2010'a taşınan 1990'ların ruhu umutlarımızı katlediyor

Bu ülkede 1990'lı yıllarda Kürtleri susturmak için JİTEM türü yapılanmalar kuruldu, eline silah tutuşturulanlar cinayet makinesi haline getirildi. 17 bin faili malum cinayet bu yapılanmanın ve o dönemin ürünü. O dönemdeki uygulamalar düşük ve orta yoğunlukta savaşları harladı.

Her sabah nerede ise bu cinayetler ya da boşaltılan köy haberleri ile uyanan bizler bu savaşta yer almaktan başka çaremiz olmadığına inandık. O gün benim gibi pek çok genci dağda savaştan başka mücadele kanalı olmadığına inandıran uygulamaların sonuçları çok acı oldu. 1 milyondan fazla zorunlu göç, 4 bin civarında boşaltılan köy ve 30 bin can... Aradan uzun yıllar geçti. Silaha mecbur kalmadan da hak ve özgürlük mücadelesinin yapılabileceği koşullar oluştuğunu düşünmeye başladık. Bu koşulların önünü açmak için, Kürt sorununa silahlı değil barışçıl-demokratik çözüm olanaklarının yollarını açmak için 1999'da barış grupları gönderildi.

Benim de içinde yer aldığım bu hikaye hepinizin bildiği bir hikaye. Gelir gelmez tutuklandık, uzun yıllar cezaevinde yattık vs... Bunun dışında da ilan edilmiş çatışmasızlık süreçleri değerlendirilemedi, diyalog çağrıları açıktan yanıtlanamadı.

Ama yine de umudumuzu kaybetmedik. Demokratik çözüm koşullarının her geçen gün olgunlaştığı bir zaman diliminde olduğumuza inandık. Siyaset yapabilirdik, sivil toplum örgütleri kurabilir, buralarda mücadele yürütebilirdik. Buna yasalarca da hiçbir engel yoktu! Böyle düşünüyorduk. Ama son iki yıldır giderek bu inançta ciddi sarsılmalar yaşadık. Yasal demokratik alan bir anda daralmaya başladı. KCK operasyonları ile sivil-demokratik alanda silahsız mücadele yürütenler toplu halde tutuklanmaya başladı.

1990'lı yılların militer ve paramiliter güçlerinin silahla yaptıkları bugün hukuk eliyle yapılmaya başlandı. 1990'ın susturma stratejisi araçları değiştirerek sürdürülüyor adeta. Dün silahlı devlet güçlerinin terörü, bugün yargı koridorlarında yeniden canlandırılıyor. 1990'lı yıllarda silahlı terörün başaramadığını, bir tür yargı terörü ile başarmayı umuyorlar. Bu nedenle her ağzını açan hakkında dava açılıyor, adliyelere her yolu düşen tutuklanıyor ve ağır ceza istemleri ile yargılanıyorlar. Sayı şimdiden binleri aştı.

Bu nedenle KCK tutuklamalarını gerçekleştirenlerin o 17 bin cinayeti işleyenlerden, savaş etiğini iğdiş edenlerden hiçbir farkı yok. Bugün o insanlık vahşetini yapanlara 'Ergenekon' deniyor. O halde bugün Kürt siyasetçilerini şimdi de yargı silahını kullanarak susturmaya çalışan, hukuk etiğinin ve vicdanının canına okuyanlar da Ergenekon'dur. Buna hiçbir şüphe yok.

Elinde silahla bu halka kan kusturan zihniyet, şimdi de sırta cüppe atarak bu işi yaptırmaya çalışıyor. JİTEM itirafçısı Abdülkadir Aygan'ın itiraflarını bilirsiniz, hani PKK'li olduğundan şüphelendiği ya da ilerde PKK'li olma ihtimali olan gencecik çocuklara insan havsalasının almayacağı işkenceler yapıp nasıl da öldürdükleri ile ilgili itirafları... Hatta bu cinayetler için mağdurların PKK'li ya da PKK'ye yakın olması da gerekmiyordu, insan haklarını savunmak, yasal zeminde örgütlü olmak ya da birine 'gıcık' olmak da yetiyordu öldürmek için...

Şimdi KCK davasından yargılananlar için de aynı zihniyet işliyor. Karar alıcının PKK'li saydığı herhangi biri ile hasbelkader yapılmış bir küçük telefon konuşması, Koşuyolu Parkı'nda çocukların öldürülmesini kınama, geleneksel kıyafetlerini giyme, kadın haklarını savunma, kadın kotası talep etme, çocuk haklarından bahsetme, Hasankeyf baraj olmasın demek, siyasetçinin partisinin eylem ve toplantılarına katılması, STÖ temsilcisinin kurumunun faaliyetlerine katılması, PKK davasından tutuklu olanlara avukatlık yapmak... vs. her şey KCK'li olmak ve bu nedenle yargılanarak yıllarını hapislerde geçirmek için yeterli.

1990'lı yılların bugün insanlık vicdanında çoktan mahkum olmuş o cinayetleri gibi KCK tutuklamaları da insanlık vicdanında mahkum olacaktır. Türkiye iktidarı ve kamuoyu vicdanında da daha güçlü olarak 'biz hata yaptık' denecektir. Tıpkı şimdi 1990'lar için dendiği gibi. Ama 1990 stratejisinin hatası çok pahalıya mal oldu. On binler öldü, başka çare olmadığına inanan on binler dağa çıktı, milyonlar evsiz kaldı. 2009'un hatası neye mal olacak? Aynı sonuçlara mı, yoksa bu sonuçlara bir de toplumsal ayrışma ve çatışma mı eklenecek. İşte o zaman felaket olur. Çözümün yollarını tıkayarak, mücadele alanlarını mevziiye ve mahpusa indirgeyerek Türkiye bu felaketin yollarında yürüyor.

Peki, Türkiye ne zaman hayatlara mal olan ve geri dönüşü imkansız hatalardan ders alacak? Yarından sonrası çok geç olacak...

***

Bizden 10 yıl sonra gelen barış grupları tek tek tutuklanıyor. Bu konudaki öfkem yürek kabarmam henüz geçmediği için yazamadım. Bir musibet bin nasihatten yeğdir derler, kendi musibetimizi şimdilik herkese hatırlatmak isterim. Kulaklarınızı açın; 10 yıl önce sadece biz mahkum edilmedik, Türkiye'nin barışı mahkum edildi. Bu mahkumiyet 20 yıllık savaşta kaybedilen kadar cana ve mala mal oldu. Şimdi mahkum edilen Türkiye barışı ya 30 yıllık bilançoyu katlarsa... Kim verecek bunun hesabını... Bu konuyu yazacağım...