dan dönmeye hazır olduğunu göstermekti. Yani biz moda deyimle, 'dağdan indik ve düz ovada siyaset yapmaya geldik. Ne yazık ki, sınırdan girişimizden bu güne kadar tüm bu iyi niyet ve çabalarımızın sonuçsuz kalmıştır.

Bu gelişimiz, yıllardır savaşın her türlü yıkımını ve acılarını yaşayan bölge halkında ve Türkiye'nin demokrat ve emekçileri nezdinde büyük bir umut ve sevinç yarattı. Ancak, bu geliş iç savaştan nemalanan güçlerin de kışkırtmalarıyla farklı bir boyutta ele alma yaşandı. Hükümette bu anlamsız ve kışkırtıcı kampanyanın etkisinde kalarak Kürt sorununun çözümünü yine askere havale etmiştir. Umudun yerini umutsuzluk, barış şarkılarının yerini silah sesleri almıştır.

Gelişimizden sonra, geliş amacımızı anlatmak ve barış umudunu büyütmek için, şehir şehir dolaştık. Gittiğimiz her yerde, savaşın, ölümün ve yoksulluğun kader olmadığını, barışında pekala mümkün olabileceğini anlatmaya çalıştık. Hiçbir yerde ve hiçbir konuşmada savaşı yüceltmedik. İnsanları savaşa ve savaşmaya davet etmedik. Tüm konuşmalarımızın ortak vurgusu, barıştır. Ama hemen her konuşmamız, bir soruşturmaya ve davaya konu oldu. Türkiye'de binlerce kişi gibi bizim de yaptığımız tek şey, şiddet içermeyen görüşlerimizi kamuoyu ile paylaşmaktı. Ancak söz konusu bugün düşüncelerimizden dolayı buradayız. Peki, ne demişiz; 'Abdullah Öcalan bir realitedir. Kürt sorununun çözümünde muhatap alınmalıdır' demişiz. Peki, bunu söyleyen bir tek biz miyiz? Elbette ki hayır. Aklıselim birçok akademisyen, gazete yazarı ve benzer görüşlerini kamuoyu ile paylaşmaktadır. Ama biz paylaşınca, en hafifi 'Örgüt propagandası yapmak' veya 'Örgüte üye olmak' gibi şeylerle itham ediliyor. Yargılanıyor ve cezalandırılıyoruz. Bugün cezaevleri, Kürtler adına siyaset yapanlarla dolup taşmaktadır. Peki, Kürtler adına siyaset yapanları, konuşanları, alternatif çözüm üretenleri, aykırı görüşleri savunanları cezaevlerine doldurursanız, silahı, şiddeti nasıl yöntem dışına çıkarabilirsiniz? Sonuç olarak, biz iddianamedeki suçlamaların hiçbirini kabul etmiyoruz. Demokratik haklarını kullanma ve düşünce özgürlüğü temelindeki tüm çabamız, savaşsız, eşit, özgür ve ortak bir vatandır.'

ANF

Gazeteciler: 'Açılım'ın son perdesi de kapandı

Gazeteciler: 'Açılım'ın son perdesi de kapandı

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın çağrısıyla Kandil ve Mahmur'dan gelen, 'Barış ve Demokratik Çözüm Grubu' üyelerinden 10 kişinin tutuklanmasını değerlendiren gazeteciler, tutuklamaları, 'AKP'nin 'açılım' adı altında başlattığı sürecin sonu' olarak değerlendirdi.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın çağrısıyla 19 Ekim'de Habur Sınır Kapısı'nda giriş yapan 'Barış ve Demokratik Çözüm Grubu' üyeleri hakkında Diyarbakır 4. ve 5. Ağır Ceza Mahkemesi'nde açılan davanın ilk duruşmasında 10 kişinin tutuklanmasına gazetecilerden de tepki geldi. Tutuklamaları 'açılım sürecinde hızla başlayan kapanmanın göstergesi' olarak yorumlayan gazeteciler, gelinen aşamayı farklı yorumlasa da Kürt sorununun geri dönülmez bir noktaya sürüklediği ve Kürtlerin devlete olan son güvenini kırdığı konusunda hemfikir.

Nazım Alpman: Kürtlerin devlete güveni tamamen bitti

Türkiye devletinin Kürtlere yönelik ikiyüzlü politikalarının eskiden beri süregelen bir yaklaşım olduğunu vurguladı. Alpman1991 Süleyman Demirel'in 'Kürt realitesini tanıyoruz' demesi, Tansu Çiller'in 'seneye Newroz'u bayram yapacağız' sözleri, Mesut Yılmaz'ın 'AB'nın yolu Diyarbakır'dan geçer' ifadesinin arkasında yaşananların bunun en önemli örneği olduğunu belirterek, Başbakan Erdoğan'ında bu politikanın devamında 'Kürt sorunu benim sorunumdur' dedikten sonra imhaya yöneldiğini söyledi. Türkiye için kararı 'talihsizlik' olarak değerlendiren Alpman; 'Bu tutuklamalar bağımsız yargı söylemi ile açıklanamaz. Silopi'de mahkeme kurup anlaşarak o insanları niye geldiğini bile bile serbest bırakanlar. Gelinen aşamada da bunun tersini yaptı. Kürtler açısından bu durum çok moral bozucu. Önce çağır getir sonra tutukla. Ben Kürt olsaydım bu devlete son güven kırıntım kalmışsa oda yok olurdu. Kürtlerin sineye çekebileceği bir durum değil' dedi.

Ertuğrul Mavioğlu: Siyasallaşan yargı kendi sürecini çiğnedi

Gazeteci Ertuğrul Mavioğlu ise 'açılım' süreci diye adlandırılan sürecin Habur'dan girişlerin ardından kapanışa doğru yol aldığını söyledi. Uzlaşma çerçevesinde başlangıçta soruşturmaya tabi tutulmayan ve niye geldikleri niçin geldikleri belli olan insanlara farklı gerekçelerle dava açılmasını bunun göstergesi olduğunu belirten Mavioğlu, 'İşin gerçeği onlar zaten bu ülke topraklarına Kandil ya da Mahmur'dan neden geldiği çok iyi biliniyordu. Bur çerçevede açılan soruşturmalar ve tutuklamaların süreci tıkayacağı bilinen bir durum. Burada hukukun nasıl siyasallaştığını da görmek mümkün. İnsanlar zaten örgüt üyesi olarak geldi. Savcılar herhangi bir soruşturma açmayarak, yargıyı çiğnedi. Şimdi ikinci kez yargı çiğneniyor' diye konuştu.

Erdoğan Aydın: Referandum ve seçimde Türk-İslam sentezli milliyetçilik rol oynayacak

Araştırmacı-Yazar Erdoğan Aydın'da, son aylarda iyice belirginleşen 'açılım' siyasetinin sona erdiğinin ortaya koyan en önemli gelişme olarak yorumladı. 'Son aylarda yaşanan gelişmeler olmasa, bu durum bir yol kazası ya da yargı kararı olarak değerlendirebilirdik. Ancak taşları yan yana koyduğumuzda açılımdan bir bütün vazgeçildiğini görebiliyoruz' diyen Aydın, AKP'nin Kürt sorunu çözme cesaretine ve inancına sahip olmadığını söyledi. Aydın, 'Önümüzdeki dönemde referandum ve seçim sürecinin Türk-İslam sentezli milliyetçilikle götürülecek, bu açıklıkla görülüyor. Dağdan gelenlerin yanında Mahmur'dan gelenlerinde tutuklanmış olması ise ayrı bir durum. Bırakın eli silahlı insanları mağdur koşullarda yaşamış insanlara dahi açılım yapamayacak kadar tıkanmış bir siyaset. Ne yazık ki AKP hükümeti Filistin meselesinde gösterdiği cesareti kendi Kürt meselesinde gösterme cesaretine sahip değil. Hükümet aslında Kürt meselesini kendi meselesi olarak görmüyor. Amerika'nın kucağına attığı bir sorunda oyalama taktiği uyguluyor' şeklinde konuştu.

Mete Çubukçu: Bir taraf yavaş diğer taraf aceleci davrandı

'Kandil ve Mahmur'dan yaşanan dönüşleri 'açılım'da bir milat olarak değerlendirildiğinde, tam olarak olmasa da bu tutuklamalarda 'açılım'ın kapanması için bir milat' değerlendirmesine bulunan Gazeteci Mete Çubukçu da ne niyetle geldikleri belli olan grupların bu niyetleriyle kabul edildiğini ancak zaman içinde beklentilerin karşılanmadığını söyledi. 'Açılım'da gelinen aşamada iki tarafından sorumluluğu olduğunu belirten Çubukçu; 'Tutuklamalar açılım sürecinin acil olarak yeniden ele alınıp tartışılması gerektiğini ortaya koyuyor. Görünen o ki yola çıkarkenki beklentilerin çoğu hayata geçmedi. KCK operasyonları, DTP'nin kapatılması, anayasa süreci, ancak burada PKK'nin de aceleci davrandığını düşünüyorum. Tokat'la başlayan saldırıların gerçekleşmiş olması da bu sürecin kapanışa götüren yollara taş döşedi. Aslında çözüm zamana yayılabilirdi, çözüm beklentisi hayal kırıklığı yarattı. AKP yavaş hareket etti PKK ise çok aceleci davrandı. Bu noktada yeniden başa dönülmesi gerekiyor. PKK'nin eski pozisyonuna dönmesi sürecin belki yeniden başlamasının önüne açar' diye konutu.

Celal Başlangıc: Bu yaz kaosla geçecek

Açılımdan sonra gösterilen performans barış sürecini ya da hükümetin açılım iddialarını güçlendirici değil baltalayıcı olduğunu belirten Gazeteci Celal Başlangıç ise bu yazın 'kaos' ortamı içinde geçeceğini söyledi. Tutuklamaların açılıma ilişkin öngörüleri haklı çıkardığını belirten Başlangıç şunları belirtti: 'Gerek yerel yöneticilerin ve partililerinin tutuklanması gerekse diğer baskılar sürece yönelik kimi olumlu ihtimalleri de ortadan kaldırılmasını getirmiştir. Nihayetinde biliyoruz ki bu tutuklanan barış grubundaki arkadaşlar kendi ayakları ile geldi. O zaman bunlar aslında söylenmişti. O noktadan sonra açılımın iyi yönetilmemesi halinde yolun tıkanacağı dile getirilmişti birçok çevre tarafından. Tutuklama kararları da bu öngörüleri haklı çıkardı. Yine de ben süreci bitmiş olarak görmüyorum. Her geçen gün kötüleşen bir süreç yaşadık ve şu anda ciddi bir kaos içinde olduğumuz da bir gerçek ama bu da bir süreç ve her an yeniden başlatılabilir. Ancak şunu söylemeliyim ki referandum öncesinde ben hükümetten yeni bir adım beklemiyorum. Bence bu yaz en azından referandum sonuçlanana kadar içinde bulunduğumuz kaos ile devam edecek. Ancak benim PKK'den beklentim, bu yaz için farklı taktik bir adımın devreye sokulmasıydı ancak olmadı. Tüm bunların devamında artık hükümet sözünü ettiği açılımın altını doldurmalı, bir yöntem belirlemeli ve kararlıca bu yöntemi hayata geçirmeli. Özellikle muhatap meselesine bir açıklık getirmeli. Sonuçta hem açılım deyip, hem kimi muhatap gördüğün üzere hiç bir netlikte sağlamadan devamında da operasyonlar ve tutuklamalarla yapılmaya çalışılan şey ancak kaosu güçlendiren hem Isa'ya hem Musa'ya yaranma politikasıdır ki bu da mümkün değil.'

Roni Marguiles: Barış elçilerini tutuklamak barışın altına bomba koymaktır

Hükümetin kendi attığı adımı tamamen baltaladığı görüşünü savunan Gazeteci Roni Marguiles'te tutuklamaları barış sürecinin altında patlatılan bomba olarak niteledi. Marguiles şunları dile getirdi: 'Anlaşarak ve barış elçisi olarak gelmiş olan insanları mahkemeye çıkarmak barış sürecinin altında bomba patlatmak demektir. Mahmurdaki insanların getirilmesi için söylenen sözler sonrasında beklenen şey gelişler için uygun ortamın yaratılmasıydı ki 'geçmiş olsun'. Artık bundan sonra böyle bir beklenti için hiç bir sebep yok. Sonuçta devletin PKK'yi tasfiye edelim Kürtlere haklarını verelim stratejisi uygulanıyor belli ki ama bunun başarı şansının '0' olduğunu görüyoruz. Bundan sonra da bu politikanın başarı şansı değişmeyecektir. Gerek bu karardan gerekse iki haftalık süreçten önümüzdeki yazın çok kanlı geçeceği sonucunu çıkarıyorum. Sonrasında da seçimler var. Seçimlerden önce hükümetin adım atması çok çok. O nedenle seçim sonrasına kadar bu kanlı süreç devam eder. Sonuçta verilen bu tutuklama kararları ile devletin, hükümetin başlattığını söylediği açılım öncesine dönüş başladı hatta döndük diyebiliriz. Bu noktada devlet ve hükümet durup düşünmek zorun da. Bu yaz akacak kanların sorumluluğunu üstlenmek istiyor mu istemiyor mu düşünmek zorunda. Şu anda görünen o ki ne yazık ki devlet-hükümet durmak ve düşünmek istemiyor. Daha önce de dediğim gibi, devlet eninde sonunda PKK'yi tasfiye etmenin gerçekçi bir tutum olmadığını görecek, bu arada savaş daha da kızışacak ve olan da çok sayıda gence olacak.'

İSTANBUL-DİHA

Bakkalcı: Türkiye'de barışa kelepçe vuruldu

Bakkalcı: Türkiye'de barışa kelepçe vuruldu

TBM Sözcüsü Bakkalcı, 'Sayın başbakan; sen demiyor muydun 'silahlar sussun gelsinler' nerdesin şimdi

Barış Grubu üyesi 10 kişinin tutuklanmasına tepki gösteren Türkiye Barış Meclisi (TBM) Sözcüsü Metin Bakkalcı, 'Sayın başbakan; sen demiyor muydun 'silahlar sussun gelsinler' nerdesin şimdi? Bunun vebalinin altında sen kalacaksın sen çağırdın. Ne oldu aynı kişiler barış elçilerinin sorgulamasını Habur sınır kapısında yapmadı mı? Serbest bırakılmadılar mı? Ne oldu da 8 ay sonra sen tekrar bunları yargılamaya çalışıyorsun?' dedi.

Türkiye Barış Meclisi (TBM), Barış ve Demokratik Çözüm Grubu üyesi 10 kişinin tutuklanmasının ardından kitlenin beklediği Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamayı yapan TBM Sözcüsü Metin Bakkalcı, 'Bu gün 17 Haziran 2010, bu Türkiye'nin tarihine kazındı bugün' dedi. 'Bu tarih aynı 19 Ekim 2009 gibi bu ülkeye kazındı, ancak bir farkla 19 Ekim 2009 bu ülkede barışa ait şiddetin dışında birlikte, eşit özgürce, yaşanan umutların dağlardan fışkırdığı, ovalardan yayıldığı, ülkenin her bir tarafına yayıldığı bir gün olarak tarihe geçti' diyen Bakkalcı, 'Ancak bugün bu ülkede barışın, umudun tahrip edildiği gün olarak tarihe geçecek' dedi. 17 Haziran tarihinin, Türkiye'de barışa kelepçe vurulan bir gün olarak tarihe geçeceğini ifade eden Bakkalcı, 'Bizlerin bu ülkedeki çoğunluğun umutlarını yok edilmeye çalışıldığının bir başka göstergesi olarak, tarihe geçecek' dedi.

Erdoğan'a: Bunun vebalinin altında sen kalacaksın

'Hiçbir tereddüt etmeden bu ülkede yeter ki barış gelebilsin diye '25 yıl da yatarız 10 yıl da yatarız' diye salonun içine girdiler' diyen Bakkalcı, 'Bizler bu hayatta savaşa karşı barış istiyoruz. Aynı o tutuklama kararını duyduklarında tereddütsüz kaç yıl olsa yatarız yeter ki bu ülkede barış gelsin, bebekler ölmesin, gençler ölmesin diyenler gibi işte bu, bu ülkenin umududur' dedi. Başbakan Tayip Erdoğan'a seslenen Bakkalcı, 'Sayın Başbakan; sen demiyor muydun 'silahlar sussun gelsinler' nerdesin şimdi? Bunun vebalinin altında sen kalacaksın, sen çağırdın. Aynı bizler gibi çağırdın bizler samimiyiz, içteniz ama bu güne kadar başta iktidar olarak bu ülkede küçücük bir azınlık, insanların acılarının üstünden politika yapıyor. Ne oldu aynı kişiler barış elçilerinin sorgulamasını Habur sınır kapısında yapmadı mı? Serbest bırakılmadılar mı? Ne oldu da 8 ay sonra sen tekrar bunları yargılamaya çalışıyorsun. Hukuk bu kadar çifte standardı bırakılacak bu ülkede' dedi.

Av. Gümüş: Siyaset ülkenin yargısına da el atmış

Ardından konuşan Barış Grubu üyelerinin avukatlarından Av. Fethi Gümüş de, 'Sözde hukuk mahkemesinde sesim kesildi beni fazla duyamazsınız. Ama öyle anlaşılıyor ki hukuki anlamada artık bu ülkede biz bir ses çıkaramayız. Biz hukuktan bahsedemeyiz, biz kanundan bahsedemeyiz. Öyle görünüyor ki siyaset bu ülkenin yargısına da ele almıştır. Bu gün 10 tane barış güvercininin kafese hapsettiler. Şu söyleniyor, 'siz Abdullah Öcalan'ın hiçbir şeyini taklit etmeyeceksiniz, hiçbir talimatını dinlemeyeceksiniz. Bu talimat ister barış, savaş, silah ne için olursa olsun dinlemeyeceksiniz. Bize teslim olacaksınız, bizi dinleyeceksiniz!' ben bunu sizin takdirinize bırakıyorum. Ama bu gün bu insanlar da onlara net bir şekilde dediler ki 'biz size teslim olmayacağız'. Korkunç bir hukuk adına hukuku çiğneme olayıyla karşı karşıya kaldık. Biz bu halkların kardeşliği için sonuna kadar mücadele edeceğiz' şeklinde konuştu.

Gülten Kışanak: Tutuklama kararı daha önce alınmıştı, oynanan bir tiyatroydu

Daha sonra konuşan BDP Eşbaşkanı Gülten Kışanak da, '12 Eylül döneminde bile görülmeyen hukuku katleden bir yargılama ile karşılaştık. Habur'da serbest bırakılan elçilere Diyarbakır'da bu gün savcı tutuklama kararı veriyor. 'Peki ne değişti?' sorusunu hepimiz soruyoruz, bir tek şey değişmiş olabilir, AKP'den aldıkları talimat değişti. Başka hiçbir şey değişmedi. Gelen kişilerin savunması aynıdır, geliş amaçları aynıdır. Bu ülkeye barış ve demokrasi için geldiklerini o zamanda beyan etmişlerdir, şimdide beyan etmişlerdir. Önceden tutuklama kararı alınmıştı. Polis içerde ve dışarıda barikat kurmuştu. Bunu anlayabildik. Mahkeme salonunda yapılanlar sadece bir tiyatroydu. Bu ülkede barış elçilerini hapsetmek için talimat almışlardı. Ama yanılıyorlar, onlar belki bu gün çok değerli on barış savunucusunu tutuklamış olabilirler ama bu ülkenin barış umutlarını tutuklamaya asla ve asla güçleri yetmeyecektir. Başbakan dönüp dedi ki 'sil baştan yaparız' neyi sil baştan yapıyorsun diye sorduk. O zaman başbakan döndü bu lafını inkar etti. 'Ben onu demek istemedim' dedi. Ama bu gün görüyoruz ki sil baştan etmişler. Ben inanıyorum ki Türkiye'nin tüm vicdanlı sesleri bu sese kulak verecektir. Bir sonraki mahkemede Türkiye'nin tüm vicdanlı sesleri burada olacaktır. Bundan sonra çok daha güçlü bir şekilde çok daha örgütlü bir şekilde bu ülkeye barışı ve demokrasiyi getirmek için çözüm siyasetinde ısrar edeceğiz' dedi.

DİYARBAKIR-DİHA

Sanatçılar ve aydınlarda şaştı bu işe

Sanatçılar ve aydınlarda şaştı bu işe

PKK Lider Abdullah Öcalan'ın çağrısıyla Kandil ve Mahmur'dan gelen, 'Barış ve Demokratik Çözüm Grubu' üyelerinden 10 kişinin tutuklanmasını değerlendiren aydın ve sanatçılar şaşkınlıklarını dile getirdi. Oyuncu Lale Mansur, 'Yıllardır mücadele ediyoruz ama hiçbir şeyi başaramadık' derken, Gazeteci Ertuğrul Kürkçü ise, 'AKP bir bakıma samimiyet testinde, bir bakıma 'sınıf geçti' de diyebiliriz. 'Güvenlik güçlerimiz çocuk da olsa, kadın da olsa kim olursa gerekli müdahale ne ise bunu yapacak' demişti. Başbakan Erdoğan ve partisi bir çatışmasızlık dönemini daha berbat edip bıraktı' dedi.

PKK Lider Abdullah Öcalan'ın çağrısıyla Kandil ve Mahmur'dan gelen, 'Barış ve Demokratik Çözüm Grubu' üyelerinden 10 kişinin tutuklanmasını, Gazeteci Ertuğrul Kürkçü, sanatçı Lale Mansur, Derya Alabora, İlkay Akkaya, DİHA'ya değerlendirdi.

Sanatçı Lale Mansur, Barış Gruplarının bu şekilde tutuklanmalarına tepki göstererek 'Düşüncenin suç olmaktan çıkmadığı sürece bir parmak yol alamıyoruz' dedi. Düşüncelerin ifade edilmesinin önemine değinen Mansur 'Yıllardır mücadele ediyoruz ama hiçbir şeyi başaramadık' dedi.

Tahmaz: Açılımın faturası barış grubuna çıkarıldı'

Tutuklamalara tepki gösteren Hakan Tahmaz, 'Açılımın faturası barış grubuna çıkarıldı' dedi. Tahmaz, mahkemenin 'kaçma olasılığını' varsayarak verdiği tutuklama kararlarını 'kabul edilemez olarak' değerlendirerek 'Bu insanlar sekiz aydır Türkiye'de. Tutuklananların biri 60 yaşında. Hüseyin İpek ve Mustafa Ayhan karar açıklandığında salonda değillerdi. Tutuklanacakları bile bile salona geri döndüler' dedi. Tahmaz, 'Amacımız; Kürt sorununun şiddet dışı yöntemlerle çözümünün mümkün olduğunu göstermekti. Eğer devlet silah ve şiddet dışındaki çözüm yöntemlerinin kapısın aralarsa, Kürtlere demokratik siyasetin önünü açarsa, ifade ve örgütlenme özgürlüğü konusunda düzenleme yaparsa, Kürtlerin dağdan inemeye, Mahmur'dan dönmeye hazır olduğunu göstermekti' diye konuştu.

Gazeteci Ertuğrul Kürkçü'de kararın yanlış olduğuna dikkat çekerek 'Bu bir çifte standarttır' dedi. AKP'nin bir samimiyet testinden daha sınıfta kaldığını belirten Kürkçü, 'Çocukların ölümü, hapse atılması, binlercesinin mahkûm olması ya da mahkûmiyet tehdidi altına girmesi AKP'nin bir samimiyet testinden daha sınıfta kalması demek. Ya da aslında bir bakıma 'sınıf geçti' de diyebiliriz. Erdoğan Nisan 2006'da çocuklar kitleler halinde kurşunlanmaya, dövülmeye, hapse atılmaya başladığında 'Güvenlik güçlerimiz çocuk da olsa, kadın da olsa kim olursa olsun eğer terörün maşası haline gelmişse, gerekli müdahale ne ise bunu yapacak,' demişti. Gerçekten de sözünde durdu. Böyle diye diye binlerce çocuğu vurup kırarak 2010'a geldi. AKP bir güvenlik operasyonu olarak sınırlamak zorunda kaldığı 'açılım'ı da PKK'ye yönelik bir tasfiye olarak icraya girişince PKK'nin AKP hükümetini sarsmaya ve referanduma giden bir süreçte hırpalama ve giderek iktidardan etme hamlesine yönelişiyle karşı karşıya kaldı. Başbakan Erdoğan ve partisi bir çatışmasızlık dönemini daha berbat edip bıraktı' diye konuştu.

İlkay Akaya: Barış için atılan adıma ayıp ettiler

Sanatçı İlkay Akkaya ise, 'Çocukluğundan bu yana ülkesinde garip garip olaylar yaşanmasına tanık olmuş ama alışamamış bir insan olarak, tutuklanmalar beni sarstı ama şaşırtmadı. 12 eylül öncesi ve sonrası yaşanan karanlığı, on yıllardır süren savaşı ve ödediğimiz bedelleri düşününce bugün vardığımız nokta sadece savaşa davet çıkartmaksa buna, sadece yazık denir' dedi. Akkaya, açılım adı altında başlatılan süreç sonrasında yaşananlara bakıldığında, barışın bu ülkede yaşayan halklar tarafından tesis edilebileceğine, inanan insanların sabrını sınamak amacını taşıdığını belirtti. Akkaya, şunları kaydetti: 'KCK operasyonları,TMK mağduru çocukların durumu, meclis dışına itilen barış yanlısı politikacılar ve her gün gelen ölüm haberleri ve son tutuklamalarla da taçlandırmış oldular bel kemiksiz politikalarını. Barış umuduyla atılan bir adıma daha yazık ettiler ve çok ama çok ayıp ettiler.'

İSTANBUL-DİHA